Kötü ruhların istilasına uğrayan bir kişinin ve/veya ailenin konu alındığı korku filmlerinin bize öğrettiği en önemli gerçek bu filmlerde kullanılması gereken materyaller olmasıdır. Haç, kutsal kitap ve bu ikisini kullanmak üzere görevlendirilen bir din adamı gibi… İnsanoğlunun korktuğu birçok ögenin dini gerekçelere dayandırılması, bu bahsettiğim detayların tür içerisinde neredeyse tüm örneklerde yer almasına sebep oluyor. Yerli filmlerde de kendi kültürümüz ve inanışlarımıza göre şekillenen bu sömürünün artık klişeden öteye geçemiyor olmasıysa türün değer kaybetmesine yol açıyor. Ama bir bakıyorsunuz ki Karabasan (The Babadook) gibi cesur bir film çıkıyor ve bu klişelerden hiçbirini kullanmadan, seyirciye tadından yenmeyecek bir korku resitali sunuyor.

Filmin konusuna kısaca göz atacak olursak; Amelia doğumu sırasında kendisini hastaneye yetiştirmeye çalışan kocasını bir kaza sonucu kaybediyor. Üzerinden yedi sene geçmesine rağmen kocasının yokluğuna bir türlü alışamayan Amelia ve oğlu Samuel o günden sonra hayatlarını bir başlarına geçirmek zorunda kalıyor ve zaten oldukça gri bir hayata sahip olan bu küçük aile bir de doğaüstü güçlerin tacizine uğrayınca tüm hayatları siyaha dönüyor. Her ne kadar Amelia ve Samuel doğaüstü güçlerin saldırısı altında olduğunu düşünseler de Mister Babadook isimli kitapta geçen karabasan gerçek mi, yoksa ailenin kendi zihinlerinde yarattığı bir hayal ürünü mü sorusu gizemini korumaya devam ediyor.

Yalnız bir anne ve küçük yaştaki oğlunun hikayesini merkezine alarak bir öcü hikayesi sunan Avusturalya yapımı Karabasan, yönetmeni Jennifer Kent’in ilk uzun metraj deneyimi. Oldukça düşük bir bütçeye sahip olan filmin en büyük avantajı çapını biliyor olması. Gerçekçilikten uzak bir görsel efekt deneyimi sunmak gibi bir derdi olmayan film, bir insanın hayal gücünün sunduğu gerçeklikten öteye gitmeyen sahneleriyle dikkat çekiyor. Korkutmak için klişe tekniklerden ziyade annenin zihninde olan bitenleri psikolojik gelgitlerle yansıtan film, Hitchcock’un Sapık’ına (Psycho) da saygı duruşunda bulunmayı ihmal etmiyor. Bakımevinde çalışan Amelia’nın çay servis ettiği kadının adının Norma olması sadece bir rastlantı değil; ilerleyen bölümlerde lanetli kitabı okurken canlanan “eli bıçaklı anne” modeline de bir hazırlık niteliğinde.

Özetle, Sundance Film Festivali’nde gösterilen ve aldığı övgüleri sonuna kadar hak eden Karabasan, 33. İstanbul Film Festivali’nde gösterildiği bölümün adına yakışır şekilde bir gece yarısı çılgınlığı sunuyor. Samuel rolündeki küçük oyuncu Noah Wiseman’in rolüyle büyüdüğü bu düşük bütçeli korku filmine şans vermek için zaman kaybetmeyin.

İyi seyirler…

Kötü ruhların istilasına uğrayan bir kişinin ve/veya ailenin konu alındığı korku filmlerinin bize öğrettiği en önemli gerçek bu filmlerde kullanılması gereken materyaller olmasıdır. Haç, kutsal kitap ve bu ikisini kullanmak üzere görevlendirilen bir din adamı gibi... İnsanoğlunun korktuğu birçok ögenin dini gerekçelere dayandırılması, bu bahsettiğim detayların tür içerisinde neredeyse tüm örneklerde yer almasına sebep oluyor. Yerli filmlerde de kendi kültürümüz ve inanışlarımıza göre şekillenen bu sömürünün artık klişeden öteye geçemiyor olmasıysa türün değer kaybetmesine yol açıyor. Ama bir bakıyorsunuz ki Karabasan (The Babadook) gibi cesur bir film çıkıyor ve bu klişelerden hiçbirini kullanmadan, seyirciye tadından yenmeyecek bir korku resitali sunuyor. Filmin konusuna kısaca göz atacak olursak; Amelia doğumu sırasında kendisini hastaneye yetiştirmeye çalışan kocasını bir kaza sonucu kaybediyor. Üzerinden yedi sene geçmesine rağmen kocasının yokluğuna bir türlü alışamayan Amelia ve oğlu Samuel o günden sonra hayatlarını bir başlarına geçirmek zorunda kalıyor ve zaten oldukça gri bir hayata sahip olan bu küçük aile bir de doğaüstü güçlerin tacizine uğrayınca tüm hayatları siyaha dönüyor. Her ne kadar Amelia ve Samuel doğaüstü güçlerin saldırısı altında olduğunu düşünseler de Mister Babadook isimli kitapta geçen karabasan gerçek mi, yoksa ailenin kendi zihinlerinde yarattığı bir hayal ürünü mü sorusu gizemini korumaya devam ediyor. Yalnız bir anne ve küçük yaştaki oğlunun hikayesini merkezine alarak bir öcü hikayesi sunan Avusturalya yapımı Karabasan, yönetmeni Jennifer Kent’in ilk uzun metraj deneyimi. Oldukça düşük bir bütçeye sahip olan filmin en büyük avantajı çapını biliyor olması. Gerçekçilikten uzak bir görsel efekt deneyimi sunmak gibi bir derdi olmayan film, bir insanın hayal gücünün sunduğu gerçeklikten öteye gitmeyen sahneleriyle dikkat çekiyor. Korkutmak için klişe tekniklerden ziyade annenin zihninde olan bitenleri psikolojik gelgitlerle yansıtan film, Hitchcock’un Sapık’ına (Psycho) da saygı duruşunda bulunmayı ihmal etmiyor. Bakımevinde çalışan Amelia’nın çay servis ettiği kadının adının Norma olması sadece bir rastlantı değil; ilerleyen bölümlerde lanetli kitabı okurken canlanan “eli bıçaklı anne” modeline de bir hazırlık niteliğinde. Özetle, Sundance Film Festivali’nde gösterilen ve aldığı övgüleri sonuna kadar hak eden Karabasan, 33. İstanbul Film Festivali’nde gösterildiği bölümün adına yakışır şekilde bir gece yarısı çılgınlığı sunuyor. Samuel rolündeki küçük oyuncu Noah Wiseman’in rolüyle büyüdüğü bu düşük bütçeli korku filmine şans vermek için zaman kaybetmeyin. İyi seyirler...
Puan - 90 / 100

9

Bir bakıyorsunuz ki The Babadook gibi cesur bir film çıkıyor ve bu klişelerden hiçbirini kullanmadan, seyirciye tadından yenmeyecek bir korku resitali sunuyor.

Kullanıcı Puanları: 4.33 ( 6 votes)
9
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi