“Doğruluk mu cesaret mi” veya birkaç farklı şekilde adlandırılan bu oyunu hayatında bir kez dahi oynamamış kimse yoktur. Doğruluk pek ilgi çekici olmasa da cesaret deyince hemen herkes bir an için heyecanlanır ve en tehlikeli şeyleri düşünmeye başlar. Cesaret gerektiren ceza bulunur, yapacak kişi itiraz eder.

Jeux d’enfants (Cesaretin Var mı Aşka?), sadece cesarete indirgenmiş bu oyunu, çocukluklarından başlayarak tüm hayatları boyunca oynayan ve sonunda hayatlarını değil bu oyunu yaşamaya başlayan Julien ve Sophie’nin komik ama bir o kadar da dramatik hayatlarını anlatıyor. 

Julien’i Guillaume Canet, Sophie’i ise dünya sinemasının yükselen değeri Marion Cotillard canlandırıyor. 2003 yapımı bu filmi izleyince Marion’un bu noktalara nasıl geldiğini anlamak hiç de zor değil. Ancak izleyiciyi bu kadar filmin içine çeken asıl etken, Sophie ve Julien’in çocukluklarını canlandıran küçük oyuncular.  Filmin ilk bölümünü oluşturan bu sahnelerde oyunculukların başarılı ve sempatik olması filmin izleyiciye konudan bağımsız olarak bir adım daha yaklaşmasını sağlıyor. 

Jeux d’enfants’ın yönetmen koltuğunda Yann Samuell oturuyor. Böylesine etkileyici bir aşk hikayesini anlatan Fransız yönetmenin, toplumsal bir çok soruna gönderme yapması filmin akışını olumsuz etkilemekten çok,  seyircinin filmi daha dikkatli izlemesini sağlıyor.  Sophie’nin Polonya kökenli olmasının arkadaşlarınca alay konusu olarak görülmesi, din, dil ve ırk kavramının küçük yaştaki çocukları nasıl etkilediğinin güzel bir göstergesi. Yönetmenin bu konuyu özellikle seçmesine rağmen, üzerinde dikkatle durulan tek konu da bu değil. Julien’in annesi ve babasının birbirinden tamamen ayrı iki zıt karakterde olması onu daha haylaz bir çocuk haline getiriyor. Burada da toplumun kendi koyduğu kurallar ön plana çıkıyor. Sert, kuralcı baba modeline karşılık sevgisini daha rahat hissettiren anne modeli. 

Daha önce izlediğim birçok romantik komedi filminden ayrılan Jeux d’enfants kendine özgü bir senaryoya sahip. Olay örgüsü “One Day”i anımsatsa da, filmin genel yapı itibari ile artık sıkıcı olmaya başlayan kendi türündeki filmlerden ayrıldığını düşünüyorum. Özenle seçilen birçok repliğin hafızalara yer edeceği filmin, yüzümüzde gülümsemeye sebep olacak çok sayıda sahnesi var. Özellikle Sophie’nin iç çamaşırlarını, günlük kıyafetlerinin üzerine giyerek okula gittiği sahneyi izlerken yüzünüzde oluşacak gülümsemeyi şimdiden görebiliyorum. 

Yazının belirli bir kısmında anlattığım göndermelerin toplumsal gerçekler olması ve tüm çocuklarının gelişiminde önemli bir rol oynaması sebebiyle “ne kadar da ciddi bir filmmiş” havası yarattığımın farkındayım. Ancak film bunlara takılı kalmamızı gerektirmiyor. Tam tersine bu denli fantastik bir aşk hikayesinin nereden başladığını bizlere göstererek hikayeye daha çok inanmamızı sağlıyor. Film, öylesine boşluk bulduğumuz bir saatin içine sıkıştırılacak bir romantik komedi değil. Kısacası Jeux d’enfants izlendikçe mutlu olunacak, yeri gelince ağlanacak, kimi zaman ise gülerek doya doya izlenecek başarılı bir film. 

İyi Seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi