Sinema tarihinin en tanınan ve önemli yönetmenlerinden biri olan Amerikalı yönetmen Martin Scorsese, çektiği her film ile bir şekilde dikkat çekmeyi başarır. 1967 yılında I Call First ile ismini duyurmaya başlayan yönetmen, 1973 yılında yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı Mean Streets ile sinemada yerini sağlamlaştırmaya başlamış ve Taxi Driver ile unutulmazlar arasına adım atmıştır. Özellikle karanlık filmleriyle dikkat çeken Scorsese, kullandığı müzikler ve çekim teknikleri ile kara mizah kullanımı ile filmlerine derinlik katar. İşte karşınızda Martin Scorsese imzası taşıyan 6 korku filmi!

Günümüzde aktif olarak yönetmenliğe devam eden en kariyerli isimlerden biri olan Martin Scorsese, yakın zamanda Silence filmi ile tekrar izleyici ile buluşmaya hazırlanıyor. Silence öncesinde Scorsese, 23 farklı uzun metrajlı film ile izleyici karşısına çıkmıştır. 1967 yılında daha sonraki filmlerinde tekrar çalışcağı Harvey Keitel’ın başrolünde olduğu I Call First ile beyaz perdeye adım atan başarılı yönetmen, 1973 yılında çektiği başarılı suç draması Mean Street ile sinema tarihinde görülen en önemli birlikteliklerden birinin başlamasına ön ayak olur. Martin Scorsese, Mean Streets dışında birlikte 8 film çekeceği Robert De Niro ile ilk defa bir araya gelir. Bu birliktelik yıllar içerisinde Taxi Driver, Raging Bull, Casino ve Goodfellas gibi filmlerin izleyici ile buluşmasını sağlamıştır. Zaman geçtikçe Scorsese’nin yeni favori ismi sevilen aktör Leonardo DiCaprio olur. Bu ikilinin birlikteliğinde ise The Departed ve Shutter Island gibi oldukça sevilen 5 film izleyicinin beğenisine sunulur. Scorsese, DiCaprio ve De Niro dışında Christopher Lee, Max von Sydow, Ben Kingsley, Daniel Day-Lewis, Cate Blanchett ve Joe Pesci gibi birçok başarılı oyuncu ile de çalışmıştır. Genellikle çektiği suç odaklı filmler ile tanınan başarılı isim, Hugo gibi aile filmleri ve Raging Bull ile The Aviator gibi biyografik filmler de izleyici karşısına çıkmıştır. 8 kez En İyi Yönetmen Oscar’ına aday olan Scorsese, The Departed ile ödülü evine götürmüştür. Yaşayan ve en çok Akademi ödülü adaylığı bulunan yönetmen olan Martin Scorese, Billy Wilder ile birlikte tarihte en çok adaylığı olan ikinci isimdir.

Görünürde suç odaklı filmleri ile bilinse de Scorsese’nin bazı filmleri korku sinemasının özelliklerini taşır. Korku filmlerine hayran olduğu bilinen Amerikalı yönetmen filmlerinde de bu hayranlığı yansıtır. En sevilen ve konu olarak en alakasız gözüken filmlerinde bile korku ögeleri kendine yer bulur. Zaten film türü olarak korku, sadece izleyiciyi yerinden zıplatmayı amaçlayan değil aynı zamanda olabilecekler üzerinden ürküten filmlerdir. Korku filmleri izleyicilere sevdiren aslında filmin odak noktasındaki karakterin seyirciye korku salmasıdır. Biz de sizlere Martin Scorsese’nin bu tarz korku ögeleri ile beslenen 6 filmini derledik.

Karanlık ve Suç Atmosferinin Ardına Gizlenen Martin Scorsese İmzalı 6 Korku Filmi!

Taxi Driver (1976)

taxi-driver-filmloverss

Martin Scorsese’nin ilk filmlerinden olmasına rağmen hem kendi filmografisinin hem de sinema tarihinin en başarılı filmlerinden biri olan Taxi Driver, Scorsese’nin muazzam yönetmenliği dışında Robert De Niro’nun ders niteliğindeki oyunculuğu ile bu başarısına ulaşır. Paul Schrader’ın senaryosunu yazdığı film, büyük şehir kalabalığının içinde yalnız yaşayan ve taksi şoförlüğü yapan Travis Bickle’ın New York City’de karşılaştıkları yüzünden içindeki şiddetin ortaya çıkmasını konu alır. Bernard Herrmann’ın bestelediği atmosferi tamamlayan müzikleri, Travis Bickle üzerinden ortaya çıkan rahatsız edici şiddet görüntüleri ve Bickle’ın Vietnam Savaşı sonrası ‘hafiften’ kafayı sıyırması ile temelinde psikolojik bir korku filmidir Taxi Driver.

The King of Comedy (1982)

the-king-of-comedy-filmloverss

Filmi izlemeyenler için adına bakınca anlamsız bakışlara sebep olacak bu Scorsese filminde de başrol Robert De Niro’ya aittir. İkilinin çektiği en az bilinen filmlerden biri olan bu film ilginç bir konuya sahiptir. Rupert Pupkin isimli en az Travis Bickle kadar dengesiz olan bir komedyendir. Kimsenin ismini bilmediği Pupkin, idolü olan talk-show sunucusu Jerry Langford ile yakınlık kurarak ünlü olma hayalleri kurar. Uzun bir takibin ardından başarısız olan Pupkin çareyi Langford’u kaçırmakta bulur. Bu sayede talk-show’a çıkış hayallerine ulaşmaya daha da yakınlaşır. Görünüşte bir komedi filmi olan bu film Robert Pupkin’in sayko planları ve Jerry Langford’u bir sapık gibi takip etmesi ile korkutucu bir hal alır ve ünlülerin yaşadıkları korkutucu sorunlara ışık tutar.

After Hours (1985)

after-hours-filmloverss

Yine görünüşte bir komedi filmi olan After Hours, Scorsese’nin kara mizahının bir başka muhteşem örneğidir. Günlük hayatta yüzlerce farklı versiyonunu görebileceğiniz ortalama bir insan olan Paul, bir kafede tuhaf bir kız olan Marcy ile tanışır. Marcy’den aldığı teklif sonucu onunla Marcy’nin Soho’daki evinde buluşmayı kabul eder. Eve girdikten sonra ise hayatının en kötü gecesi başlamış olur. Marcy’nin evi tahmin edilemeyecek birçok gizemli ve gizemli olduğu kadar korkutucu şeylerle doludur. Howard Shore’un harika müzikleri desteklenen film, rahatsız edici ve gergin ortamı ile korkuyu izleyiciye aşılar.

Cape Fear (1991)

cape-fear-filmloverss

Robert De Niro’nun başrolünde yer aldığı bir başka Scorsese filmi olan Cape Fear, 1962 yılında J. Lee Thompson’ın yönettiği aynı isimli filmin yeniden yapımıdır. Orijinalinde Robert Mitchum’un yeniden yapımda ise Robert De Niro’nun hayat verdiği Max Cady, tecavüz suçuyla atıldığı hapishaneden 14 yılın ardından çıkmıştır. Ancak intikam duygusuyla yanıp tutuşmaktadır ve kendisini savunan ancak yaptığı büyük hata ile hapse girmesine sebep olan avukat Sam Bowden’ın peşine düşer. De Niro’nun karakterin psikopatlığını muazzam şekilde yansıttığı bu gerilim filmi, sonlarına doğru oldukça şiddetli bir hale evrilerek bir korku filmine dönüşür.

Bringing Out the Dead (1999)

bringing-out-the-dead-filmloverss

Nicholas Cage’in ününün tavan yaptığı dönemlerde çekilen bu film, Taxi Driver’ın senaristi Schrader ve Scorsese’yi tekrar bir araya getirir. Frank Pierce, Manhattan’daki bir ambulansta yardımcı hekimdir. Ancak birçok hastayı kaybetmiştir ve bu hastaların hayaletleri kendisinin peşine düşer. Gördüğü ölüm sayısının fazlalığı onu deliliğe doğru sürüklemektedir ancak kendisi gibi sorunlu biri olan Mary Burke ile tanışır ve bu ikili birbirlerine yardım etmeye çalışır. Katoliklik üzerinden ilerleyen korku temeli ve sürreal anlatımı ile deliliğe her an daha da yakınlaşan Frank Pierce’ı izleyiciye sunan film, korku türüne korku türüne göz kırpar.

Shutter Island (2010)

shutter-island-filmloverss

Scorsese’nin son dönem eserlerinden olan Shutter Island, psikolojik gerilimi ve son ana kadar koruduğu gizemi ile dikkat çeker. Leonardo DiCaprio’nun hayat verdiği Amerikan askeri Teddy Daniels’ın bir adada bulunan akıl hastanesinde kaybolan bir hastayı araştırmasını konu alan film ilerledikçe gerilimini arttırır. Film ilerledikçe Teddy, her şeyden şüphelenmeye başlar artık hafızası bile onun için güvenilir değildir. Sürreal, karanlık görüntüleri ve halüsinasyon imgeleri ile Teddy Daniels’ın içinde bulunduğu korku hali izleyiciye doğru kayar ve bu korku-gerilim bulundurduğu gizem ile izleyiciyi koltuğuna kitler.

Kaynak: Comingsoon.net

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi