Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa

“Beni siz delirttiniz, evet evet siz delirttiniz beni

Uçaklar, rüşvetler ve mobilyalar ve ahlak üstüne nutuklar”

– Beni Siz Delirttiniz, söz-müzik: Cem Karaca

Sinemanın delilerle, psikolojik rahatsızlık çeken kişilerle, psikiyatristlerle ve akıl hastaneleriyle olan ilişkisi oldukça eskiye, sinemanın çocukluk yıllarına dayanır. İlk örneklerinden bu yana deliliğin sinemadaki temsili genelde komedi unsuru olarak kullanılmıştır. Bu anlamdaki deli uzunca yıllar akli yetersizliğinin neden olduğu gülünç davranışlar sebebiyle izleyiciye eğlenceli anlar yaşatırken; ne yapacağını kestiremediğimiz deli imgesi özellikle korku türünün en önemli ögelerinden biri olmuştur. Karakterlerin Çıldırdığı 15 Muhteşem Film dosyasını hazırlamamıza ilham kaynağı olan delilik ise toplumsal olaylar, iktidar hırsları, saplantılar, yalnızlık, iletişimsizlik, ahlaki çöküşler sebebiyle zihinlerde bir kırılmaya sebep olmuş ve bir noktada sistemin yarattığı gerçeklik algısından kaçış olarak okunabilecek bir delirme ya da çıldırma eylemidir.

Aşağıda, kronolojik bir sırayla bulacağınız tüm filmler, karakterlerin belirli bir aşamadan sonra yavaş yavaş aklını yitirmeye ve deliliğe yönelmeye başladığı en başarılı örnekleri arasından seçilmiştir. Konuyla alakalı olmasına rağmen bu dosyada göremeyeceğiniz filmler ise sizleri hayal kırıklığına uğratmasın, sonuçta bu dosyanın güçlenmesini sağlamak en çok da siz okuyucuların ellerinde. O halde,  karakterleri ile onların bilinçaltında gelişen çatışmalı ilişkilerini beyazperdeye yansıtmış ve biz izleyicileri aklın mayın tarlalarına doğru bir yolculuğa çıkarmış yönetmenlerin filmlerine göz atmaya ne dersiniz?   

 Karakterlerin Çıldırdığı 15 Muhteşem Film

1. M – Fritz Lang (1931)

m - fritz lang - filmloverss

Alman Dışavurumcu Sineması’nın en güçlü temsilcilerinden biri olan Fritz Lang’in ilk sesli filmi olma özelliğini taşıyan M; bir film noir (kara film) klasiği olarak da dikkatleri üzerine çeker. M, Nazilerin iktidara gelmesinden hemen önce Alman toplumunun özellikle sokakta yaşadığı gerginliği ve paranoyayı yansıtmasıyla büyük beğeni toplamış bir gerilim filmidir.

Alman polisi seri cinayetler işleyen bir çocuk katilini yakalamakta güçlük çekmekte ve bu durum halk üzerinde büyük bir tedirginlik uyandırmaktadır. Polisin katili bir türlü yakalayamayışı sadece halkı olduğu kadar dilencileri, hırsızları ve çeteleri de etkilemeye başlar; çünkü giderek artan polis baskısı onların da işlerini aksatmıştır. Bu sebeple organize suç grupları ve dilenciler de bu azılı katilin peşine düşerler. Filmde başlarda katilin yüzünü görmeyiz; sadece gölgesi ve sürekli aynı tonda çaldığı ıslığı duyulur. Kulağı oldukça keskin kör bir baloncunun ıslığı teşhis etmesi ve akabinde suç çetelerinin katili yakalamak için kurduğu plan devreye girince, bu azılı çocuk katili polisten önce suç çetelerinin eline düşer. Akabinde; çetelerin kendi içinde bir mahkeme kurarak yargılamaya başladığı çocuk katilinin, aslında ne denli zayıf ve kendini kontrol etmekte güçlük çeken bir akıl hastası olduğunu öğreniriz.

Nazilerin iktidara gelmesi ile birlikte yasaklanan M, Alman toplumunu karamsar bir bakış açısıyla resmettiği ve suç örgütleri ile polis teşkilatını aynı kefeye koyduğu için Fritz Lang’in başını oldukça ağrıtmıştır. Peter Lorre’un, M filmindeki katil rolünde, sinema tarihinin en iyi oyunculuk performanslarından birini sergilediğini de söylemeden geçmeyelim.

2. Shock Corridor – Samuel Fuller (1963)

shock corridor - filmloverss

Birbirinden sıra dışı filmler çekerek kendisinden çılgın yönetmen diye bahsetmemizi sağlayan Samuel Fuller’in Shock Corridor’u; ‘Karakterlerin Çıldırdığı 15 Muhteşem Film’ dosyasının kesinlikle olmazsa olmazlarından biri. Huzursuz edici filmler arasında da bir numaraya oynayabilecek, kültleşmiş bir klasik olan Shock Corridor’un; Milos Forman’ın Guguk Kuşu ya da Martin Scorsese’nin Shutter Island gibi psikolojik dram filmlerinin ilham kaynağı olduğunu da belirtmek gerek. Bir akıl hastanesindeki cinayetleri çözmek için oraya girmeye karar veren, kendisini Pulitzer ödülü almaya şartlamış hırslı bir gazetecinin başından geçenleri anlatan Shock Corridor; sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi Amerikan toplumu eleştirilerinden de biridir.

Hırslı bir gazeteci olan Johnny Barrett (Peter Breck) hem Pulitzer ödülü almak hem de bir türlü çözülemeyen cinayeti çözmek için hasta numarası yaparak akıl hastanesine girer. Yaptığı plan dahilinde üç görgü tanığı ile görüşecek, böylece hem cinayeti çözmüş hem de arzuladığı ödülü kazanmış olacaktır. Fakat Johnny’nin aşırı hırsı ve yaşadığı tanıklıklar kendi akıl sağlığının da çökmeye başlamasına ve delirme eylemlerinin ayyuka çıkmasına sebep olacaktır.

Küçücük bir detay olarak; Bernardo Bertolucci imzalı The Dreamers filminin hemen başında sinemada film izleyen ana karakterimizin izlediği filmin Shock Corridor olduğunu da belirtelim.

3. Repulsion – Roman Polanski (1965)

repulsion - filmloverss

Roman Polanski’nin Amerika serüveninden hemen önce Londra’da geçen son Avrupa filmi Repulsion; afiş tanıtımında yazdığı şekliyle ‘bir bakirenin rüyalarının korkunç dünyası beyazperdenin korkunç gerçeğine dönüşüyor’ düsturunu sonuna dek doğrulayan bir film. Günlük hayatlarımızda hepimizin yaptığı sıradan hareketleri delilik emaresi olarak ele alan ürpertici bir korku ve gerilim filmi. Roman Polanski’nin Rosemary’s Baby ve The Tenant filmi ile birlikte oluşturacağı Apartman Üçlemesi’nin ilk filmi olarak dikkatleri çeken Repulsion; dünyadan ve gerçeklik duygusundan yavaş yavaş kopmaya başlayan bir kadının akıl sağlığını nasıl yitirdiğinin öyküsü.

Londra’da bir apartman dairesinde evli bir adamla ilişki yaşayan ablasıyla birlikte yaşayan Carol, ablasının on günlük bir tatile gitmesi sonucu evde yalnız kalır. Yavaş yavaş gerçeklik algısını yitirip histerik dereceye varıncaya dek akıl sağlığını yitirmeye başlayan Carol’ın yaşadıkları, klostrofobik bir mekanın duygusal bir mayın tarlasına dönüşümünü de hızlandırır. Repulsion; bizleri kişisel korkularımız içinden gerçeküstü bir yolculuğa çıkarırken sinema tarihinin en şok edici psikolojik gerilim filmlerinden biri olarak da hafızalarımıza kazınıyor.

Repulsion filmindeki Carol rolüyle tüm zamanların en iyi kadın oyuncu performanslarından birine imza atan Catherine Deneuve ise oyunculuk eğitimi adına özellikle ders alınması gereken bir performansa imza atıyor.

4. Macbeth – Roman Polanski (1971)

roman-polanski-macbeth-filmloverss

Dünyaca ünlü oyun yazarı William Shakespeare’in en güçlü yapıtlarından biri olan Macbeth trajedisi birçok defa hem TV’ye hem de sinema filmlerine uyarlandı. Ama Polonyalı yönetmen Roman Polanski’nin Macbeth uyarlaması bugüne dek sinemaya aktarılmış en başarılı Macbeth olarak gönüllerde taht kurdu. Cinayet ve büyücülük yoluyla İskoç Kralı’nın tahtını ele geçiren ve iktidar hırsının önünü alamayarak delirmeye başlayan Macbeth’in karanlık hikayesi Polanski’nin ellerinde, orijinal esere de sonuna kadar sadık kalınarak, acımasız ve kanlı bir uyarlamaya dönüşüyor.

Kralına sadık bir asilzade olan Macbeth’in karşılaştığı üç büyücü, ona, bir sonraki İskoç Kralı’nın kendisi olacağını söyler. Macbeth’in güçlü ve hırslı karısı Lady Macbeth bu kehaneti öğrendikten sonra Macbeth’i kaderindeki bu iktidar yolculuğuna çıkması için kışkırtmaya başlar. İskoç Kralı Duncan bir gün Macbeth’in şatosunda kalmak isteyince, Macbeth’in karısı Lady Macbeth Duncan’ı öldürüp kocasını tahta çıkarmanın planlarını yapar. Karısının planlarını uygulamaya geçiren Macbeth sonunda İskoç tahtını ele geçirir. Fakat Macbeth’in bu iktidar yolculuğu ve önüne geçemediği hırsları öz yıkıma, çıldırıp delirmeye başlamaya, histeriye ve birçok insanın katliamına yol açacaktır.

Shakespeare’in en kanlı ve şiddet içeren başyapıtlarından biri olan Macbeth’i; görselliklerinden oyunculuk performanslarına dek itinayla işlemiş Roman Polanski imzalı Macbeth uyarlamasını ıskalamayın derim.

5. Aguirre, The Wrath of God – Werner Herzog (1972)

aguirre-wrath-of-god - filmloverss

Yeni Alman Sineması’nın en güçlü temsilcilerinden biri olan Werner Herzog’un uluslararası alanda da tanınırlığını sağlamış kültleşmiş başyapıtı Aguirre, The Wrath of God;  Fitzcarraldo (1982) ve Cobra Verde (1987) ile birlikte epik ve tarihi bir üçlemeyi oluşturur. Gözünü iktidar hırsı bürümüş ve bu hırs uğruna akli dengesini yitirmeye başlamış acımasız bir İspanyol fatihinin iktidar yolculuğunu işleyen film, özellikle görsel tarzı ve anlatım stili ile Francis Ford Coppola’nın 1979 yılında yapacağı Apocalypse Now filmine de esin kaynağı olmuştur.

1560 yılında efsanevi altın ülkesi El Dorado’nun peşine düşen ve Peru’daki İnka topraklarını yağmalamaya başlayan gruba Don Pedro de Ursua liderlik etmektedir. Koşullar zorlaşmaya başlayınca Ursua El Dorado hayalinden vazgeçip, geri dönmeye karar verir. Fakat gözünü iktidar ve şöhret hırsı bürüyen yardımcısı Don Lope de Aguirre bu fikre karşı çıkar. Aguirre, isteği kabul edilmeyince başkaldırır. Aguirre’nin acımasızlığından korkan askerlerin boyun eğişiyle birlikte varlığı bile henüz bilinmeyen El Dorado’ya doğru geri dönüşü olmayan, amansız bir yolculuk başlar. İktidar arzusuyla yanıp kavrulan Aguirre’nin kişisel hırsları sonunda katıksız bir deliliğe kadar varacak ve Aguirre kendisiyle birlikte yanındakileri de ölüme sürüklemekten çekinmeyecektir.

Senaryosuyla, kurgusuyla ve özellikle de Aguirre rolündeki Klaus Kinski’nin efsanevi performansıyla unutulmaz bir sinema macerası yaratan Aguirre, The Wrath of God’ı mutlaka izleme fırsatı yakalayın.

Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi