Kağıttan Kentler – Paper Towns; genç-yetişkin edebiyatı takipçilerinin en sevdiği yazarlardan biri olan John Green’in aynı adlı eserinden uyarlanan bir yapım. Hatırlatmakta yarar var, geçtiğimiz sene yine John Green’in, okurları tarafından en çok sevilen romanı Aynı Yıldızın Altında’nın beyazperde uyarlamasını izlemiştik. Kendi okur kitlesinin oldukça ilgi gösterdiği ilk film John Green’i mutlu etmiş olacak ki, ikinci kitap uyarlaması için hemen kolları sıvamışlar. Okurları tarafından Aynı Yıldızın Altında kadar çok sevilmeyen, hatta kimileri tarafından John Green’in en kötü romanı olarak lanse edilen Kağıttan Kentler’in gişe akıbeti ne olur bilinmez; ama kişisel fikrimce bu film, Aynı Yıldızın Altında’ya göre ayakları daha sağlam yere basan bir uyarlama olmuş.

İlk uyarlamadaki gibi, Kağıttan Kentler’in senaryosunu da Scott Neustadter ve Michael H. Weber’e emanet eden John Green bu kez, ilk uyarlamadan farklı olarak, Kağıttan Kentler’in yürütücü yapımcılığına da soyunmuş. Yine, ilk uyarlamadan farklı olarak, yönetmen koltuğu tercihini de değiştiren yapımcılar Kağıttan Kentler’i, Robot & Frank filminden hatırlayabileceğimiz, Jake Schreier’e emanet etmişler. Kağıttan Kentler, son zamanlarda rol aldığı filmlerle birlikte oyunculuk kariyeri yükselişe geçen ve merakla beklediğimiz Suicide Squad filminin de  yıldızlarından biri olan İngiliz oyuncu Cara Delevingne’nin başrolde olduğu ilk film olma özelliğini de taşıyor.

Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak; lise hayatının son günlerini yaşayan Quentin Jacobson (Nat Wolff) dokuz yaşından beri karşı komşusu Margo Roth Spiegelman’a (Cara Delevingne) aşıktır. Çocukluk zamanlarını birlikte geçiren ikili büyüdükçe birbirlerinden uzaklaşmaya başlamıştır. Quentin’in ‘sıradan’ hayatına göre Margo’nun hayatı daha heyecan verici ve gizemli olaylarla doludur. Derslerinde ve okul hayatında inek denecek kadar başarılı olan ve şimdiden gelecek planları yapan Quentin’in çevresi, kendisi gibi olan iki yakın arkadaşından ibarettir. Margo ise herkes tarafından sevilen ve gizemli bulunan genç bir kız olmasına rağmen kendini herhangi bir çevrenin sınırları içerisine dahil etmekten hoşlanmaz. Başına buyruk ve maceracı bir karakter olan Margo’nun, çocukluğundan beri yapmaktan asla vazgeçmediği ve oldukça keyif aldığı şey; ardında kimi ipuçları bırakarak bir yerlere gitmektir. Bir gece, tıpkı küçük bir çocukken yaptığı gibi, Quentin’in odasına giren Margo Quentin’e bu gece için kendisine yardım edip edemeyeceğini sorar. Kendisini aldatan arkadaşları ve eski sevgilisine karşı bir intikam planı hazırlayan Margo’nun gizemli planına dahil olmayı kabul eden Quentin’in hayatı, acaba bu geceden sonra tekdüze olmaktan çıkacak mıdır?

Konusundan da anlaşılabileceği üzere; Kağıttan Kentler sıradan bir aşk hikayesi olmaktan çok; tekdüze ve monoton hayatlar yaşayan gençlere hayatlarının kontrolünü kendi ellerine alabilecekleri çağrısı yapan ve onlara her konuda cesur olmayı öğütleyen bir büyüme hikayesi. Fakat, Kağıttan Kentler’i klişe bir büyüme hikayesi olmaktan uzak tutan şey; Amerikanvari bir büyümeye karşı özeleştiri yapabilmesinde gizli. Özeleştiri dememdeki sebep; filmin klişe bir açılış sahnesi ve hikaye girişiyle başlayıp –okulun popüler kızına aşık olan inek çocuk imajı- ilerleyen bölümlerde kendi elleriyle yaratmış olduğu bu imajı yıkmasıyla ilgili. Bu sebeple, Margo karakterine büyük bir anlam yükleyen ve bu büyüme hikayesini yolculuk kavramı üzerinden metaforik bir anlama gelecek şekilde dizayn eden John Green ve film ekibi, bu konuda oldukça başarılı bir iş çıkarıyor.

Kendisine hayatının en güzel gecesini bahşettikten sonra, bir anda ortadan kaybolarak bir gizem haline gelen Margo’nun bıraktığı ipuçlarını takip eden Quentin, her yeni ipucunda Margo’ya bir adım daha yaklaşıyor. Quentin, arkadaşlarıyla birlikte Margo’yu aramaya çıktığı uzun bir araba yolculuğu sürecinde, kendi gelecek planlarının aslında ne kadar sıradan bir biçimde kurgulanmış ve yapay olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalıyor. Kendi hayallerinin peşinden giden Margo’ya ulaşmanın Ouentin’in kendi içsel yolculuğunun anahtarı haline gelmesi ve bu yolculuk süresince arkadaşlık, dostluk ve sevgi gibi kavramların Kağıttan Kentler’in tüm karakterleri üzerinde farkındalık yaratması, hikayenin katmanlı yapısı içerisinde ön plana çıkıyor.

Kartograflar’ın kendi haritaları taklit edilmesin diye, yaptıkları harita üzerine ekledikleri hayali ve olmayan kentler anlamına gelen ve filme adını veren ‘Kağıttan Kentler’’in taşıdığı metaforik anlam Quentin ve Margo’nun hayatlarının içinde gizli. Kendilerine kağıttan bir kent seçip o kentin içinde yaşamak ya da o kentin ta kendisi olmak; Quentin ve Margo’nun seçimlerine bağlı. Kağıttan Kentler’in bir film olarak taşıdığı anlam da yaptığımız bu seçimlerin ya da aldığımız kararların ne kadar özgür bir iradeyle alındığı çerçevesinde gelişiyor.

Genel olarak kitaba sadık bir uyarlama olan Kağıttan Kentler’in en büyük handikapı kitabın felsefik çizgisini yumuşatmış olması. Özellikle kitapta bilge bir kişilik gibi konumlandırılan ve söylediği birçok söz aforizma gibi kabul gören Quentin’in filmde, kitaba göre, daha yavan ve üstünkörü bir biçimde çizilmiş olması; bir film olarak Kağıttan Kentler’in değerini aşağı çeken unsurlardan. Aynı şekilde, Quentin ve Margo’nun Orlando kentinin en yüksek gökdeleninden şehri izledikleri sahnenin Dövüş Kulübü (Fight Club) filminin sonuna yapmış olduğu gönderme de Kağıttan Kentler’in en gereksiz hamlelerinden biri.

Birbirlerinin çatlaklarının içinden gelen ışığı görebiliyor olmaları Quentin ve Margo’yu birbirlerine bağlayan ipler haline getirir mi, yoksa birbirlerine kök sistemleriyle bağlanmış çimenler gibi mi olurlar? Bu soruların cevaplarını hikayenin sonundan öğrenmek elbette mümkün. Tüm artıları ve eksilerine rağmen sadık bir edebiyat uyarlaması olarak dikkat çeken Kağıttan Kentler’in gerçek akıbetini, özellikle John Green hayranlarının vereceği tepkilerden sonra öğrenebileceğiz.

Kağıttan Kentler – Paper Towns; genç-yetişkin edebiyatı takipçilerinin en sevdiği yazarlardan biri olan John Green’in aynı adlı eserinden uyarlanan bir yapım. Hatırlatmakta yarar var, geçtiğimiz sene yine John Green’in, okurları tarafından en çok sevilen romanı Aynı Yıldızın Altında’nın beyazperde uyarlamasını izlemiştik. Kendi okur kitlesinin oldukça ilgi gösterdiği ilk film John Green’i mutlu etmiş olacak ki, ikinci kitap uyarlaması için hemen kolları sıvamışlar. Okurları tarafından Aynı Yıldızın Altında kadar çok sevilmeyen, hatta kimileri tarafından John Green’in en kötü romanı olarak lanse edilen Kağıttan Kentler’in gişe akıbeti ne olur bilinmez; ama kişisel fikrimce bu film, Aynı Yıldızın Altında’ya göre ayakları daha sağlam yere basan bir uyarlama olmuş. İlk uyarlamadaki gibi, Kağıttan Kentler’in senaryosunu da Scott Neustadter ve Michael H. Weber’e emanet eden John Green bu kez, ilk uyarlamadan farklı olarak, Kağıttan Kentler’in yürütücü yapımcılığına da soyunmuş. Yine, ilk uyarlamadan farklı olarak, yönetmen koltuğu tercihini de değiştiren yapımcılar Kağıttan Kentler’i, Robot & Frank filminden hatırlayabileceğimiz, Jake Schreier’e emanet etmişler. Kağıttan Kentler, son zamanlarda rol aldığı filmlerle birlikte oyunculuk kariyeri yükselişe geçen ve merakla beklediğimiz Suicide Squad filminin de  yıldızlarından biri olan İngiliz oyuncu Cara Delevingne’nin başrolde olduğu ilk film olma özelliğini de taşıyor. Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak; lise hayatının son günlerini yaşayan Quentin Jacobson (Nat Wolff) dokuz yaşından beri karşı komşusu Margo Roth Spiegelman’a (Cara Delevingne) aşıktır. Çocukluk zamanlarını birlikte geçiren ikili büyüdükçe birbirlerinden uzaklaşmaya başlamıştır. Quentin’in ‘sıradan’ hayatına göre Margo’nun hayatı daha heyecan verici ve gizemli olaylarla doludur. Derslerinde ve okul hayatında inek denecek kadar başarılı olan ve şimdiden gelecek planları yapan Quentin’in çevresi, kendisi gibi olan iki yakın arkadaşından ibarettir. Margo ise herkes tarafından sevilen ve gizemli bulunan genç bir kız olmasına rağmen kendini herhangi bir çevrenin sınırları içerisine dahil etmekten hoşlanmaz. Başına buyruk ve maceracı bir karakter olan Margo’nun, çocukluğundan beri yapmaktan asla vazgeçmediği ve oldukça keyif aldığı şey; ardında kimi ipuçları bırakarak bir yerlere gitmektir. Bir gece, tıpkı küçük bir çocukken yaptığı gibi, Quentin’in odasına giren Margo Quentin’e bu gece için kendisine yardım edip edemeyeceğini sorar. Kendisini aldatan arkadaşları ve eski sevgilisine karşı bir intikam planı hazırlayan Margo’nun gizemli planına dahil olmayı kabul eden Quentin’in hayatı, acaba bu geceden sonra tekdüze olmaktan çıkacak mıdır? Konusundan da anlaşılabileceği üzere; Kağıttan Kentler sıradan bir aşk hikayesi olmaktan çok; tekdüze ve monoton hayatlar yaşayan gençlere hayatlarının kontrolünü kendi ellerine alabilecekleri çağrısı yapan ve onlara her konuda cesur olmayı öğütleyen bir büyüme hikayesi. Fakat, Kağıttan Kentler’i klişe bir büyüme hikayesi olmaktan uzak tutan şey; Amerikanvari bir büyümeye karşı özeleştiri yapabilmesinde gizli. Özeleştiri dememdeki sebep; filmin klişe bir açılış sahnesi ve hikaye girişiyle başlayıp –okulun popüler kızına aşık olan inek çocuk imajı- ilerleyen bölümlerde kendi elleriyle yaratmış olduğu bu imajı yıkmasıyla ilgili. Bu sebeple, Margo karakterine büyük bir anlam yükleyen ve bu büyüme hikayesini yolculuk kavramı üzerinden metaforik bir anlama gelecek şekilde dizayn eden John Green ve film ekibi, bu konuda oldukça başarılı bir iş çıkarıyor. Kendisine hayatının en güzel gecesini bahşettikten sonra, bir anda ortadan kaybolarak bir gizem haline gelen Margo’nun bıraktığı ipuçlarını takip eden Quentin, her yeni ipucunda Margo’ya bir adım…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

70

Kağıttan Kentler’in gişe akıbeti ne olur bilinmez; ama kişisel fikrimce bu film, Aynı Yıldızın Altında’ya göre ayakları daha sağlam yere basan bir uyarlama olmuş.

Kullanıcı Puanları: 3.97 ( 8 votes)
70
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi