Her güzel şeyin bir sonu vardır ya da sonu olduğunu bildiğimiz şey daha güzeldir.

Kara Şövalye (The Dark Knight) bu zamana kadar yapılmış süper kahraman filmlerinin en karanlığı olmuştu. Daha da güzeli hikayeyi masal tadından çıkartıp iyi ve kötü kavramlarını iç içe sokmasıydı. Bunu Two-Face karakteriyle ve Joker’in insanlar tarafından çok sevilmesiyle başardı. Christopher Nolan serinin dümenine geçene kadar Örümcek-Adam, Superman gibi kahramanların gerisinde kalan Batman hem karanlık senaryosuyla hem oyuncu kadrosuyla diğer süper kahraman filmlerinin yanında çoktan efsaneleşti bile. Heath Ledger’ın bu efsanedeki payı da unutulmaz ve tartışılmaz elbette.

Serinin son filmi (bu konudaki tartışmalara da birazdan değineceğim) Kara Şövalye Yükseliyor (The Dark Knight Rises) ikinci filmin etkisiyle uzun zamandır beklenen bir yapım. Joker ve Two-Face gibi daha bilindik düşmanlarının yerine Bane gibi uzun zamandır unutulmuş bir düşman seçimiyle kafalar karışsa da gerçek Bane karakterini bilenler asıl Batman’in şimdi başladığını düşünmüşlerdir. Çünkü ‘Yarasa’nın gerçek düşmanı ve onu en çok zorlayanı Bane olmuştur. Önceki seride aptal bir kas yığını olarak Uma Thurman’ın koruması gibi bize tanıtılan Bane aslında bundan ibaret değil. Çizgi romanları takip edenlerin de gayet iyi bileceği üzere Bane, Batman’in en önemli rakiplerinden birisi. Çünkü onun bedenini zorladığı kadar ruhunu da aynı oranda zorlayan nadir düşmanlardan. Onun üzerine anlatılacak çok şey var ama daha fazlası filmle ilgili ipucu da olabilir. Ancak Bane seçimi son film için seçilebilecek en iyi düşmanlardan. Bu sebeple Joker’den sonra Batman için kabus olabilecek bir karakterin seriye dahil olması filmle ilgili beklentiyi yükseltti ve heyecanı arttırdı. Filmi izledikten sonra da Nolan’ın, belki de Batman’dan daha fazla ön plana çıkardığı Bane karakterinin, ne kadar doğru bir seçim olduğunu söyleyebilirim.

Başrolde diğer iki filmde olduğu gibi Christian Bale yer alıyor. Bu zamana kadarki en karizmatik ve bu role en çok yakışan oyuncu olarak son filme de ayrı bir hava veriyor Bale. Kendisini oyunculuğa adayan, yılda bir canlandıracağı roller için aldığı ve verdiği kilolarla tartışılan, Prestij, Makinist ve Dövüşçü filmleriyle beni benden alan Bale, üçüncü filmle birlikte bitmek üzere bir efsane olan Terminator’ü dördüncü filmle nasıl ayağa kaldırdıysa Batman’i de eski ve unutulmaya yüz tutmuş serilerinin çok çok üzerine çıkartarak kendi çıtasını yükseltti. Diğer başrollerden Kedikadın Anne Hathaway’e soğuk baksam da, hatta bu rol için neden o diye sorgulasam da filmden çıktıktan sonra onun da hayranı olduğumu söyleyebilirim. Kendisinden hiç beklemediğim bir performansla Kedikadını canlandırmış. Michelle Pfeiffer’in başarılı ancak abartılı kedi rolüyle tanıştığımız Kedikadın, Halle Berry’le tek başına bir karakter olarak beyazperdeye gelmişti. Ancak o filmde de kullanılan bilgisayar efektleri gözü rahatsız edecek kadar abartılı olmuştu. Anne Hathaway’le bir kez daha karşımıza çıkan Kedikadın şu ana kadarki en iyi Kedikadın olmuş dersem abartmam. Blake rolünde izlediğimiz Joseph Gordon-Levitt de filme çok yakışmış. Başlangıç (Inception) filmine kadar daha çok gençlik filmlerinde yer almış ve kendisini sevdirmişti. Ancak hem Başlangıç’taki, hem Batman’deki oyunculuğuyla büyük bir oyuncu olma yolunda hızla ilerlediğini gösterdi ve yeni filmi Looper’ı daha da çok merak etmemi sağladı. Marion Cotillard da son filmde karşımıza çıkan oyunculardandı. Genel olarak oyunculuğunu beğensem de ve önemli bir rolü olsa da yıldızlarla dolu kadroda arka planda kaldığını söylemeliyim. Gary Oldman, Morgan Freeman ve Michael Caine gibi ilk filmden beri seride yer alan ustalar yine her zamanki gibi kaliteli oyunculuklarıyla filme ağırlık katıyorlar.

Filmle ilgili hep olumlu şeylerden bahsetsem de bazı olumsuzluklar da gözüme çarptı. Diğer Amerikan yapımı filmlerin büyük çoğunlunda karşımıza çıkan milliyetçilik kavramı bu seride de yakamızı bırakmadı. İkinci filmde özellikle karşılıklı iki gemi ve içindeki yolcuların davranışlarında öne çıkan ‘Amerika halkı dünyanın en iyi ve en anlayışlı halkıdır’ mesajı gözüme çarpmıştı. Bunun dışında da ağır siyasi mesajlar içeren Kara Şövalye’den sonra bu film de Amerika propagandasına devam ediyor. Bane gibi bir karaktere verilen eşitlik savunuculuğu ve bunu yaparken dünyaya verdiği zarar sonucunda bir kez daha dünyayı Amerika’nın kurtarmasını beklemek filmin kötü yanları. Her ne kadar Amerikan hükümetlerini de eleştiren bir film olsa da ‘Yüce Amerikan’ halkı ve onların soylu davranışları göze sokulmaya çalışılıyor. Hükümete gönderme yapılabilmesinin altında Nolan’ın İngiliz olmasının yattığını düşünürken halkı bu kadar yüceltmesini nereye bağlayabileceğimi bilmiyorum.

 

Öyle ya da böyle yedi yıl süren bir efsanenin sonuna geldik. Üçüncü filmle birlikte Nolan’ın ve Bale’in artık Batman filmlerinde yer almayacağını bilsek de herkes gibi biz de acaba bir sürpriz olur mu diye düşünüyoruz. Ancak Nolan’ın açıklamaları çok açık ve net. Bir daha hiçbir Batman projesinin içinde olmayacağını açık açık belirtti. Her ne kadar içinde Batman’in de olduğu Marvel’in ‘Yenilmezler’ine rakip olarak bir süre sonra ekranlarda göreceğimiz konuşulan ‘Justice League’ için Nolan’ın adı geçse de bu açıklamalarından sonra umutlanmamak en iyisi. Üç filmi de tekrar tekrar izlemek istesem de serinin bitmesini daha tadında bulduğumu da belirtmeliyim.

Joker ve Heath Ledger sayesinde ikinci film hala bir adım önde olsa da Kara Şövalye Yükseliyor izlemeye doyulmayacak bir yapım. En kısa zamanda üç filmi arka arkaya izlemeyi planlamamı sağlayan bu son filmi sizlerin de beğeneceğinizi düşünüyorum. Şimdiden iyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi