Amerikan Sineması dahilinde, dünya genelinde özel ya da önemli kabul edilen olaylara bakış her zaman tek taraflıdır. Muhafazakar, hatta yer yer ırkçı bulduğum bu tavrın örneklerinin çokluğu sebebiyle, ne yazık ki artık iyice normal hale geldiğini kabul etmeliyiz. Dünyanın kalanını umursamayan bu tavırdan az da olsa sıyrılarak bu hafta vizyona girecek olan Kaçış Yok – No Escape filmi, bu bağlamda önemli bir yere sahip diyebiliriz. Owen Wilson, Lake Bell ve Pierce Brosnan gibi isimlerin bulunduğu filmde, iş için gittiği ülkede hedef haline gelen bir mühendisin ve ailesinin hayatlarını kurtarma mücadelesini izliyoruz.

Jack Dwyer (Owen Wilson), Cardiff adlı bir şirketin iş teklifini kabul etmesinin ardından ailesiyle birlikte Güneydoğu Asya’ya gider. Şirketin yerel su kaynaklarıyla ilgili kazandığı bir ihale vesilesiyle bulundukları ülkede çalışmalar yapacak olan Jack, ailesiyle birlikte uçakta tanıştıkları Hammond’ın (Pierce Brosnan) yardımıyla otellerine yerleşirler. Ertesi gün çıkan ayaklanmaların darbeye dönüşmesiyle hedef haline gelen Jack Dwyer, ailesini ülkeden çıkarmanın yollarını arar.

Dünyadaki politik ve ekonomik dengelere atıfta bulunan ve gerçekçi çıkış noktasıyla sürükleyici ve etkileyici bir seyir sunan Kaçış Yok, tribüne oynamaması yönünden takdiri hak ediyor. Hem söylemlerini yumuşatıp daha ana akıma yakın bir şekilde ifade etmemesi, hem de aksiyonu filmin önüne geçiren hamleler yapmamasıyla özgün bir tavır sergilediğini de söylemek mümkün. Filmdeki olayların gerçekçiliğinin ve buna dayalı gerilimin güçlü kırılma noktalarıyla beslenmesi, filmin akışı sırasında sekteye uğramamasını sağlıyor. Günümüzde olası doğal felaketlerin en ciddisi olarak saydığımız su kaynaklarının yok olma tehlikesinden, global sömürüye kadar uzanan bu gerekçelerin dayandırıldığı nokta milliyetçilik oluyor. Milliyetçi bir tavırla darbe yapan isyancılar, “yabancı” olarak tanımladıkları insanların peşine düşüyorlar. Bu bakış açısı, global dünya dengelerinin ve iş gücü sömürüsünün dışavurumunun basit bir yansıması olarak yorumlanabilir. Dwyer ailesinin hedef gösterilmesinin somut bir sebebinin olması, yazının başında bahsettiğim üzere, filmi alışıldık Amerikan bakış açısının dışına taşıyor. Neden ve sonuç ilişkisini yerli yerine oturtan senaryo da, filmin sağlam temellere sahip olmasını sağlıyor.

Yönetmenliğini John Erick Dowdle’ın üstlendiği filmde, Uzakdoğu Sineması’nda bolca gördüğümüz yakın planlar ve yamuk kadrajlar bolca kullanılmış. Filmin çekildiği bölgelerin konumuna uyum sağlayan bu teknik kullanımlar, filmin bütünlüğü açısından da tutarlı bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Ağır çekim tekniği ile filmin kilit anlarının etkisini artırmayı amaçlayan yönetmen, sahne düzenini de iyi planlayarak başarılı sahnelere imza atıyor. Leo Hinstin’in görüntü yönetmenliği bağlamında Uzakdoğu Sineması’na oldukça yakın duran Kaçış Yok, yarattığı atmosfer ile de bu durumu destekliyor.

Politik ve ekonomik alt metni haricinde sıradan bir kurtuluş hikayesi olan Kaçış Yok, ailenin kutsallığını vurgulamaktan geri kalmıyor. Filmin kararlı duruşunu bozan ve basite indirgeyen birkaç sahnenin varlığı, filmi düşüren unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, ironik finaliyle filmin argümanları arasında bir bağ kurmaya çalışmak ise farklı tartışmalara yol açabilir. Ayrıca, Pierce Brosnan’ın filmdeki rolüyle geçmiş rollerini hesaba katarsak, farklı bir ironi daha yakalamak mümkün.

Politik ve ekonomik argümanlarla beslenen senaryosuyla yıl içinde izleme fırsatı bulabileceğimiz Amerikan menşeli filmlerden farklı bir yerde duran Kaçış Yok, hem teknik hem de sosyal özellikleriyle değeri hak eden bir yapım. Konusunu işleyişi açısından baktığımızda, yılın en dikkate değer işlerinden biri olduğunu söylemek de gayet mümkün.

Amerikan Sineması dahilinde, dünya genelinde özel ya da önemli kabul edilen olaylara bakış her zaman tek taraflıdır. Muhafazakar, hatta yer yer ırkçı bulduğum bu tavrın örneklerinin çokluğu sebebiyle, ne yazık ki artık iyice normal hale geldiğini kabul etmeliyiz. Dünyanın kalanını umursamayan bu tavırdan az da olsa sıyrılarak bu hafta vizyona girecek olan Kaçış Yok - No Escape filmi, bu bağlamda önemli bir yere sahip diyebiliriz. Owen Wilson, Lake Bell ve Pierce Brosnan gibi isimlerin bulunduğu filmde, iş için gittiği ülkede hedef haline gelen bir mühendisin ve ailesinin hayatlarını kurtarma mücadelesini izliyoruz. Jack Dwyer (Owen Wilson), Cardiff adlı bir şirketin iş teklifini kabul etmesinin ardından ailesiyle birlikte Güneydoğu Asya’ya gider. Şirketin yerel su kaynaklarıyla ilgili kazandığı bir ihale vesilesiyle bulundukları ülkede çalışmalar yapacak olan Jack, ailesiyle birlikte uçakta tanıştıkları Hammond’ın (Pierce Brosnan) yardımıyla otellerine yerleşirler. Ertesi gün çıkan ayaklanmaların darbeye dönüşmesiyle hedef haline gelen Jack Dwyer, ailesini ülkeden çıkarmanın yollarını arar. Dünyadaki politik ve ekonomik dengelere atıfta bulunan ve gerçekçi çıkış noktasıyla sürükleyici ve etkileyici bir seyir sunan Kaçış Yok, tribüne oynamaması yönünden takdiri hak ediyor. Hem söylemlerini yumuşatıp daha ana akıma yakın bir şekilde ifade etmemesi, hem de aksiyonu filmin önüne geçiren hamleler yapmamasıyla özgün bir tavır sergilediğini de söylemek mümkün. Filmdeki olayların gerçekçiliğinin ve buna dayalı gerilimin güçlü kırılma noktalarıyla beslenmesi, filmin akışı sırasında sekteye uğramamasını sağlıyor. Günümüzde olası doğal felaketlerin en ciddisi olarak saydığımız su kaynaklarının yok olma tehlikesinden, global sömürüye kadar uzanan bu gerekçelerin dayandırıldığı nokta milliyetçilik oluyor. Milliyetçi bir tavırla darbe yapan isyancılar, "yabancı" olarak tanımladıkları insanların peşine düşüyorlar. Bu bakış açısı, global dünya dengelerinin ve iş gücü sömürüsünün dışavurumunun basit bir yansıması olarak yorumlanabilir. Dwyer ailesinin hedef gösterilmesinin somut bir sebebinin olması, yazının başında bahsettiğim üzere, filmi alışıldık Amerikan bakış açısının dışına taşıyor. Neden ve sonuç ilişkisini yerli yerine oturtan senaryo da, filmin sağlam temellere sahip olmasını sağlıyor. Yönetmenliğini John Erick Dowdle’ın üstlendiği filmde, Uzakdoğu Sineması’nda bolca gördüğümüz yakın planlar ve yamuk kadrajlar bolca kullanılmış. Filmin çekildiği bölgelerin konumuna uyum sağlayan bu teknik kullanımlar, filmin bütünlüğü açısından da tutarlı bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Ağır çekim tekniği ile filmin kilit anlarının etkisini artırmayı amaçlayan yönetmen, sahne düzenini de iyi planlayarak başarılı sahnelere imza atıyor. Leo Hinstin'in görüntü yönetmenliği bağlamında Uzakdoğu Sineması’na oldukça yakın duran Kaçış Yok, yarattığı atmosfer ile de bu durumu destekliyor. Politik ve ekonomik alt metni haricinde sıradan bir kurtuluş hikayesi olan Kaçış Yok, ailenin kutsallığını vurgulamaktan geri kalmıyor. Filmin kararlı duruşunu bozan ve basite indirgeyen birkaç sahnenin varlığı, filmi düşüren unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, ironik finaliyle filmin argümanları arasında bir bağ kurmaya çalışmak ise farklı tartışmalara yol açabilir. Ayrıca, Pierce Brosnan’ın filmdeki rolüyle geçmiş rollerini hesaba katarsak, farklı bir ironi daha yakalamak mümkün. Politik ve ekonomik argümanlarla beslenen senaryosuyla yıl içinde izleme fırsatı bulabileceğimiz Amerikan menşeli filmlerden farklı bir yerde duran Kaçış Yok, hem teknik hem de sosyal özellikleriyle değeri hak eden bir yapım. Konusunu işleyişi açısından baktığımızda, yılın en dikkate değer işlerinden biri olduğunu söylemek de gayet mümkün.

68

Puan - 68%

68%

Yazar Puanı

Politik ve ekonomik argümanlarla beslenen senaryosuyla yıl içinde izleme fırsatı bulabileceğimiz Amerikan menşeli filmlerden farklı bir yerde duran Kaçış Yok, hem teknik hem de sosyal özellikleriyle değeri hakeden bir yapım.

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 1 votes)
68
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi