Uygar Şirin’in geçtiğimiz yılın başında çıkan romanı “Karışık Kaset”, aynı isimle Tunç Şahin tarafından beyazperdeye uyarlandı. Tunç Şahin’in ilk uzun metraj denemesi olması, popüler kültür ürünü bir romantik komedi vadetmesi gibi birçok soru işaretiyle vizyona giren film özellikle ana akım sinemamız adına oldukça sevindirici bir üsluba sahip. Seyirciyi yakalayabilmek için ucuz oyunlara yeltenmeyen yönetmen, uyguladığı başarılı formülle her kesimden sinemaseveri memnun edecek bir filme imza atmış.

Önce Filmekimi’nde ardından da vizyonda seyrettiğimiz Aşkın Halleri – The Disappearance of Eleanor Rigby filmini Ned Benson üç film olarak tasarlamıştı. Filmi iki ana karakterinin ortak dünyasını anlattığı ve bizim bu versiyonuyla izlediğimiz filmin yanı sıra bu aşkın taraflarını erkek-kadın olmak üzere iki ayrı filmde kendi dünyalarından yansıtmıştı. Bu şekilde düşününce benzer bir formül uygulayan lakin sadece erkeğin yani Ulaş karakterinin gözünden seyirciye sunan Karışık Kaset aşkı tek taraflı bir düzlem üzerinden aktarıyor.  Yıllar içerisinde değişen müzik kültürüyle birlikte bir ülkenin aynı yıllar içerisinde geçirdiği değişimin fotoğrafını çeken “Karışık Kaset” romandan bağımsız bir akışa sahip değil. Aksine romana büyük ölçüde sadık kalarak Uygar Şirin’in çizdiği sınırlar içerisinde beyazperdeye aktarılmış. 1990-2000-2010 olarak üç ayrı bölümde ele alabileceğimiz  film bu değişimler sırasında bize birbirinden kopamayan Ulaş ile İrem’in aşkını sunsa da arka planda az önce de bahsettiğim gibi Türkiye’nin panoramasını sunuyor. Ve bu değişim romanda olduğu gibi oldukça gerçekçi ve samimi bir dille seyirciye ulaştırılıyor. Her ne kadar arka planda değişen ülke resmi ciddi mesajlar içermiyor olsa da bu değişim kimi zaman hüzünlü kimi zamansa keyifli bir seyirlik sunuyor. Üstelik bu değişimler Sezen Aksu’dan Tarkan’a birçok başarılı isme saygıda bulunarak hayat bulurken, en önemli saygı duruşu ise Mazhar Alanson’a karşı gösteriliyor.

Filmin senaryosunu Mert Atalay ile birlikte kaleme alan yönetmen Tunç Şahin, kitaba sadık kalırken Ulaş karakteri ve babasını merkezine almayı tercih etmiş. Bu iki karakter ile seyircinin yakınlık kurması sağlanıyor olsa da özellikle İrem karakteri ile empati kurmayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Zira; İrem’in yıllar içinde geçirdiği değişimler hakkında neredeyse hiçbir bilgi verilmezken bu belirsizlik karakterin derinine inmemizi engelliyor. İrem karakterinden bahsetmişken itiraf etmem gerekiyor ki Özge Özpirinçci beni kendisine hayran bıraktı. Sarp Apak’ın performansı hakkında olumsuz bir şey söyleyemem lakin, Özge Özpirinçci’nin yanında ister istemez sırıttığını eklemem gerekiyor. 

Velhasıl bazı filmlerle ilgili fikir belirtirken kuramlar üzerine tartışmaya, çekim açıları, yönetmenlik tecrübesi vb. konularda lafı fazla dolandırmanın anlamı olmadığını düşünüyorum. Bu filmler sizi yakalayabildiği kadar başarılı, sizde bıraktığı etki kadar samimidir. Karışık Kaset işte tam da bu filmlerden. Belki Yeşilçam’dan çıkan filmlere benzemiyor ama artık ucuz romantik komedi filmlerinden sıkılan seyirciler için “bakın bu filmler, böyle de çekilebilir” algısı yaratıyor.

Şunu da söylemeden edemeyeceğim, kişisel olarak ben Ulaş karakterinde kendimden çok fazla şey buldum. Ve bu kişisel yakınlık filme olan bakış açımı olumlu yönde ister istemez etkiledi ve ben bu dönemde yetişen birçok çocuk gibi benzer hikayeleri olan herkesin Ulaş veya İrem karakterinden çok şey bulacağını düşünüyorum. Son olarak, Sezen Aksu’nun “Hoşgeldin” şarkısını bu kadar sevdiğimi bilmezdim ya da hatırlamıyordum. Filmle ilgili düşüncelerimi yazarken fonda bu şarkıyı dinlemek ise pek güzel oldu.

İyi seyirler…

Uygar Şirin’in geçtiğimiz yılın başında çıkan romanı “Karışık Kaset”, aynı isimle Tunç Şahin tarafından beyazperdeye uyarlandı. Tunç Şahin’in ilk uzun metraj denemesi olması, popüler kültür ürünü bir romantik komedi vadetmesi gibi birçok soru işaretiyle vizyona giren film özellikle ana akım sinemamız adına oldukça sevindirici bir üsluba sahip. Seyirciyi yakalayabilmek için ucuz oyunlara yeltenmeyen yönetmen, uyguladığı başarılı formülle her kesimden sinemaseveri memnun edecek bir filme imza atmış. Önce Filmekimi’nde ardından da vizyonda seyrettiğimiz Aşkın Halleri – The Disappearance of Eleanor Rigby filmini Ned Benson üç film olarak tasarlamıştı. Filmi iki ana karakterinin ortak dünyasını anlattığı ve bizim bu versiyonuyla izlediğimiz filmin yanı sıra bu aşkın taraflarını erkek-kadın olmak üzere iki ayrı filmde kendi dünyalarından yansıtmıştı. Bu şekilde düşününce benzer bir formül uygulayan lakin sadece erkeğin yani Ulaş karakterinin gözünden seyirciye sunan Karışık Kaset aşkı tek taraflı bir düzlem üzerinden aktarıyor.  Yıllar içerisinde değişen müzik kültürüyle birlikte bir ülkenin aynı yıllar içerisinde geçirdiği değişimin fotoğrafını çeken “Karışık Kaset” romandan bağımsız bir akışa sahip değil. Aksine romana büyük ölçüde sadık kalarak Uygar Şirin’in çizdiği sınırlar içerisinde beyazperdeye aktarılmış. 1990-2000-2010 olarak üç ayrı bölümde ele alabileceğimiz  film bu değişimler sırasında bize birbirinden kopamayan Ulaş ile İrem’in aşkını sunsa da arka planda az önce de bahsettiğim gibi Türkiye’nin panoramasını sunuyor. Ve bu değişim romanda olduğu gibi oldukça gerçekçi ve samimi bir dille seyirciye ulaştırılıyor. Her ne kadar arka planda değişen ülke resmi ciddi mesajlar içermiyor olsa da bu değişim kimi zaman hüzünlü kimi zamansa keyifli bir seyirlik sunuyor. Üstelik bu değişimler Sezen Aksu’dan Tarkan’a birçok başarılı isme saygıda bulunarak hayat bulurken, en önemli saygı duruşu ise Mazhar Alanson’a karşı gösteriliyor. Filmin senaryosunu Mert Atalay ile birlikte kaleme alan yönetmen Tunç Şahin, kitaba sadık kalırken Ulaş karakteri ve babasını merkezine almayı tercih etmiş. Bu iki karakter ile seyircinin yakınlık kurması sağlanıyor olsa da özellikle İrem karakteri ile empati kurmayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Zira; İrem’in yıllar içinde geçirdiği değişimler hakkında neredeyse hiçbir bilgi verilmezken bu belirsizlik karakterin derinine inmemizi engelliyor. İrem karakterinden bahsetmişken itiraf etmem gerekiyor ki Özge Özpirinçci beni kendisine hayran bıraktı. Sarp Apak’ın performansı hakkında olumsuz bir şey söyleyemem lakin, Özge Özpirinçci’nin yanında ister istemez sırıttığını eklemem gerekiyor.  Velhasıl bazı filmlerle ilgili fikir belirtirken kuramlar üzerine tartışmaya, çekim açıları, yönetmenlik tecrübesi vb. konularda lafı fazla dolandırmanın anlamı olmadığını düşünüyorum. Bu filmler sizi yakalayabildiği kadar başarılı, sizde bıraktığı etki kadar samimidir. Karışık Kaset işte tam da bu filmlerden. Belki Yeşilçam’dan çıkan filmlere benzemiyor ama artık ucuz romantik komedi filmlerinden sıkılan seyirciler için “bakın bu filmler, böyle de çekilebilir” algısı yaratıyor. Şunu da söylemeden edemeyeceğim, kişisel olarak ben Ulaş karakterinde kendimden çok fazla şey buldum. Ve bu kişisel yakınlık filme olan bakış açımı olumlu yönde ister istemez etkiledi ve ben bu dönemde yetişen birçok çocuk gibi benzer hikayeleri olan herkesin Ulaş veya İrem karakterinden çok şey bulacağını düşünüyorum. Son olarak, Sezen Aksu’nun “Hoşgeldin” şarkısını bu kadar sevdiğimi bilmezdim ya da hatırlamıyordum. Filmle ilgili düşüncelerimi yazarken fonda bu şarkıyı dinlemek ise pek güzel oldu. İyi seyirler…

Yazar Puanı

Yazar Puanı

Seyirciyi yakalayabilmek için ucuz oyunlara yeltenmeyen yönetmen, uyguladığı başarılı formülle her kesimden sinemaseveri memnun edecek bir filme imza atmış.

Kullanıcı Puanları: 2.25 ( 2 votes)
71
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi