Andy ve Lana Wachowski Kardeşler denilince hiç kuşkusuz akla gelen ilk yapımlar, onlara da kariyerlerinde en büyük sıçramayı yaptıran ve tanınırlıklarını kazandıran Matrix Üçlemesi olacaktır. Wachowski Kardeşler’in yönetmenlik koltuğunda oturdukları son film, Tom Tykwer ile işbirliği yaptıkları Bulut Atlası’ydı. Gişede beklenen başarıyı yakalayamasa da Wachowski Kardeşler’in hayal gücünün boyutlarını gözler önüne seren Bulut Atlası, bugün bir başyapıt olarak değerlendirilen Matrix ve V for Vendetta’nın senaryosunu da yazmaları üst üste konulduğunda had safhaya çıkan beklenti, Jüpiter Yükseliyor ile düşüşe geçiyor.

Konusu itibariyle bir üçleme olabilecek kadar yoğun detaylar barındıran film, iki saat içerisinde anlatmaya çalıştığı bu ayrıntılı dünya düzeninin odaklanılabilecek çok daha mühim noktalarını karakterlere söyletilen birer cümleyle geçip, izleyiciyi kolaylıkla kapılabileceği aksiyonlu bir aşk hikayesiyle süresini geçiştirmeyi seçmiş denilebilir.

Frankfurt Okulu düşünürlerinin, ana akım filmler için de kullandığı “kültür endüstrisi ürünü” tanımını hatırlatan Jüpiter Yükseliyor, hayatından memnun olmayan izleyiciye adeta “değişmeye çalışma, içinde bulunduğun durumdan memnun ol, bu tuvalet temizlemek bile olsa” mesajı vererek kapitalist sistemi devam ettiren, izleyicisine katharsis (iç arınma) yaşatıp salondan mutlu ayrılmasını sağlayan bir film olarak düşünülebilir.

Wachowski Kardeşler’in elinden çıkan ve bütün dünyayı sarsan, tekrar tekrar izlediğimiz izledikçe yeni detaylar keşfettiğimiz Matrix’in güzelliği ve sistem karşıtı anlatı yapısıyla Jüpiter Yükseliyor’un bir film olarak ideolojisini ve tavrını basit bir şekilde karşılaştırdığımızda Wachowski’lerin son filminde seçtikleri yolun farklı olduğu görülecektir. Matrix’i tüketim kültürü, kapital düzen yanılsamaları üzerinden okuduğumuzda, sürekli daha iyisini, daha fazlasını almanın ve bu ekonomik gücü elde etmek için adeta hayatı yaşayamadan çalışmanın ve ele geçen parayla daha çok tüketiyor ve tükettikçe körleşiyor olmanın bir temsili olarak görülebilecek Matrix, izleyicisine “kırmızı hapı” verip ne kadar gerçeklerle yüzleştiriyorsa, Jupiter Yükseliyor da o kadar “mavi hap” olarak görülebilir. Çünkü gerçeklerle yüzleşen ve düzenin farklı işlediğini gören, bir şeyleri değiştirmek için elinde fırsat bulunan Jüpiter’in bundan zarar gördüğü ve yaşadığı basit hayata dönerek gözlerini gerçeklere yumduğu bir olay örgüsü sunarak film, izleyici adına konuşarak onlara gözlerini kapamalarını öğütlüyor ve yaşadıkları hayattan memnun olmaları gerektiğini kurduğu anlatı yapısıyla doğruluyor.

Filmde verilen mesajlar ayrıntılı düşünüldüğünde, tek sorunlu noktanın bu olduğunu söylemek yanlış olur. Filmde yaşanan tüm aksiyon, uzay araçları, farklı evrenler, farklı varoluş biçimleri silindiğinde geriye kalan tek şeyin bilinçsizce ortada dolaşan ve başını sürekli belaya sokan Jupiter’in, -tam düşecekken/tam ölecekken- mütemadiyen aşık olduğu Caine tarafından kurtarılması olduğu görülecektir. Ana karakterin Jupiter (Mila Kunis) olduğunu sandığımız filmde aslında Caine’nin (Channing Tatum) kahramanlıklarını izliyor oluşumuzu ve Jupiter’in bu denli erkek tarafından kurtarılmaya muhtaç oluşunu oldukça sorunlu bir temsil olarak görüyorum. Bunun yanı sıra, Caine’in peşine düşen ve izleyicinin Caine ile özdeşim kurması sebebiyle düşman olarak bellediği iki karakterin siyahi ve Asyalı seçilmiş olması ayrıca manidar.

The Theory of Everything’deki Stephan Hawking performansıyla bu sene Oscar’a aday olan Eddie Redmayne, film boyunca kullandığı kısık ses tonu ve oldukça minimal jest ve mimiklerine aniden eklediği patlamalarla filmin en başarılı oyuncusu denilebilir. Mila Kunis, Jupiter rolünden Friends with Benefits’teki Jamie rolüne kadar sanki sürekli aynı karakteri canlandırıyormuş hissi verse de oyunculuğu filmi götürebiliyor. Channing Tatum ise canlandırdığı Caine rolüyle aşık olduğunda da savaşırken de aynı yüz ifadesini korumaktan taviz vermiyor.

Dünyanın başka evrenlerin çiftliği oluşu, “yaşamak tüketmektir” savı ve insanların kaynak sıkıntısı çekmediklerinde birbiriyle yarışacakları ve daha çok ihtiyaç duyacakları tek şeyin zaman olacağı iddiasıyla akışı boyunca ara ara sistem eleştirisi yapar gibi görünen film, bu eleştiriyi birer cümleyle sınırlandırıp filmin genelinde eleştirdiğini yapmayı seçmiş denilebilir.

Oldukça başarılı kostümleri, efektleri ve heyecanı en üst düzeye taşıyan paralel kurgularıyla 3D izlendiğinde bir görsel şölene dönüşebilecek Jüpiter Yükseliyor, Wachowski Kardeşler’den beklenenin aksine sallantıda olan bir konuyla yalnızca aksiyon severlere hitap edebilecek gibi görünüyor.

İyi seyirler.

Andy ve Lana Wachowski Kardeşler denilince hiç kuşkusuz akla gelen ilk yapımlar, onlara da kariyerlerinde en büyük sıçramayı yaptıran ve tanınırlıklarını kazandıran Matrix Üçlemesi olacaktır. Wachowski Kardeşler'in yönetmenlik koltuğunda oturdukları son film, Tom Tykwer ile işbirliği yaptıkları Bulut Atlası’ydı. Gişede beklenen başarıyı yakalayamasa da Wachowski Kardeşler'in hayal gücünün boyutlarını gözler önüne seren Bulut Atlası, bugün bir başyapıt olarak değerlendirilen Matrix ve V for Vendetta’nın senaryosunu da yazmaları üst üste konulduğunda had safhaya çıkan beklenti, Jüpiter Yükseliyor ile düşüşe geçiyor. Konusu itibariyle bir üçleme olabilecek kadar yoğun detaylar barındıran film, iki saat içerisinde anlatmaya çalıştığı bu ayrıntılı dünya düzeninin odaklanılabilecek çok daha mühim noktalarını karakterlere söyletilen birer cümleyle geçip, izleyiciyi kolaylıkla kapılabileceği aksiyonlu bir aşk hikayesiyle süresini geçiştirmeyi seçmiş denilebilir. Frankfurt Okulu düşünürlerinin, ana akım filmler için de kullandığı “kültür endüstrisi ürünü” tanımını hatırlatan Jüpiter Yükseliyor, hayatından memnun olmayan izleyiciye adeta “değişmeye çalışma, içinde bulunduğun durumdan memnun ol, bu tuvalet temizlemek bile olsa” mesajı vererek kapitalist sistemi devam ettiren, izleyicisine katharsis (iç arınma) yaşatıp salondan mutlu ayrılmasını sağlayan bir film olarak düşünülebilir. Wachowski Kardeşler'in elinden çıkan ve bütün dünyayı sarsan, tekrar tekrar izlediğimiz izledikçe yeni detaylar keşfettiğimiz Matrix’in güzelliği ve sistem karşıtı anlatı yapısıyla Jüpiter Yükseliyor’un bir film olarak ideolojisini ve tavrını basit bir şekilde karşılaştırdığımızda Wachowski’lerin son filminde seçtikleri yolun farklı olduğu görülecektir. Matrix’i tüketim kültürü, kapital düzen yanılsamaları üzerinden okuduğumuzda, sürekli daha iyisini, daha fazlasını almanın ve bu ekonomik gücü elde etmek için adeta hayatı yaşayamadan çalışmanın ve ele geçen parayla daha çok tüketiyor ve tükettikçe körleşiyor olmanın bir temsili olarak görülebilecek Matrix, izleyicisine “kırmızı hapı” verip ne kadar gerçeklerle yüzleştiriyorsa, Jupiter Yükseliyor da o kadar “mavi hap” olarak görülebilir. Çünkü gerçeklerle yüzleşen ve düzenin farklı işlediğini gören, bir şeyleri değiştirmek için elinde fırsat bulunan Jüpiter’in bundan zarar gördüğü ve yaşadığı basit hayata dönerek gözlerini gerçeklere yumduğu bir olay örgüsü sunarak film, izleyici adına konuşarak onlara gözlerini kapamalarını öğütlüyor ve yaşadıkları hayattan memnun olmaları gerektiğini kurduğu anlatı yapısıyla doğruluyor. Filmde verilen mesajlar ayrıntılı düşünüldüğünde, tek sorunlu noktanın bu olduğunu söylemek yanlış olur. Filmde yaşanan tüm aksiyon, uzay araçları, farklı evrenler, farklı varoluş biçimleri silindiğinde geriye kalan tek şeyin bilinçsizce ortada dolaşan ve başını sürekli belaya sokan Jupiter’in, -tam düşecekken/tam ölecekken- mütemadiyen aşık olduğu Caine tarafından kurtarılması olduğu görülecektir. Ana karakterin Jupiter (Mila Kunis) olduğunu sandığımız filmde aslında Caine’nin (Channing Tatum) kahramanlıklarını izliyor oluşumuzu ve Jupiter’in bu denli erkek tarafından kurtarılmaya muhtaç oluşunu oldukça sorunlu bir temsil olarak görüyorum. Bunun yanı sıra, Caine’in peşine düşen ve izleyicinin Caine ile özdeşim kurması sebebiyle düşman olarak bellediği iki karakterin siyahi ve Asyalı seçilmiş olması ayrıca manidar. The Theory of Everything’deki Stephan Hawking performansıyla bu sene Oscar’a aday olan Eddie Redmayne, film boyunca kullandığı kısık ses tonu ve oldukça minimal jest ve mimiklerine aniden eklediği patlamalarla filmin en başarılı oyuncusu denilebilir. Mila Kunis, Jupiter rolünden Friends with Benefits’teki Jamie rolüne kadar sanki sürekli aynı karakteri canlandırıyormuş hissi verse de oyunculuğu filmi götürebiliyor. Channing Tatum ise canlandırdığı Caine rolüyle aşık olduğunda da savaşırken de aynı yüz ifadesini korumaktan taviz vermiyor. Dünyanın başka evrenlerin çiftliği oluşu, "yaşamak tüketmektir"…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Oldukça başarılı kostümleri, efektleri ve heyecanı en üst düzeye taşıyan paralel kurgularıyla 3D izlendiğinde bir görsel şölene dönüşebilecek film, Wachowski Kardeşler'den beklenenin aksine sallantıda olan bir konuyla yalnızca aksiyon severlere hitap edebilecek gibi görünüyor.

Kullanıcı Puanları: 3.33 ( 8 votes)
55
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi