Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Klasik bir aşk hikayesinin bize sunduğu vazgeçilmez klişe şüphesiz ki mutlu sonla bitmesidir; ancak biliriz ki iki insan birbirlerini sevebilir, öyle çok severler ki aşkın kimliksizliğiyle bizleri buluştururlar ama bu aşk her zaman mutlu sonla bitmez. Bazen zaman ayırır, bazen ölüm, bazen ise kişilerin kendileri sebep olur bu ayrılığa… ya da bunların hiçbiri olmaz; araya giren zamana rağmen hisler hiç bir zaman etkisini kaybetmez. Tıpkı masalsı hikayesiyle beyazperdenin büyülü dünyasının en güzel yansımalarından biri olan Jeux d’enfants’da zamanla oynanan bir oyunun parçası olan Sophie ile Julien gibi…

Yönetmenliğini ve senaristliğini Yann Samuell’in yaptığı; başrollerinde ise Guillaume Canet ile Marion Cotillard’ın olduğu Jeux d’enfants, bir teneke kutusunun etrafında iki kişinin yıllar boyunca dahil olduğu bir cesaret oyununu anlatır. Henüz daha çocukken tanışan ve kendi aralarında tuhaf bir oyun oynayan Julien ile Sophie; ne birbirlerinden ne de oynadıkları bu cesaret oyunundan asla vazgeçemezler. Korkusuzluğun başrolde olduğu bu oyun Sophie ve Julien büyüdükçe daha tehlikeli bir hal almaya başlar… Zaman geçer, farklı hayatlar kuran ikili yine hayatın bazı anlarında bu oyunun etrafında kesişirler. Sıra dışı bir aşk hikayesi, sıra dışı bir kurgu… ne romantik ne de komedi türüne ait diyebileceğimiz kalıba sığmayan filmimiz Jeux d’enfants’ı, bir filmle birçok duyguyu yaşamayı sevenlerin izlemesi gereken 10 filmi sizler için derledik.

“Cap ou pas cap?”

The Way We Were – 1973

the-way-we-were-filmloverss

Yolların ve zamanın iki kişi arasına girmesiyle gelişen hikayesiyle izleyenleri derinden etkileyen filmlerin başında gelen The Way We Were; aşkın doğasında yer alan karmaşanın en güzel simgesidir. Hikayenin geçtiği dönemi, toplumsal ve ekonomik durumunu arka planına alarak izleyiciyle bir aşkı anlatan film; sadece aşkı değil onunla birlikte gelen vazgeçemeyişi ve sevgiyi anlatır. Devam etmediği halde devam ettirilmeye çalışılan bir ilişkiyi; hem Hubble’ın hem de Katie’nin gözünden izlediğimiz 70’lerin vazgeçemediğimiz filmi!

The Notebook – 2004

the-notebook-filmloverss

Nicholas Sparks’ın aynı adlı romanından uyarlanan The Notebook; bir bakımevinde yaşayan yaşlı bir adamın defterinde yazılı olan bir aşk hikayesini okumasıyla başlar ve 1940’lı yıllara doğru yolculuk yaparız. Ailesiyle Seabrook Adası’na tatile gelen Allie Hamilton ile orada yaşayan Noah’ın hikayesi; sınıfsal ve ekonomik farklara rağmen aşk engel tanımaz, ancak II. Dünya Savaşı’nın gelmesiyle ve araya zamanın kendisinin girmesiyle hikaye yön değiştirir… aşk hikayelerinin sahip olduğu çoğu klişeyi barındırmasına rağmen; kurgusal açıdan öyküyü ele alış biçimi, Ryan Gosling ve Rachel McAdams’ın performanslarıyla The Notebook son yılların en iyi aşk filmleri arasına adını yazdırmıştır.

Etarnal Sunshine of the Spotless Mind – 2004

etarnal-sunshine-of-the-spotless-mind-filmloverss

Aradan geçen yıllar, bir aşkın bir insana neler yaptırabileceği; kırılan sınırlar ve duvarlar… dediğimiz anda aklımıza gelen bir diğer film de kuşkusuz Etarnal Sunshine of the Spotless Mind’dır kuşkusuz. Birbirinden çok farklı iki karakter olan; İçine kapanık biri olan Joel ile hisleriyle hareket etmeyi seven ve oldukça dışa dönük bir kişiliğe sahip olan Clementine bir kumsalda tanışırlar, birbirlerini çok severler… ancak sorunlar başlamıştır. Her aşk hikayesinin mutlu bitmeyeceğinin, her birbirini seven çiftin aynı zamanda birbirleriyle iyi anlaşması gerekmediğinin kanıtı olan film; kurgusuyla ve senaryosuyla klasik romantik filmlerden kendisini ayırmayı başarır.

A Lot Like Love – 2005

a-lot-like-love-filmloverss

Yoğun bir iş temposu içinde olan ve sürekli iş seyahatleri ne çıkan Oliver; gezilerinin birinde Emily’yle karşılaşır ve ikili kendilerini tam yedi yıl sürecek olan bir döngünün içinde bulurlar. Kader veya tesadüf; aradan geçen yıllar boyunca sürekli bir yerlerde birbirlerini bulurlar. Hayatlarının farklı dönem ve durumlarında bir araya gelen ikili arasında adını koyamadıkları bir ilişki gelişir. Kendi  hayatları ile birlikte olduklarında içinde oldukları hayat arasında gidip gelen ve geçen zamana inat birbirinden ayrılmayı başaramayan Olive ve Emily’nin akan zaman içindeki hikayesini ele alan filmin başrollerinde ise Ashton Kutcher ile Amanda Peet yer alıyor.

Atonement – 2007

atonement-filmloverss

Dönem filmlerinin başarılı yönetmeni Joe Wright’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Atonement; bir daha hiç düzelemeyecek kadar trajik bir şekilde kaderleri birbirlerine bağlanan üç insanın, hak etmedikleri bir şekilde bir kefaretin kurbanları olmasını konu alır. 1935 yılının bir yaz gününde; on üç yaşında olan Briony Tallis’in yanlış zamanda yanlış yerde olmasıyla, görmemesi gereken bir şeyi görmesi bir de üstelik bunu yanlış yorumlamasıyla kendisi de dahil ablası Cecilia ile hizmetçilerinin oğlu olan Robbie’nin arasındaki aşkı ve geleceklerini etkiler. Kurgusundaki geri dönüşlerle ve her karakterin gözünden izlediğimiz olaylarla hikayesine daha da çarpıcı bir etki bırakan film; atmosferinin çoğuna hakim olan melankolik havayla da savaş döneminin karanlığını ve karakterlerin içine düştükleri çaresizliği etkileyici bir şekilde resmeder.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi