Mainstream sinemanın kadınlara toplumsal cinsiyet kalıpları çerçevesinde çizdiği belli başlı arketipler vardır. Bu arketipler kadını sınırlayıcı ve genel anlamda kadın varoluşunu tümüyle kapsamaktan oldukça uzaktır. Kutsal anne, saf ve kurtarılması gereken muhtemel eş adayı, hayatını “erkeğine” adayan fedakar kadın ve bunların karşısına konumlandırılan, özgürlüğüne düşkün “kötü” kadınlar, hem erkek hem de kadın izleyici için var olan toplumsal kodları yeniden kurar ve altını bir kez daha çizer. Bu anlamda sinemada kadın varoluşunu belli başlı kodlardan uzak, salt bir biçimde olduğu ya da olabileceği gibi temsil eden filmlerin oldukça az olduğu söylenebilir. Bu bağlamda, Yeşim Ustaoğlu’nun merakla beklediğimiz son filmi Tereddüt vizyona girmeden hemen önce kadınları ve onların hikayelerini, toplumun biçtiği rollerin dışında ya da bu rolleri eleştirerek izleyiciye sunan filmleri sizler için derledik.

Kadın Hikayelerini Konu Alan 10 Film

Vivre Sa Vie – 1962

vivre-sa-vie-filmloverss

Jean Luc Godard ile Anna Karina’nın efsanevi filmlerinden Vivre Sa Vie; henüz 22 yaşında olmasına rağmen evli ve çocuklu olan, üstelik bir de aktris olma hayalleriyle evi terk etmeyi aklına koyan Nana’nın hayatını ele alır. Evliliğini ve çocuğunu geride bırakan ve hayalleri yolunda karşısına çıkan zorluklarla baş etmeye çalışan Nana için yeni hayatı pek de hayal ettiği gibi olmaz; onun önünde artık karanlık ve zorlu bir yol vardır.  Nana’nın hayatını 12 evreye bölerek anlatan ve her bölümde belirlediği temalar üzerinden hikâyeyi anlatmayı tercih eden Godard, yer yer belgesel türüne yaklaşmıştır.

“Neden insanlar sürekli konuşmak zorunda? Belki de bu kadar çok konuşmamalı, hayatı sessizce yaşamalıyız. Ne kadar çok konuşursak, kelimeler de anlamlarını o kadar yitiriyor.”

Fried Green Tomatoes – 1991

fried-green-tomatoes-filmloverss

Fannie Flagg’in Fried Green Tomatoes at the Whistle Stop Cafe adlı romanından uyarlanan, 80’li yıllarda bir huzurevinde son günlerini yaşayan bir kadından dinlediğimiz bir hikayeyi ele alan filmin yönetmenliğini ise Jon Avnet üstlenir. Dostluğun en güzel ve en samimi dille anlatılabildiği Fried Green Tomatoes, 1920’lerde geçen iki kadın, Indie ve Ruth’un benzersiz dostluk hikayesini anlatır. Ötekileştirilenlerin umut dolu hikayesini, özgürlük hareketini ve direnişini ele alan film, boğazda düğümlenen bir mücadeleyi ele alır. Döneminin kadınlara ve siyahilere uygulanan baskıyı da ana metninden ayırmayan senaryosuyla, 90’lı yılların en güzel dram filmleri arasına adını yazdıran filmin, hem Oscar hem Altın Küre adaylığı bulunmakta.

“Bilirsiniz bir kalp kırılsa bile aynı şekilde atmaya devam eder.”

Thelma & Louise – 1991

thelma-and-louise-filmloverss

Ridley Scott imzalı Thelma & Louise, mutsuz bir ev kadını olan Thelma ile monoton hayatından sıkılmış, garsonluk yaparak para kazanan Louise’in hafta sonu tatili için üstü açık, mavi bir arabayla şehir dışına çıkmalarıyla başlar; aslında bu seyahat iki kadının özgürlüğe doğru yaptıkları bir yolculuğu simgeler. Mola verdikleri bir yerde, bar otoparkında Thelma saldırıya uğrar ve Louise saldırganı vurarak öldürür. Artık iki kadın için bu yolculuk küçük bir kaçamaktan fazlası; ataerkil düzenden bir kaçış olmuştur. Polisin arananlar listesine giren Thelma ve Louise’in planı ise Meksika’ya gitmektir. Başrollerinde Susan Sarandon ile Geena Davis’in yer aldığı film; izleyenlerin hafızasında unutulmaz final sahnesiyle yer etmiştir.

The Piano – 1993

piano-filmloverss

19. yüzyılın ortalarında Ada, Flora isimli bir kızı olan dilsiz bir annedir. Küçük kızı ile birlikte ülkesinden ayrılırken yanına gönülden bağlı olduğu piyanosunu da alan Ada için, Yeni Zelanda’nın ormanları içerisinde yeni kocası Steward ile başlayacağı yeni hayat, hiç de hayal ettiği gibi olmayacaktır. İlk olarak kocası, Adan’nın kendini ifade edebildiği tek araç olan piyanosunu Ada’nın haberi olmadan satacaktır. Piyanoyu alan komşusu, piyanoyu Ada’ya ancak Ada’nın ona piyano dersi vermesi şartıyla geri vereceğini söyler; buna göre, Ada Baines’e yaptığı her ‘ziyaret’ için, bir piyano tuşu alacaktır. Bu şekilde başlayan ilişkileri daha sonra farklı bir boyutta devam edecektir. Jane Campion imzalı Piano, 90’lı yılların en başarılı kadın filmlerinden birisi olarak kabul görür.

All About My Mother – 1999

all-about-my-mother-filmloverss

Akademi Ödüllerinde ve Altın Küre’de Yabancı Dilde En iyi Film ödülünü kazanan; Almodóvar’ın uluslararası alanda beğenilen yapımı All About My Mother, yönetmenin diğer filmlerinde olduğu gibi hem hüzünlü hem de eğlenceli bir film olarak karşımıza çıkıyor. Kadın karakterlerini toplumsal cinsiyet kalıplarının dışında tanımlamayı seçen yönetmen Hollywood’un “kutsal anne” arketipinden uzak durarak başarılı bir anlatıya imza atıyor. Filmde, Madrid’de yaşayan Manuela, 17 yaşındaki oğlunun hayatını kaybetmesi üzerine kendisine farklı bir yol çizmektedir. Başarılı bir yazar olmak ve bir gün babasının kim olduğunu öğrenmek isteyen Estaban’ın ölümünün ardından, Manuela Barcelona’ya gitmeye ve oğlunun babasını aramaya koyulur.

“Farklı olmak kolay iş değil. Bu işlerde kararlı davranmak gerek. Çünkü insan ne kadar farklı olursa hayalindeki kendine o kadar çok yaklaşır.”

The Hours – 2002

the-hours-filmloverss

Yıl 1923, başarılı yazar Virginia Woolf, Londra’nın dışındaki gözlerden uzak evinde Mrs. Dalloway isimli kitabını yazmaya başlar. Sağlık problemleriyle boğuşan Woolf, ağır bir depresyonun pençesindedir. Yıl 1951, tutkuyla Mrs. Dalloway’i okuyan ev kadını Laura Brown ise sahip olduğu hayattan kaçmanın tek yolunu böyle bulmuştur. Yıl 2001’e geldiğinde ise AIDS’e yakalanan eski kocasının onuruna bir parti düzenleyen Clarissa Vaughan ve eski kocası arasında Mrs. Dalloway üzerine kurulu özel bağ incelenir. Farklı zaman dilimlerinde yaşayan üç farklı kadının bir gününü, Virginia Woolf’un kült romanı Mrs. Dalloway ekseninde anlatan The Hours; 9 dalda Oscar’a aday gösterilmiş ve Nicole Kidman, Julianne Moore ve Meryl Streep’in muazzam performanslarıyla dikkatleri çeker.

Blue Jasmine – 2013

blue-jasmine-filmloverss

New York’lu çekici ve göz alıcı bir ev kadını olan Jasmine, milyarder kocası Hal ile birlikte son derece gösterişli bir yaşam sürmekteyken eşinin iflas etmenin eşiğine gelmesiyle evi terk eder ve bir süreliğine, San Francisco’nun taşrasında yaşayan üvey kız kardeşinin yanına gider. Tek çıkış yolu burada hayatını tekrar düzene sokmak olan Jasmin, içerisinde bulunduğu depresyona alkol ve antidepresan bağımlılığı da eklenince kendisini büyük bir karmaşanın tam ortasında bulur. Bir kadının hayatını tümüyle bir erkeğe adamasının sonuçlarını gözler önüne seren film Kaybettikleriyle arzu ettikleri arasına sıkışan ve hırsın gölgesinde hayata tutunmaya çalışan Jasmine’e ise Cate Blanchett hayat veriyor.

Big Eyes – 2014

big-eyes-filmloverss

1950’li yıllarda iri gözlü çocuk tablolarıyla tanınan Amerikalı ressam Margaret Keane’in, eşi Walter Keane ile yaşadığı güç mücadelesini beyaz perdeye taşıyan Big Eyes, biyografik bir uyarlama olarak karşımıza çıkmıştı. 50’li yılların San Francisco şehrinde geçen filmde Margaret, ilk kocasının şiddetinden kızı Jane ile kaçtıktan sonra, geçimini San Francisco’da sokak ressamlığı yaparak sağlar. Ressam olduğunu sandığı, 1955’de evlenerek soyadını alacağı Walter Keane ile de yeni bir hayata başlar. Walter ikna gücü yüksek, pratik zekasıyla her durumu lehine çeviren bir pazarlamacıdır. Margaret’i ikna eder ve Büyük Gözler tablolarına kendi imzasını atarak pazarlamaya başlar. Karısının göze çarpan yeteneğini ve ortaya koyduğu eserleri satış stratejisi adına sahiplenen Walter Keane, para ve şöhreti yakaladıktan sonra eşi Margaret’ı gölgede bırakır. Yaptığı tabloların birisi için bile “Benim tablom!” diyemeyen Margaret, kocasının baskına karşı çetin bir savaş verecektir. Big Eyes, toplumun biyolojik olarak “erkek olana” sağladığı avantajı sonuna kadar kullanan Walter Keane’nin aslında ne denli başarısız olduğunu, gölgede kalan -ve hatta bırakılan- her bir kadın adına gözler önüne seriyor.

Gett: The Trial of Viviane Amsalem – 2014

gett-the-trial-of-viviane-amsalem-filmloverss

Tamamıyla mahkeme salonunda çekilen, inanılmaz derecede minimalist ve feminist bir mahkeme filmi olan Gett: The Trial of Viviane Amsalem; bir kadının, bir ülkenin medeni hukukuyla olan çatışması üzerine kurulu bir hikayeyle bizleri buluşturuyor. Film, Viviane Amsalem’in kocasından boşanabilmek için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Viviane’ın yıllardır ayrı olmalarına rağmen boşanmayı reddeden kocası Elisha, bir toplumun bütün hücrelerine sinmiş ataerkilliğin en temel metaforu olarak izleyiciye sunuluyor. Bu açıdan, İsrail’in en saygın kadın oyuncularından Ronit Elkabetz ve erkek kardeşi Shlomi tarafından çekilen film, hikayesi İsrail’de geçen, serbest bir Asgar Farhadi imzalı A Separation  uyarlaması olarak yorumlamak yanlış olmaz.

Carol – 2015

carol-filmloverss

Todd Haynes’in yönettiği, senaryosu Patricia Highsmith’in The Price of Salt kitabından Phyllis Nagy tarafından uyarlanan Carol, Cate Blanchett, Rooney Mara, Sarah Paulson ve Kyle Chandler gibi başarılı oyuncuları bir araya getiriyor. Orta yaşının güzelliğini süren Carol; 1950’lilerin New York’unda pek çok Amerikalı kadının imreneceği bir hayat sürmektedir; sosyetenin tanınmış, zengin isimlerinden olan Carol, evli olmasına rağmen kocasından boşanmak ister ve kızının velayetini alabilmek için savaş vermektedir. Therese henüz yolun başında genç bir kadındır. Bir butikte mağaza görevlisi olarak çalışmakta, günlerini sıradan bir şekilde doldururken, bu koca şehirde kimliğini aramaktadır. Bu iki farklı dünyaya ait kadının, Carol ve Therese’nin yolları Manhattan semtinin bu lüks butiğinde kesişir. Carol, Therese’yi görür görmez genç kadının güzelliğinden etkilenir. Şükran Günü’nü yalnız başına geçirmek zorunda kalan Carol, Therese’yi hiç bilmediği coğrafyalara doğru spontane bir araba yolculuğuna davet eder. İki kadın bu yolculuk sırasında birbirlerine beklenmedik bir çekimle aşık olacaklardır. Fakat Amerika henüz 1952 yılındadır ve bu yasak aşka Carol’ın camiasında yer yoktur.

Tereddüt 16 Aralık’ta Sinemalarda!

tereddut-filmloverss

Şehnaz, 30’larının başında, uzmanlığını yeni bitirmiş ve bir sahil kasabasında mecburi hizmete başlamış bir psikiyatrdır. İstanbul’da, özenle kurduğu, hiçbir şeyin eksik değilmiş gibi göründüğü dünyasında, başarılı ve karizmatik kocası Cem ile kusursuz olduğunu düşündüğü bir evlilik sürdüren Şehnaz, bir yandan da İstanbul’dan çok uzak olmayan bu kasabada bir bağ kurmadan ve yerleşik bir düzene geçmeden yaşayarak, her hafta sonu İstanbul’daki evine gidip gelir. Özlemle dolu her hafta sonu yapılan bu gidip gelmelerin arkasında aslında derinde yatan bir mutsuzluk, Cem’in narsist istekleri karşısında tutulup kalmış kırılgan bir cinsellik ve yüzleşmekten uzak, ötelenmiş korkular yatmaktadır.

İki yıl önce, henüz 16 yaşındayken zorla evlendirilerek aynı sahil kasabasına getirilmiş Elmas’ın hayatı ise kayınvalidesinin bakımı, temizliği ve kocasının cinsel arzularını zorla yerine getirdiği, üzerine çok erken yaşta yüklenen bunaltıcı sorumluluklarla geçer. Çoktan çocuk olduğunu unutmuş olan Elmas, duvarların üstüne üstüne geldiği bir hapishanede yaşadığını hissettiği bir hayatın içine sıkışıp kalmıştır.

Fırtınalı bir gecenin sabahında yolları kesişen Şehnaz ve Elmas’ın hayatlarındaki çok farklı ama aynı olan sorunlarla yüzleşmeleri, hayatlarında yeni bir kapıyı aralamalarını sağlayacaktır.

Yeşim Ustaoğlu’nun yönettiği, Funda Eryiğit ile Ecem Uzun’un başrolünü paylaştığı ve Mehmet Kurtuluş, Okan Yalabık ve Serkan Keskin’in oynadığı, ataerkil toplum yapısı içerisinde kadın olmanın sorgulandığı Tereddüt, 16 Aralık’ta vizyona giriyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi