Edgar ödüllü yazar Lawrence Block’un 1976 yılında yayımlanan The Sins of The Fathers (Babaların Günahları)  adlı romanının başkarakteri olan Matthew Scudder’ın maceralarından uyarlanan Kanunun Ötesinde (A Walk Among The Tombstones) filminde, Liam Neeson başkaraktere can veriyor. Neeson yasadışı yollardan, lisanssız şekilde özel dedekliflik yapan eski bir NYPD polis memurunu canlandırıyor.

Kenny Kristo adında bir uyuşturucu tacirinin karısı kaçırılarak vahşice öldürülmüştür. Potansiyel bir suçlunun başına gelen bu olayı aydınlatmak elbette Matt’e düşer. Matt önceleri çok ilgilenmese de olayın içine girdikçe öldürülen kadının yalnız olmadığını ve olağanüstü işkencelere maruz kaldığını fark edince olayın peşine düşer. Mesleğini bıraktıktan sonra tek amacı acı çeken insanlara yardım etmek olan karakterimiz New York’un arka sokaklarında dehşet saçan katilleri bulmak için kolları sıvar.

Gerilim ve aksiyonu yüksek bir sekansla başlıyor film. Geriye dönüş sarmallarıyla şekillenen hikâye, yağmurlu ve gece çekimleri ağırlıklı karamsar havasını Carlos Rivera imzalı müziklerle destekliyor. Yan karakterlerin hikâyeye dâhil oluşlarında daha belirginleşen boşluklar klişe bir konu olmasının yanı sıra senaryoyu biraz daha zayıflatsa da gerilim-aksiyon filmlerinde görmeye aşina olduğumuz Neeson’ın ve iki seri katilin performansları çıtayı yükseltiyor. Gerilimi seyirciyi sürekli olarak ters köşeye yatırma odaklı şekillendiren yönetmen Scott Frank, özellikle kameraya verdiği hareketin dinamik oluşu ölçütüyle değerlendirecek olursak filmin son anına kadar bunu başarıyla gerçekleştiriyor.

Afroamerikan ve zeki bir sokak çocuğu olan TJ ile işbirliği yapan dedektif Scudder, cep telefonu ve bilgisayar gibi teknolojileri kullanmayı sevmeyen, geleneksel yöntemlerle işe koyulan bir profil çiziyor. TJ, tam da bu noktada hikâyeye dâhil oluyor ama çocuğun asıl işlevi Scudder’la olan samimiyetiyle kurulan diyalogda beliriyor. Matt’in, hikâyenin başından beri vurgulandığı şekilde mesleğinden uzaklaşmadığını asıl sebebin polisken alkolik bir adama dönüşmesinden ve bunun bir olaya sebep olmasından kaynaklandığını öğreniyoruz. Bu olay aynı zamanda öykünün dramatik yapısını oluşturuyor. Dramatik yapı, çözüme ulaşırken ve finale yaklaşırken aksiyona farklı bir anlam katıyor. Bir tür kişilik programı olarak özetlenebilecek 12 Basamak Grupları’nın (alkoliklerin tedavi yöntemi, bkz: Adsız Alkolikler) doktrinleri madde madde ilerleyerek gerilime paralel bir şekilde ele alınıyor. Bu sahne, filmin en dikkate değer ve dramatik yapısının en iyi şekilde örüldüğü sahne diyebiliriz. Olay örgüsünde dikkate değer bir diğer olgu ise; iki seri katilden pasif olanın finale doğru bahsettiğim ters köşe halkasının en önemli parçasını oluşturuyor olması…

Liam Neeson’ın yine suçluların peşinde karşımıza çıktığı Kanunun Ötesi’nde filminde 1999 yılının New York’unda ABD kolluk kuvvetleri neredeymiş peki diye sormadan edemiyoruz. Bu sorunsalın yanı sıra yan karakterlerin gerek dâhil oluşları gerek dışına çıkarıldıkları hikâyeyle bağlarındaki kopuklukları da göz ardı edilemeyecek kadar rahatsız ediciydi fakat final sahnesinin temaya bağlı olarak varoluşçuluk üzerine düşündürmesi ve filmin geneline hâkim gürültünün aksine seyirciyi sessizlikle baş başa bırakarak veda etmesi oldukça güzeldi.

Edgar ödüllü yazar Lawrence Block’un 1976 yılında yayımlanan The Sins of The Fathers (Babaların Günahları)  adlı romanının başkarakteri olan Matthew Scudder’ın maceralarından uyarlanan Kanunun Ötesinde (A Walk Among The Tombstones) filminde, Liam Neeson başkaraktere can veriyor. Neeson yasadışı yollardan, lisanssız şekilde özel dedekliflik yapan eski bir NYPD polis memurunu canlandırıyor. Kenny Kristo adında bir uyuşturucu tacirinin karısı kaçırılarak vahşice öldürülmüştür. Potansiyel bir suçlunun başına gelen bu olayı aydınlatmak elbette Matt’e düşer. Matt önceleri çok ilgilenmese de olayın içine girdikçe öldürülen kadının yalnız olmadığını ve olağanüstü işkencelere maruz kaldığını fark edince olayın peşine düşer. Mesleğini bıraktıktan sonra tek amacı acı çeken insanlara yardım etmek olan karakterimiz New York’un arka sokaklarında dehşet saçan katilleri bulmak için kolları sıvar. Gerilim ve aksiyonu yüksek bir sekansla başlıyor film. Geriye dönüş sarmallarıyla şekillenen hikâye, yağmurlu ve gece çekimleri ağırlıklı karamsar havasını Carlos Rivera imzalı müziklerle destekliyor. Yan karakterlerin hikâyeye dâhil oluşlarında daha belirginleşen boşluklar klişe bir konu olmasının yanı sıra senaryoyu biraz daha zayıflatsa da gerilim-aksiyon filmlerinde görmeye aşina olduğumuz Neeson’ın ve iki seri katilin performansları çıtayı yükseltiyor. Gerilimi seyirciyi sürekli olarak ters köşeye yatırma odaklı şekillendiren yönetmen Scott Frank, özellikle kameraya verdiği hareketin dinamik oluşu ölçütüyle değerlendirecek olursak filmin son anına kadar bunu başarıyla gerçekleştiriyor. Afroamerikan ve zeki bir sokak çocuğu olan TJ ile işbirliği yapan dedektif Scudder, cep telefonu ve bilgisayar gibi teknolojileri kullanmayı sevmeyen, geleneksel yöntemlerle işe koyulan bir profil çiziyor. TJ, tam da bu noktada hikâyeye dâhil oluyor ama çocuğun asıl işlevi Scudder’la olan samimiyetiyle kurulan diyalogda beliriyor. Matt’in, hikâyenin başından beri vurgulandığı şekilde mesleğinden uzaklaşmadığını asıl sebebin polisken alkolik bir adama dönüşmesinden ve bunun bir olaya sebep olmasından kaynaklandığını öğreniyoruz. Bu olay aynı zamanda öykünün dramatik yapısını oluşturuyor. Dramatik yapı, çözüme ulaşırken ve finale yaklaşırken aksiyona farklı bir anlam katıyor. Bir tür kişilik programı olarak özetlenebilecek 12 Basamak Grupları’nın (alkoliklerin tedavi yöntemi, bkz: Adsız Alkolikler) doktrinleri madde madde ilerleyerek gerilime paralel bir şekilde ele alınıyor. Bu sahne, filmin en dikkate değer ve dramatik yapısının en iyi şekilde örüldüğü sahne diyebiliriz. Olay örgüsünde dikkate değer bir diğer olgu ise; iki seri katilden pasif olanın finale doğru bahsettiğim ters köşe halkasının en önemli parçasını oluşturuyor olması… Liam Neeson’ın yine suçluların peşinde karşımıza çıktığı Kanunun Ötesi’nde filminde 1999 yılının New York’unda ABD kolluk kuvvetleri neredeymiş peki diye sormadan edemiyoruz. Bu sorunsalın yanı sıra yan karakterlerin gerek dâhil oluşları gerek dışına çıkarıldıkları hikâyeyle bağlarındaki kopuklukları da göz ardı edilemeyecek kadar rahatsız ediciydi fakat final sahnesinin temaya bağlı olarak varoluşçuluk üzerine düşündürmesi ve filmin geneline hâkim gürültünün aksine seyirciyi sessizlikle baş başa bırakarak veda etmesi oldukça güzeldi.

Yazar Puanı

Puan - 62%

62%

Dramatik yapı, çözüme ulaşırken ve finale yaklaşırken aksiyona farklı bir anlam katıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.35 ( 1 votes)
62
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi