Korku türünün dahi yönetmenlerinden Wes Craven’in Çığlık (Scream) filminde canlandırdığı rolden tam 21 yıl sonra tekrar bir korku filminde karşımıza çıkan Skeet Ulrich’in başrolünde olduğu Escape Room - Kaçış Odası; günümüzün en popüler ve fenomen oyunlarından biri olan kaçış odasını ölümcül bir mekana dönüştürerek kontrol altına alınamayan aşırı hırsların doğuracağı kötücül sonuçları gün yüzüne çıkarıyor. Yönetmenliğini ve yazarlığını Peter Dukes’nin yaptığı film aslında bu tür oyunlara merak salan hemen herkesin aklına gelebilecek bir senaryoyu filmleştiriyor. Kaçış Odası, oldukça klostrofobik bir mekanda geçen ve belirli bir süre içinde bize verilen ipuçlarını çözdüğümüz takdirde oyunu kazanarak odadan çıkmamızı sağlayan bir oyun. Oyunun bu kadar fenomen olmasına sebep olan şeyse aslında oyunun içinde yer alan her şeyin -ölüm hariç- gerçek oluşu. Bu açıdan bakıldığında; bilgisayar ya da konsol oyunlarının yarattığı sanal fantezi dünyası yerine gerçek bir macera yaşamak isteyen oyun severlerin, bu oyuna neden bu kadar rağbet gösterdiği de anlaşılıyor. Gerçeklik duygusunu kısa süreli tatmin sağlayan sanal hazların yerine tercih eden kitleyi düşününce, böyle bir oyunun neden bir anda fenomenleştiğini anlamak da zor değil. Peki bu oyunun gerçekliğine öldürme ve öldürülme edimine de eklersek neler olurdu? İşte Kaçış Odası filmi bizlere bu senaryoyu gösteriyor. Kaçış Odası: Kötülüğe Davetiye Çıkaran Aşırı Hırslar Güzel ve eğlenceli vakit geçirmek için bir araya gelen dört arkadaş, zamanında Los Angeles’da en iyi olan ama şimdilerde yeni yeni açılan mekanlar yüzünden eski popülaritesini kaybetmeye başlamış Brice (Skeet Ulrich)’ın oyun mekanına rezervasyon yaptırıyorlar. Popülaritesini yeniden artırmak ve ‘en iyi’ unvanını geri kazanmak için oyunu nasıl geliştirebileceği üzerine sorgulamalara girişen Brice’ın yolu antika eserlerin yer aldığı bir koleksiyon mağazasına düşüyor. Ramona (Sean Young) isimli bir koleksiyoncunun işlettiği mağazada kendi oyunu için değişik bir şeyler ararken Brice’ın gözüne üstünde kuru kafa olan bir sandık kutusu çarpıyor; ama Ramona bu kutunun satılık olmadığını dile getiriyor. Filmin prolog bölümünde, yüzyıllar önce Arap Çölleri’ne gömülürken gördüğümüz kutuyla aynı olan bu kutunun, yanlış ellere geçtiği takdirde çok büyük kötülükler doğuracağını anlatan Ramona’nın sözlerini dikkate almayan Brice kutuyu alarak oyununa yeni bir dekor daha ekliyor. Filmin merkezindeki dörtlü arkadaş grubu için iyi karakter seçimleri yapan Peter Dukes, korku filmi türü hastası olan iki arkadaş ve onların kız arkadaşlarını bu oyunda bir araya getiriyor. Kız arkadaşıyla aynı evi paylaşan Jeff aynı zamanda popüler bir web sitesinde korku filmleri üzerine eleştiriler yazıyor. İkilinin birlikte yaşadığı evin duvarlarını süsleyen ikonik posterlerden biri Jacques Tourneur’in I Walked with a Zombie (1943) filmine ait. Korku severleri yakalayacak ve mutlu edecek bu tip göndermelere ya da Hallowen’ın kültleşmiş Mike Myers karakteri gibi birçok filme ve karaktere referanslar vermeyi de es geçmiyor Dukes. Fakat Dukes’nin bu referansları bağlama noktasında pek başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Kaçış Odası oyununun kuralları oldukça basit: Telefon yok, internet yok ve odadan kaçmak için ipuçlarını takip etmekten başka şansınız yok. Ve odada kendileri dışında biri daha var: Beline dolanmış bir zincirle arkasındaki duvara bağlı olan bir katil. Bu katilin belindeki zincir her geçen dakika biraz daha uzuyor ve karakterlerimiz 55 dakika sonunda ipuçlarını çözemezlerse oyunu kaybetmiş oluyorlar. 55 dakika boyunca korku ve gerilim dozunun hafif hafif yükseldiği bu hücre benzeri oyun…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Kaçış Odası’na kötülük, hırs, bencillik, ahlaki sorumluluk gibi kavramların birbirleriyle olan bağlantısını açığa çıkarması sebebiyle bir şans verin derim.

Kullanıcı Puanları: 2.95 ( 1 votes)
60

Korku türünün dahi yönetmenlerinden Wes Craven’in Çığlık (Scream) filminde canlandırdığı rolden tam 21 yıl sonra tekrar bir korku filminde karşımıza çıkan Skeet Ulrich’in başrolünde olduğu Escape Room – Kaçış Odası; günümüzün en popüler ve fenomen oyunlarından biri olan kaçış odasını ölümcül bir mekana dönüştürerek kontrol altına alınamayan aşırı hırsların doğuracağı kötücül sonuçları gün yüzüne çıkarıyor.

Yönetmenliğini ve yazarlığını Peter Dukes’nin yaptığı film aslında bu tür oyunlara merak salan hemen herkesin aklına gelebilecek bir senaryoyu filmleştiriyor. Kaçış Odası, oldukça klostrofobik bir mekanda geçen ve belirli bir süre içinde bize verilen ipuçlarını çözdüğümüz takdirde oyunu kazanarak odadan çıkmamızı sağlayan bir oyun. Oyunun bu kadar fenomen olmasına sebep olan şeyse aslında oyunun içinde yer alan her şeyin -ölüm hariç- gerçek oluşu. Bu açıdan bakıldığında; bilgisayar ya da konsol oyunlarının yarattığı sanal fantezi dünyası yerine gerçek bir macera yaşamak isteyen oyun severlerin, bu oyuna neden bu kadar rağbet gösterdiği de anlaşılıyor. Gerçeklik duygusunu kısa süreli tatmin sağlayan sanal hazların yerine tercih eden kitleyi düşününce, böyle bir oyunun neden bir anda fenomenleştiğini anlamak da zor değil. Peki bu oyunun gerçekliğine öldürme ve öldürülme edimine de eklersek neler olurdu? İşte Kaçış Odası filmi bizlere bu senaryoyu gösteriyor.

Kaçış Odası: Kötülüğe Davetiye Çıkaran Aşırı Hırslar

Güzel ve eğlenceli vakit geçirmek için bir araya gelen dört arkadaş, zamanında Los Angeles’da en iyi olan ama şimdilerde yeni yeni açılan mekanlar yüzünden eski popülaritesini kaybetmeye başlamış Brice (Skeet Ulrich)’ın oyun mekanına rezervasyon yaptırıyorlar. Popülaritesini yeniden artırmak ve ‘en iyi’ unvanını geri kazanmak için oyunu nasıl geliştirebileceği üzerine sorgulamalara girişen Brice’ın yolu antika eserlerin yer aldığı bir koleksiyon mağazasına düşüyor. Ramona (Sean Young) isimli bir koleksiyoncunun işlettiği mağazada kendi oyunu için değişik bir şeyler ararken Brice’ın gözüne üstünde kuru kafa olan bir sandık kutusu çarpıyor; ama Ramona bu kutunun satılık olmadığını dile getiriyor. Filmin prolog bölümünde, yüzyıllar önce Arap Çölleri’ne gömülürken gördüğümüz kutuyla aynı olan bu kutunun, yanlış ellere geçtiği takdirde çok büyük kötülükler doğuracağını anlatan Ramona’nın sözlerini dikkate almayan Brice kutuyu alarak oyununa yeni bir dekor daha ekliyor.

Filmin merkezindeki dörtlü arkadaş grubu için iyi karakter seçimleri yapan Peter Dukes, korku filmi türü hastası olan iki arkadaş ve onların kız arkadaşlarını bu oyunda bir araya getiriyor. Kız arkadaşıyla aynı evi paylaşan Jeff aynı zamanda popüler bir web sitesinde korku filmleri üzerine eleştiriler yazıyor. İkilinin birlikte yaşadığı evin duvarlarını süsleyen ikonik posterlerden biri Jacques Tourneur’in I Walked with a Zombie (1943) filmine ait. Korku severleri yakalayacak ve mutlu edecek bu tip göndermelere ya da Hallowen’ın kültleşmiş Mike Myers karakteri gibi birçok filme ve karaktere referanslar vermeyi de es geçmiyor Dukes. Fakat Dukes’nin bu referansları bağlama noktasında pek başarılı olduğunu söyleyemeyiz.

Kaçış Odası oyununun kuralları oldukça basit: Telefon yok, internet yok ve odadan kaçmak için ipuçlarını takip etmekten başka şansınız yok. Ve odada kendileri dışında biri daha var: Beline dolanmış bir zincirle arkasındaki duvara bağlı olan bir katil. Bu katilin belindeki zincir her geçen dakika biraz daha uzuyor ve karakterlerimiz 55 dakika sonunda ipuçlarını çözemezlerse oyunu kaybetmiş oluyorlar.

55 dakika boyunca korku ve gerilim dozunun hafif hafif yükseldiği bu hücre benzeri oyun mekanının yarattığı klostrofobiyi izleyiciye de geçirmek için florasan bir ışıklandırma, yakın planlar ve hareketli bir kamera tercih eden Peter Dukes’nin çoğunluğu tek mekanda geçen Kaçış Odası filmi yer yer akıllara James Wan’ın 2004 yapımı Saw (Testere)’unu getirse de, aynı etkiyi ve tatmini yarattığını söyleyemeyiz. Yine de türe farklı bir bakış açısı getiren Kaçış Odası’na kötülük, hırs, bencillik, ahlaki sorumluluk gibi kavramların birbirleriyle olan bağlantısını açığa çıkarması sebebiyle bir şans verin derim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi