Hani bazı filmler vardır, insan izlerken “bu filmi çekmek zorunda mıydınız?” diye sorar kendi kendine. İşte bilgisayar dünyasının dahi çocuğu Steve Jobs’un hayatını anlatan “Jobs” bu filmlerden.

Jobs, 2011 Ekim’inde kansere yenik düştüğünde, Apple’ın kurucusu olan bu sıra dışı adamın hayatının filmlere ve kitaplara konu olacağını hepimiz biliyorduk ama itiraf edelim böylesine vasat bir iş beklemiyorduk. Gerçi Jobs karakterini Asthon Kutcher’ın canlandıracağı duyurulduğunda ilk şüphe kırıntıları içimize düşmüştü ama yine de acele karar vermemek gerekti. Fakat ne yazık ki film her anlamda bir hayal kırıklığı olarak sinema tarihinde yerini aldı.

Steve Jobs’un 1974’te üniversiteyi bırakarak Apple’ı kurmasından başlayıp 2001 yılına kadar anlatılan hayat hikâyesi, sanki özellikle Jobs’un yükselişinin en sıkıcı bölümleri seçilerek yansıtılmış. Ayakkabı giymeğe tahammül edemediği gibi sıkıcı derslere de tahammül edemeyen Jobs, bir gün okuldan çıkıp üvey ailesinin garajında bir atölye kuruyor, arkadaşı Woz (Steve Wozniak) uğraşıp çabalayıp bir ana kart yapıyor, bizim Jobs da götürüp bunu satıyor. Nasıl oluyorsa bir yatırımcı buluyorlar ve hoop karşımızda “Apple”! Uyumsuz ve bencil yapısı gereği dostlarını çevresinden uzaklaşıyor, sevgilisine ve doğacak çocuğuna ihanet ediyor, çalışıyor, çalışıyor… Sonra işler iyi gitmiyor ve nasıl oluyorsa Jobs kendi kurduğu şirketten kovuluyor. Bir süre münzevi bir hayat yaşayıp bahçeyle uğraşıyor ve sonra muhteşem dönüş! Jobs dönüyor, intikamını alıyor ve başarı merdivenlerini adım adım tırmanıyor! Tabi biz bunların hiçbirini görüyoruz. Gördüğümüz tek şey tesadüfî başarılar ve gözünü hırs bürümüş sevgisiz bir adam. Özetle söylemek gerekirse filmi izlerken Apple nasıl olmuş da milyar dolarlık hisselere sahip böyle büyük bir şirket olmuş anlamak oldukça güç.

jobs5 a

Matt Whiteley’in yazdığı senaryo bir ilk senaryo olmanın tüm zaaflarını taşırken yönetmen Joshua Michael Stern de ilk uzun metrajı olamamasına rağmen acemice bir iş çıkarıyor. Temposu zaman zaman bir hayli düşen film, iki saatlik süresiyle de sabırları zorluyor. Senaryo ve yönetmenlik böylesine vasat olunca, haliyle bütün yük abartılmış müziklere ve başrol oyuncusu Asthon Kutcher’a kalıyor. Ancak Kutcher’ın canlandırdığı karakter de yazık ki karikatürize bir tip olmanın ötesine geçemiyor. Jobs’un vücut diline dair yakalanmış tek detay abartılarak sürekli seyircinin gözüne sokulan yürüyüşü. Jobs’ın 1996’da hala genç ve yakışıklı bir adamken 2001’de İpod piyasaya tanıtıldığında nasıl olup da böylesine yaşlanıp çöktüğü de filmin muammalarından. (Bahanesi kanser olamaz çünkü ilk kanser teşhisi 2004 yılında konuluyor)

Filme dair söylenebilecek yegâne olumlu şey Jobs’u bilgisayar teknolojisine bakış açısı. Jobs sık sık teknolojik aletlerin kullanım kolaylığının yanı sıra estetik de olması gerektiğini, insanların bilgisayarı (filmin geçtiği tarihlerde daha iphone yok) bedenlerinin bir parçası gibi hissetmesi gerektiğini vurguluyor. Olmayan bir talebi arz yaratarak manipüle etme gayreti de belki vahşi Amerikan kapitalizmine çok ufak bir gönderme olarak kabul edilebilir. Diğer yandan filmde Sony ürünlerine çöp muamelesi yapılması, Bill Gates ve Microsoft’un teknoloji hırsızı olarak gösterilmesi yapımcının başını ağrıtabilir gibi görünüyor. Bu arada Apple’ın filme hiçbir şekilde destek vermediğini ve Jobs’ın bütün yaşamına tanıklık etmiş Steve Wozniak’in de filmi gerçek dışı olmakla itham ettiğini de hatırlatalım.

Sonuç olarak Steve Jobs nasıl bir hayat yaşamış da bu kadar önemli bir adam olmuş, Apple hangi yollardan geçmiş de böyle büyük bir şirket olmuş anlamak istiyorsanız izlemeniz gereken film “Jobs” değil. Belki şu sıralar Steve Wozniak’ın, Jobs’ın biyografisini yazan Walter Isaacson ve The Social  Network’ün yazarı Aaron Sorkin ile beraber üzerinde çalıştığı yeni film merakımızı giderir. 

(Bu yazı konuk yazarımız Güzin Tekeş tarafından yazılmıştır)

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi