Romantik-komedi türünün ilk akla gelen isimlerinden biridir Nora Ephron. 1941 yılında, hayatımızda hiç görmediğimiz kadar sinema sanatçısının bir araya toplandığı bir ailede dünyaya gelmiş,  ne olduğunun farkına bile varamadan kendini sinema dünyasının ortasında bulmuştur. Kariyerine gazeteci olarak başlamış, sonrasında çocukluğundan aşina olduğu televizyon camiasında yerini almıştır. Hepsi senarist olan annesi, babası ve kardeşlerinin etkisinde kalarak; 42 yaşındayken o da, ilk filmi olan Silkwood’u yazmıştır. İkinci filmi; Heartburn’den sonra, romantik-komedi dünyasının vazgeçilmezi haline gelmiştir.

Bu yazımda, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Nora Ephron’a bir ağıt olarak; son filmi olan Julie & Julia’yı ele alacağım.

Yemek yemeyi çok seven Julia Child; Fransa’ya yeni taşındığı dönemlerde, kendisine bir hobi ararken; “Cordon Bleu” adlı ünlü yemek okuluna yazılır. Sadece erkeklerin ders aldığı bu yere girdiği ilk günden itibaren; yaşadığı zorluklar ve sınıfın geri kalanına ayak uydurma mücadeleleri onu, Amerika’nın en ünlü aşçısı haline getirecek ve 1961 yılında yazdığı “Mastering the Art of French Cooking” adlı yemek rehberi, yarım asır sonra bir başka kadının hayatını değiştirecektir.

Julie Powell; bir çağrı merkezinde, sevmediği bir işte çalışmaktadır. Bütün gün telefonlara cevap verip; yakınlarını kaybedenlere psikolojik destek sağlamaktan sıkılan Powell; yeni bir hobi edinmeye karar verir. İnternet üzerinde açtığı blogda; Julia Child’ın 1961 yılında yayınladığı “Mastering the Art of French Cooking” adlı kitapta bulunan 524 tarifi tek tek pişirerek, 1 yılda yaşadığı deneyimleri aktaracaktır.

Nora Ephron, bu filminde birbirine çok benzeyen iki hayat hikayesini paralel olarak kurgulayarak; “yemek” unsurunun, farklı dönemlerdeki iki kadının hayatını nasıl etkilediğini anlatıyor. İki ayrı kitaptan uyarlanmış, iki gerçek hikayeyi bir araya getiren, biyografi niteliğindeki bu filmde; Meryl Streep ve Amy Adams’ı, 2008’de birlikte rol aldıkları Şüphe (Doubt) filminden sonra, bir kez daha birlikte izliyoruz. 

Julie Powell rolündeki Amy Adams; kendi kişiliğine çok yakın bir karakteri canlandırmanın avantajı olarak; rolüne uyum sağlamakta hiç sıkıntı yaşamıyor. Meryl Streep ise; kendinden farklı bir dönemde, farklı şartlarda yaşamış bambaşka bir kadın olan Julia Child rolünde. Filmografisinde hiç benzer bir rol olmamasının yanı sıra; Julia Child gibi Amerika’nın çok yakından tanıdığı ve sevdiği bir ikonu canlandırmak birçok açıdan risk olarak değerlendirilebilecekken; Meryl Streep rolünü, gerçek Julia Child üzerinde hiçbir değişiklik yapmadan, kendi stiline göre yorumlayarak, tüm bu dezavantajları birer avantaja çeviriyor ve Amerika’nın sevdiği bir başka kadın olarak 16. Kez Akademi Ödüllerine aday gösteriliyor.

Film süresince hiç bir araya gelmeyen bu iki karakterin başından geçen iki hikayeyi birbirinden ayırmak için, renk tonlamaları kullanılmış. 1949’da geçen hikaye pastel tonlarda, 2002’de geçen hikaye ise daha canlı tonlarda çekilmiş ama her ikisi de Nora Ephron’un tarzına uygun; çekici renkler. Soluk, karanlık dönem filmlerinin aksine; son derece renkli ve keyifli bir film.

Nora Ephron, tüm klişelerini bir araya getirerek çektiği Tatlı Cadı (Bewitched, 2005) filminin beklediği ilgiyi görmemesi üzerine; bu kez klişelerinden biraz uzaklaşarak kendine yeni bir tarz yaratmış. Unutulmaz aşklara ev sahipliği yapan New York sokakları yerine, Fransız mutfağının leziz yemekleriyle süslediği bu filmi karnınız açken izlememenizi tavsiye eder, iyi seyirler dilerim. Bon appétit!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi