Thelma’nın yönetmeni Joachim Trier, ülkemizde Filmekimi vesilesiyle izleme imkanı bulduğumuz queer korku draması hakkında açıklamalarda bulundu.

Oslo, 31 August, Reprise ve Louder than Bombs gibi birbirinden başarılı filmlere imza atan Norveçli yönetmen Joachim Trier’in türler arasında gezinen ve katıldığı tüm festivallerde büyük yankı uyandıran son filmi Thelma; tıpkı diğer filmleri gibi acıklı bir büyüme hikayesini ekranlara taşıyor. Ailelerinin baskıları ve kötü davranışları sebebiyle çocuk yaşta yetişkin bir ruha bürünmek zorunda kalan karakterlerin sözcülüğünü üstlenen Joachim Trier diğer filmlerinde olduğu gibi Thelma’nın senaryosunu da Eskil Vogt ile birlikte kaleme aldı. Senaryosu Trier ve Vogt ikilisinin elinden çıkmış olan Thelma’nın Trier’in önceki üç filminden ayrılan en belirgin yanı ise korku türü geleneğinden gelen filmin queer temalar üzerinden biçimlendirilmesi.

Thelma, üniversiteye gideceği için evinden ve ailesinden ilk kez uzaklaşmak zorunda kalan genç bir kızın hikayesi. Thelma’nın konforlu ve muhafazakar hayatı başka bir kıza aşık olmasıyla değişmeye başlayacak ve çok geçmeden korkunç doğaüstü güçlere sahip olduğunun farkına varacaktır. Sahip olduğu bu doğaüstü güçlerin farkına varan -belki de başından beri bilen- ailesinin Thelma üzerinde baskı kurması ve ona yasaklar getirmesinden sonra işler iyice rayından çıkacaktır.

Gelecek yılki Akademi Ödülleri’nde En İyi Yabancı Dilde film adayı olarak Norveç’i temsil etmesi muhtemel olan Thelma; heyecan uyandıran korku hikayesi, ilham verici queer romantizmi ve ailenin her zaman doğruları söyleyen bir mekanizma olmadığını gözler önüne seren yapısıyla kişisel bir dramaya açılıyor. Joachim Trier, 2017’nin en iyi filmlerinden biri olan Thelma’yı bu dengeler üzerinden örüyor.

Slashfilm ekibinin kendisiyle yaptığı görüşmede Thelma’daki korku ögeleri ve filmin queer teması hakkında konuşan Joachim Trier, filmi daha en başında korku türü geleneğinde biçimlendirdiğini karakterlerin de bu noktadan itibaren şekillendiğini açıkladı. Filmin korku türünden, çocuklarını manipüle etme konusunda başarılı olan aile kurumuna; Thelma’da yer alan queer temalardan Norveç’teki LGBTİ kültürüne ve Thelma filmine ilham veren diğer film örneklerine dair açıklamalarda bulunduğu röportajın kısa özetini aşağıda bulabilirsiniz.

Joachim Trier: Thelma Aslında Bir LGBTİ Açılma Hikayesi

thelma-filmloverss

SF: İşe bir korku hikayesi anlatmak isteyerek mi başladınız yoksa senaryo yazımı esnasında karakterlere en iyi hizmet edecek şeyin korku türü olduğunu mu düşündünüz?

JT: Açıkçası ilk önce tür geldi. Bunun en azından daha erdemli olduğunu söyleyebilirim fakat sana karşı dürüst olmalıyım. Çok sayıda synth müziği dinledik ve bir sürü doğaüstü film izledik ve açıkçası sadece bu türde varoluşçu bir şeyler yapmak için bir fırsatımız olduğunu düşündük. Tarkovsky’nin Solaris’i, David Cronenberg’in The Dead Zone’u Roman Polanski’nin Rosemary’s Baby’si bunlardan birkaçıydı. Gore filmlerdeki korkutan şeytan ögesinin yerine içsel doğaüstü çelişkilerin veya dramaların olduğu alegorik hikayeler daha çok ilgimizi çekti. Aslında hikayemiz de orada başladı, ve tabii ki o noktada karakterimiz şekillendi. Biz dramadan yola çıkıyoruz; hikayemizi de genç bir kadının ebeveynlerinden özerk olmaya ve aslında kim olduğunu anlamaya çalıştığı dinamikler üzerinden geliştirdik. Bu yüzden, film türün bu çekici özelliğiyle başladı.

SF: “Kötü” anne-babalar hakkında birçok korku filmi var ve bu filmlerin çoğu abartılı ya da karikatürize olma eğilimindeler. Bunlar arasında iyi yapılan işlerin klasik örneği muhtemelen Brian De Palma’nın Carrie filmi ki sizin filminiz de onun ilginç bir kuzeni gibi gözüküyor. Fakat Thelma’daki ebeveynler, izleyiciler Thelma’nın tarafını tutacak olsa bile, oldukça zarif ve insaniyetle yol alıyorlar.

JT: Teşekkür ederim. Ama bildiğin tek şey bu mu? Filmin nihai olarak bir ailenin birbirine güvenmemesi hakkında bir korku olduğunu düşündüm. Bugünlerde herkes karşıtlık hikayeleri yapmak zorunda kalıyor: Kötü insanlar ve iyi insanlar… Çünkü bu tür hikayeler kolayca anlaşmazlık ve çatışma yaratırlar ve dikkat edersiniz ki insanlar bu tarz filmlere gider. Ancak biz izleyiciye bundan daha fazlasını borçluyuz. Fransız yönetmen Jean Renoir’a göre en büyük sorun, herkesin kendine göre bir sebebinin olmasıydı. Ve ilginç olan da bu. Babanın davranışı için bir mantığa ihtiyacı olduğu gerçeği bizim de ilgimizi çekti. Baba ve anneni bu anlamda kendi davranışlarını yumuşatıcı güçleri var. Olmaya ihtiyaç duyduğunuz kişi olmak zorunda olduğunuz herhangi bir insan tecrübesinde, anne-babanızın onayı veya sevgisine ne kadar bağımlısınızdır ve kendi ayaklarınızın üzerinde durmak için bundan kaçmaya cesaret edebilir misiniz? Thelma, tür öğeleri yoluyla doldurduğumuz temel bir insan deneyimini anlatıyor. Gerçekten, söylediğin şeyi takdir ediyorum. Orada gerçek karakterler yaratmaya çalışmayı hedefledik. Bir bakıma dünya şu anda doğaüstü hikayelerle dolu ve bizim buna katkıda bulunabileceğimiz tek şey arka planımızdaki tüyler ürpertici hikayeyi umutla daha hümanist bir hale getirmek ve onlar birbirlerine karıştığında ne olduğunu görmekti. Eğlenceli olan da buydu.

thelma-trailer-filmloverss

SF: Thelma aslında bir LGBTİ açılma hikayesi.

JT: Kesinlike.

SF: Başka bir kadını seven bir kadınla ilgili bir hikaye. Amerika’da her zaman açılma hikayeleri olan filmlerin gösterildiğini biliyoruz ama çoğunluk aynı cinsiyet ilişkileri hakkında tür filmi çekmeye korkuyor.

JT: İskandinav sinemasında da bunun örnekleri çok az var. LGBTİ deneyim veya durumlarıyla ilgili çoğu film erkekler için. Ancak, tür sinemasında, yelpazenin diğer tarafı da var. 1970’lerde İtalya’dan gelen ürkütücü lezbiyen vampir filmleri klişesi bunlardan biri. Bu konuyla ilgilenen ve bugün bu yaşlarda daha önemli olduğunu düşündüğümüz bu tema ile ilgili daha modern bir motive etme hikayesi yapmayı deneyebileceğimizin farkına vardık. Bizim toplumumuzda, hem Amerika’da hem de Norveç’te kentte yaşayanlar için, herkesin özgürlükçü olduğunu düşünücek olursak, açılma ihtimali daha kolay ancak gerçekte durum böyle değil. Dinin baskılayıcı bir iktidar yapısı olarak kullanıldığı muhtelif bölgelerde muhafazakâr ortamlar var. Bu, kişisel inançlara yönelik bir saldırı değil ki herkesin inancına saygı duyarım; ama insanların olmaya ihtiyaç duydukları kişiler olmalarını engelleyen yapılara saldırı. Diğer taraftan, hayatım boyunca, aynı zamanda bir müziksever olarak punk ve disko kültürü ile büyüdüm. Ben DJ’im. 80’lerin başındaki disko ve punk hareketlerini büyük ilgiyle karşılıyor ve onları kucaklıyordum. Bu, kim olmak istediğinize izin verilen bir sahne. Tüm filmlerimde dışarıdakiler gibi hisseden insanlara kök salmaya çabalıyorum. Bunun hikayenin bir parçası olduğundan dolayı mutluyuz, ancak aslında hikaye orada başlamamıştı. Ama kendi içinde böyle gelişti…

Röportajın tamamına Slashfilm‘den ulaşabilirsiniz.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi