Aslen dövüş sanatları uzmanı olan ve birkaç filmde aktörlük de yapan Chad Stahelski’nin ilk filmi John Wick, özellikle Keanu Reeves ve Willem Dafoe gibi yıldız oyuncuların bulunduğu kadrosuyla dikkat çeken bir yapım. İlk yönetmenlik denemesi olmasına karşın Stahelski’nin dövüş sanatları uzmanı olarak kariyeriyse oldukça parlak. Öyle ki çalışmaları arasında Matrix serisi, 300 Spartalı, V For Vandetta ve X-Men gibi filmler var. Tabi iş yönetmenliğe gelince söyleyecek pek çok sözümüz var filmi için.

Bir kere John Wick’in daha senaryo aşamasında ortaya yeni hiçbir şey koymama gibi bir sorunu var. Mesela filmin adını “John Wick ve Aşırı Klişeli Hikayesi” koysak neredeyse tüm hikayeyi anlatmış oluruz. En nihayetinden intikam almak için durmadan dövüşen bir adamı anlatıyor. O yüzden filmin ilk on dakikasını izledikten sonra finalinde olacakları eksiksiz bir şekilde tahmin etmek sandığınızdan daha kolay. Hal böyle olunca filmi izlemek için bir sebep bulmak istiyor insan. Neyse ki yönetmen bu konuda biraz insaflı davranmış.

John Wick aslında iki bölümden oluşuyor diyebiliriz. Yaklaşık ilk yirmi dakikasını oluşturan bölüm o kadar iyi ki acaba bir efsane mi doğuyor diyorsunuz. Ne zamanki hikaye daha fazla yaratıcılığı kaldıramayıp kendini klişenin o şefkatli kollarına bırakıyor, filmde adım adım vasatlığa sürükleniyor. Hele ki finalde artık katlanılması gereken bir “şey” halini dönüştüğünü söylemek gerçekten acı verici. Baştan sona vasat gitse çok da üzerine düşünmeye değmez ama bazı iyi bölümleri gördükten sonra bunları kafaya takmamak elde değil.

Keanu Reeves’ın her zamanki mimiksiz suratı karakteriyle uyumlu olduğu için performansı da haliyle oldukça iyi olmuş. Ama özellikle kısa bir rolü olan Willem Dafoe’nun performansı tadından yenmeyecek cinsten. Dövüş sanatı geçmişinden de aldığı güçle haliyle yönetmen birçok bölümde etkileyici dövüş sahneleri yaratmaya çalışmış. Yine ilk bölümde bu açıdan özellikle müzik kullanımıyla da çok iyi giderken sonlara doğru işin suyunu kaçırmış.

Herşeyden öte filmde her yıl çekilen onlarca stüdyo filminde olduğu gibi tür adı altında gerçekleşen büyük bir bakış açısı eksikliği var. Elbette bunlar beraberinde bir çok klişeyi de getiriyor. Yani artık saymaktan da bıktım ama; bir kere de bir adam tüm hayatını intikam hırsıyla kurmasın, bir kere de emekliye ayrılmış bir seri katilin çok sevdiği bir şey yok edilmesin, bir kere de yüzlerce adamı tek atışta öldüren kahramanımız esas karakteri milyon kere milyon defa elinden kaçırmasın, bir kere de iki kahraman finalde silahları bir kenara bırakıp yumruk yumruğa dövüşmesin, bir kere de kötü karakter içinde zerre iyi bir yan yokmuşçasına karton figür gibi tek yanlı yaratılmasın, bir kere de kahramanımızın geri döndüğü haberini alan karakterin yüzüne yavaşça yaklaşılmasın, bir kere de…

Açıkçası filmin temelinde anlattığı bir hikaye yok demek istiyorum çünkü eğer varsa bu oldukça tehtidkar ve yıkıcı bir söylem barındıran bir düşünce. Yoksa çok sevdiği çiçeği böceği öldü diye yüzlerce insanı öldüren kahramanımızın tüm bunları sevgisinden dolayı yaptığına inanmak aptalca olur. Ölmesi sadece bir saniye süren ve filmde de kendine yalnızca o kadar süre boyunca yer bulabilen o füguranın hikayesi, sevdiği şeyler yokmuş gibi bir et yığını görevi görerek o sözde çok acı çekmiş kahramanımız tarafından öldürülmesi her ne hikmetse bu yapımlarda pek önemsiz bir şeymiş gibi gösteriliyor. O yüzden filmin temelde bir söylemi olmadığını söylemek filmin sözde kurduğu temelden daha insancıl bir tutum bence.

John Wick için kötü film demek ilk yirmi dakikasına, iyi film demekse tamamına haksızlık etmek olur. İnsanın insan gibi görülmediği tüm dünyanın kahramanların ve onların koyduğu kuralların çevresinde geliştiği hikayeleri görmekten bıkmamak lazım bu filmi sonuna kadar izleyebilmek için. Onun dışında zaten yönetmen iki saniyeden fazla kesme yapmadan duramayan saf biçimci kurgusuyla size üzerine düşünmeye tek bir nokta dahi bırakmadan bir illüzyon yaratmış, ilgisini çekene hitap eder hiç kuşkusuz.

Aslen dövüş sanatları uzmanı olan ve birkaç filmde aktörlük de yapan Chad Stahelski’nin ilk filmi John Wick, özellikle Keanu Reeves ve Willem Dafoe gibi yıldız oyuncuların bulunduğu kadrosuyla dikkat çeken bir yapım. İlk yönetmenlik denemesi olmasına karşın Stahelski’nin dövüş sanatları uzmanı olarak kariyeriyse oldukça parlak. Öyle ki çalışmaları arasında Matrix serisi, 300 Spartalı, V For Vandetta ve X-Men gibi filmler var. Tabi iş yönetmenliğe gelince söyleyecek pek çok sözümüz var filmi için. Bir kere John Wick’in daha senaryo aşamasında ortaya yeni hiçbir şey koymama gibi bir sorunu var. Mesela filmin adını “John Wick ve Aşırı Klişeli Hikayesi” koysak neredeyse tüm hikayeyi anlatmış oluruz. En nihayetinden intikam almak için durmadan dövüşen bir adamı anlatıyor. O yüzden filmin ilk on dakikasını izledikten sonra finalinde olacakları eksiksiz bir şekilde tahmin etmek sandığınızdan daha kolay. Hal böyle olunca filmi izlemek için bir sebep bulmak istiyor insan. Neyse ki yönetmen bu konuda biraz insaflı davranmış. John Wick aslında iki bölümden oluşuyor diyebiliriz. Yaklaşık ilk yirmi dakikasını oluşturan bölüm o kadar iyi ki acaba bir efsane mi doğuyor diyorsunuz. Ne zamanki hikaye daha fazla yaratıcılığı kaldıramayıp kendini klişenin o şefkatli kollarına bırakıyor, filmde adım adım vasatlığa sürükleniyor. Hele ki finalde artık katlanılması gereken bir “şey” halini dönüştüğünü söylemek gerçekten acı verici. Baştan sona vasat gitse çok da üzerine düşünmeye değmez ama bazı iyi bölümleri gördükten sonra bunları kafaya takmamak elde değil. Keanu Reeves’ın her zamanki mimiksiz suratı karakteriyle uyumlu olduğu için performansı da haliyle oldukça iyi olmuş. Ama özellikle kısa bir rolü olan Willem Dafoe’nun performansı tadından yenmeyecek cinsten. Dövüş sanatı geçmişinden de aldığı güçle haliyle yönetmen birçok bölümde etkileyici dövüş sahneleri yaratmaya çalışmış. Yine ilk bölümde bu açıdan özellikle müzik kullanımıyla da çok iyi giderken sonlara doğru işin suyunu kaçırmış. Herşeyden öte filmde her yıl çekilen onlarca stüdyo filminde olduğu gibi tür adı altında gerçekleşen büyük bir bakış açısı eksikliği var. Elbette bunlar beraberinde bir çok klişeyi de getiriyor. Yani artık saymaktan da bıktım ama; bir kere de bir adam tüm hayatını intikam hırsıyla kurmasın, bir kere de emekliye ayrılmış bir seri katilin çok sevdiği bir şey yok edilmesin, bir kere de yüzlerce adamı tek atışta öldüren kahramanımız esas karakteri milyon kere milyon defa elinden kaçırmasın, bir kere de iki kahraman finalde silahları bir kenara bırakıp yumruk yumruğa dövüşmesin, bir kere de kötü karakter içinde zerre iyi bir yan yokmuşçasına karton figür gibi tek yanlı yaratılmasın, bir kere de kahramanımızın geri döndüğü haberini alan karakterin yüzüne yavaşça yaklaşılmasın, bir kere de... Açıkçası filmin temelinde anlattığı bir hikaye yok demek istiyorum çünkü eğer varsa bu oldukça tehtidkar ve yıkıcı bir söylem barındıran bir düşünce. Yoksa çok sevdiği çiçeği böceği öldü diye yüzlerce insanı öldüren kahramanımızın tüm bunları sevgisinden dolayı yaptığına inanmak aptalca olur. Ölmesi sadece bir saniye süren ve filmde de kendine yalnızca o kadar süre boyunca yer bulabilen o füguranın hikayesi, sevdiği şeyler yokmuş gibi bir et yığını görevi görerek o sözde çok acı çekmiş kahramanımız tarafından öldürülmesi her ne hikmetse bu yapımlarda pek önemsiz bir şeymiş gibi gösteriliyor. O yüzden filmin temelde bir söylemi…

Yazar Puanı

Puan - 69%

69%

John Wick için kötü film demek ilk yirmi dakikasına, iyi film demekse tamamına haksızlık etmek olur.

Kullanıcı Puanları: 3.52 ( 6 votes)
69
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi