Bugüne kadar dört kısa metraj filme imza atan Ukraynalı yönetmen Miroslav Slaboshpitsky, bu filmlerinde toplumun geneline ayak uyduramayan aykırı karakterlere ya da toplumun geneli içerisindeki bireylerin normal hayatlarına yapılan müdahaleleri işleyen konulara yer vermişti. Yönetmenin ilk uzun metraj filmi olan Kabile – Plemya’da ise bu mikro dünyanın, makro boyutlarda ele alındığına tanık oluyoruz. Ve yönetmenin kurduğu bu dünya, izleyicinin çok nadir zamanlarda rastlayabileceği sert, soğuk ve karanlık bir niteliğe sahip.

Bugüne kadar işitme engelli karakterlerin yer aldığı popüler filmlerin, genel olarak bu karakterlerin mücadelelerine daha romantik yaklaştığını söyleyebiliriz. Akla gelen ilk örnekler olan Randa Haines’in Children of A Lesser God ve Vincent McEveety’nin Amy filmleri, bu mücadeleleri biraz da epik hale getiren anlatımlara sahipti. Fakat Kabile’nin bambaşka bir boyutta olduğunu söylemek mümkün. Filmde işitme engelli karakterlerin hayata tutunmalarını sağlayacak herhangi bir yardımcı ve kimilerince normal (!) insan yok. Hatta film tamamen diyalogsuz ve sadece diegetik sese yer veren yapısıyla izleyiciyi neredeyse var olmayacağına inandığı bir dünya yaratıyor. Fakat bu dünyanın sembolik yapısı, inandırıcılık konusunda en küçük bir şüphe duymanızı bile sağlamayacak kadar ustaca kurulmuş.

Filmde işitme engelli bireylerin eğitim görebileceği yatılı okula gelen bir gencin yaşadıkları anlatılıyor. Tüm karakterler gibi bir isme sahip olmayan bu genç, okulda çete halinde gezen bir grupla takılmaya ve onlar için işler yapmaya başlıyor. Zaman geçtikçe içinde sivrildiği bu çetenin amaçları ile kendi tutkularının çatışması, filmdeki tüm karakterleri belirsiz bir sona doğru götürüyor. (Filmdeki tüm oyuncuların daha önce oyunculuk deneyimi olmayan işitme engelli bireyler arasından seçildiğini belirteyim)

Filmin giriş ve gelişme bölümlerinde ana karakterin izleyiciyle duygusal bir bağ kurulması amacıyla oluşturulmadığı, sadece izleyiciyi bu dünyanın içine sokma misyonu taşıdığını görüyoruz. Bir bakıma onun gibi, içine girdiği dünyaya yabancı olan izleyici; karakterin yaşadığı şoklar ve keşifler üzerinden bu dünyayı tanımlamaya çalışıyor. Özellikle diyalog kullanılmayan ve sadece işaret dili ile anlaşmaya çalışan karakterlerin yarattığı kafa karışıklığı, simgesel düzlemde karşılığını bulan eylemlere dönüşüyor. Bu eylemlerin simgesel açıdan sadece 1-2 kez “fazlasıyla” görünür kılındığını ve rahatsızlık verdiğini söyleyebilirim. Yine de tamamen karakterlerin aksiyonu üzerine bir film yapıyorsanız, izleyiciyi kaybetme korkusuyla ilk filminizde bu tarz hatalar yapabilirsiniz. Şunu belirtmek gerekir ki Kabile, çok karamsar bir film fakat karamsar olmak için çok ciddi gerekçeleri var. Okuldaki kızların seks işçiliğine zorlandığını fakat bu zorlamayı, onların da bir kurtuluş ümidi olarak görmesi; marketten çıkan insanlara saldırarak onların mallarına el koyan “kabile”mizin hayatta kalma içgüdüsü ve adeta her dışarı çıkışın bir “av”a dönüşmesi, yakın dönem Ukrayna ile yakın paralellikler taşıyor. Rusya’nın demir yumruğunu sürekli yüzünde hissederken ülkenin bir kısmınca idealize edilen Avrupa Birliği rüyasının neredeyse bir kabusa dönüşmesi, bu çıkışsızlığı özetler nitelikte.

Filmde görünmez olan ya da görünürün ardında işlevsiz kalan “otorite”, bireylerin şekillenmeleri ve eğitimi üzerine de ipucu veriyor. Kabilenin hayatta kalabilmesi ve varlığını sürdürebilmesi için ortaya koyulan kurallar, aynı zamanda hayatta kalma kanunları yerine geçiyor. Diyalogsuz filmdeki tüm karakterlerin işaret dili ile konuşması da filmin bir Ukrayna panoraması sunduğu düşüncesini güçlendiriyor. Gençler arasındaki şiddetin ve cinselliğin, kürtajın sürekli kamera önünde olması da bu dünyanın evrenselleştirilmesi amacını taşıyor. Şok anları, filmin bütününe yayılarak dingin anlatımı akıcı bir gerilim duygusu ile harmanlıyor. Karakterimizin Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisini hatırlatacak şekilde sırasıyla fizyolojik, güvenlik ve ait olma gereksinimlerinden saygınlık ve kendini gerçekleştirme gereksinimlerine geçişi de bu gerilimin; yani kabile içerisinde birey olarak sivrilme geriliminin, müzikteki kreşendo misali yavaş yavaş yükselmesini büyük bir yetkinlikle sağlıyor.

Filmin anlatım konusundaki yetkinliği, teknik açıdan da destekleniyor. Bugüne kadar iki filmde yönetmenlik yapan ve ilk kez görüntü yönetmenliği için kameranın arkasına geçen Valentyn Vasyanovych, Slaboshpitsky’nin anlatımını görselleştirirken soğuk renklere başvuruyor. Özellikle mavi renkteki yurt duvarları, kış atmosferinin kendine has karanlığı; kirli depolar ve yurt odalarındaki kırık eşyalar ile mekansal düzlemde bir düzensizlik ile birleşiyor. Düzensizliği devamlı kılan karakterlerin sürekli kamera önünde olmaları ya da steadicam ile takip edilmeleri, izleyicinin çok nadir şekilde doğayla ya da içinde bulunulan ortamla baş başa bırakılması, ağır temponun kendi içerisinde bir ritm kazanması ile sonuçlanıyor. Plan sekanslardan oluşan ve kaydırma tekniğiyle karakterlerini takip eden filmde bu tercih bir estetik yarattığı kadar sınırlarının oldukça köşeli çizildiği bu filmsel dünyanın içine hapsolan bireylere de kaçacak alan tanımıyor. Perdede var olduğu kadar yaşayan bireylerin küçük dünyaları, sinemaskop 1:2,39 tercihiyle sonsuz bir gerçeklik hissi uyandırıyor.

Kabile’nin Ukrayna’yı Oscar’da temsil etme şansının seçim komitesi tarafından engellenmesinin ardında “ülkeyi ne kadar kötü gösterdiği” konulu sığ zihniyetin yer aldığını tahmin etmek hiç zor değil. Halbuki bu sığ zihniyetin anlayamadığı şey, sinemanın bu kadar küçük görülecek ve vasıfsız bir sanat dalı olmadığı. Evet, film oldukça sert; bazı izleyicilerin midesinin kaldırmayacağını düşündüğüm, gözlerinizi perdeden çevireceğiniz sahneleri var. Evet, kimilerine göre gereksiz bir şiddet gösterisi kimilerine göre ise Boyhood  için kullanılan “12 yılda çekilmese bu kadar büyütülür müydü?” düşüncesinin “işitme engelliler oynamasa bu kadar büyütülür müydü?” şeklindeki Ukrayna şubesi. Ama kendi adıma; sinemada bir şeyleri koşulsuz şartsız göstermek kendi başına bir güç iken, bunun üzerinden onlarca okuma yapabilme imkanı vermek daha öte bir yetkinlik. Kabile yerelden evrensele uzanan hikayesi ve aldığı tüm riskleri cesur bir sinema anlayışıyla aşması ile son yılların en büyük sinema mucizelerinden biri.

Bugüne kadar dört kısa metraj filme imza atan Ukraynalı yönetmen Miroslav Slaboshpitsky, bu filmlerinde toplumun geneline ayak uyduramayan aykırı karakterlere ya da toplumun geneli içerisindeki bireylerin normal hayatlarına yapılan müdahaleleri işleyen konulara yer vermişti. Yönetmenin ilk uzun metraj filmi olan Kabile - Plemya'da ise bu mikro dünyanın, makro boyutlarda ele alındığına tanık oluyoruz. Ve yönetmenin kurduğu bu dünya, izleyicinin çok nadir zamanlarda rastlayabileceği sert, soğuk ve karanlık bir niteliğe sahip. Bugüne kadar işitme engelli karakterlerin yer aldığı popüler filmlerin, genel olarak bu karakterlerin mücadelelerine daha romantik yaklaştığını söyleyebiliriz. Akla gelen ilk örnekler olan Randa Haines'in Children of A Lesser God ve Vincent McEveety'nin Amy filmleri, bu mücadeleleri biraz da epik hale getiren anlatımlara sahipti. Fakat Kabile'nin bambaşka bir boyutta olduğunu söylemek mümkün. Filmde işitme engelli karakterlerin hayata tutunmalarını sağlayacak herhangi bir yardımcı ve kimilerince normal (!) insan yok. Hatta film tamamen diyalogsuz ve sadece diegetik sese yer veren yapısıyla izleyiciyi neredeyse var olmayacağına inandığı bir dünya yaratıyor. Fakat bu dünyanın sembolik yapısı, inandırıcılık konusunda en küçük bir şüphe duymanızı bile sağlamayacak kadar ustaca kurulmuş. Filmde işitme engelli bireylerin eğitim görebileceği yatılı okula gelen bir gencin yaşadıkları anlatılıyor. Tüm karakterler gibi bir isme sahip olmayan bu genç, okulda çete halinde gezen bir grupla takılmaya ve onlar için işler yapmaya başlıyor. Zaman geçtikçe içinde sivrildiği bu çetenin amaçları ile kendi tutkularının çatışması, filmdeki tüm karakterleri belirsiz bir sona doğru götürüyor. (Filmdeki tüm oyuncuların daha önce oyunculuk deneyimi olmayan işitme engelli bireyler arasından seçildiğini belirteyim) Filmin giriş ve gelişme bölümlerinde ana karakterin izleyiciyle duygusal bir bağ kurulması amacıyla oluşturulmadığı, sadece izleyiciyi bu dünyanın içine sokma misyonu taşıdığını görüyoruz. Bir bakıma onun gibi, içine girdiği dünyaya yabancı olan izleyici; karakterin yaşadığı şoklar ve keşifler üzerinden bu dünyayı tanımlamaya çalışıyor. Özellikle diyalog kullanılmayan ve sadece işaret dili ile anlaşmaya çalışan karakterlerin yarattığı kafa karışıklığı, simgesel düzlemde karşılığını bulan eylemlere dönüşüyor. Bu eylemlerin simgesel açıdan sadece 1-2 kez "fazlasıyla" görünür kılındığını ve rahatsızlık verdiğini söyleyebilirim. Yine de tamamen karakterlerin aksiyonu üzerine bir film yapıyorsanız, izleyiciyi kaybetme korkusuyla ilk filminizde bu tarz hatalar yapabilirsiniz. Şunu belirtmek gerekir ki Kabile, çok karamsar bir film fakat karamsar olmak için çok ciddi gerekçeleri var. Okuldaki kızların seks işçiliğine zorlandığını fakat bu zorlamayı, onların da bir kurtuluş ümidi olarak görmesi; marketten çıkan insanlara saldırarak onların mallarına el koyan "kabile"mizin hayatta kalma içgüdüsü ve adeta her dışarı çıkışın bir "av"a dönüşmesi, yakın dönem Ukrayna ile yakın paralellikler taşıyor. Rusya'nın demir yumruğunu sürekli yüzünde hissederken ülkenin bir kısmınca idealize edilen Avrupa Birliği rüyasının neredeyse bir kabusa dönüşmesi, bu çıkışsızlığı özetler nitelikte. Filmde görünmez olan ya da görünürün ardında işlevsiz kalan "otorite", bireylerin şekillenmeleri ve eğitimi üzerine de ipucu veriyor. Kabilenin hayatta kalabilmesi ve varlığını sürdürebilmesi için ortaya koyulan kurallar, aynı zamanda hayatta kalma kanunları yerine geçiyor. Diyalogsuz filmdeki tüm karakterlerin işaret dili ile konuşması da filmin bir Ukrayna panoraması sunduğu düşüncesini güçlendiriyor. Gençler arasındaki şiddetin ve cinselliğin, kürtajın sürekli kamera önünde olması da bu dünyanın evrenselleştirilmesi amacını taşıyor. Şok anları, filmin bütününe yayılarak dingin anlatımı akıcı bir gerilim duygusu ile harmanlıyor. Karakterimizin Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisini hatırlatacak şekilde sırasıyla fizyolojik, güvenlik ve ait olma gereksinimlerinden saygınlık ve kendini…

Yazar Puanı

Puan - 92%

92%

Yerelden evrensele uzanan hikayesi ve aldığı tüm riskleri cesur bir sinema anlayışıyla aşması ile son yılların en büyük sinema mucizelerinden biri.

Kullanıcı Puanları: 4.28 ( 19 votes)
92
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi