Gün geçmiyor ki Marvel Sinematik Evreni (MCU) şahane bir işe imza atmamış olsun! Sinemada ve televizyonda harikalar yaratan Marvel, muhteşem bir Daredevil’den sonra bir de Jessica Jones dizisi yapacağını duyurmuştu. Jessica Jones öyle çok popüler, çok bilindik bir kahraman değildi. Üstelik kadındı. Yorum kazanları kaynamaya başladı. Özellikle erkek kahramanlara alışkın olanlar, süper güçleri olan bir kadın kahramanın tutmayacağı kanısındaydılar.  Tabii ki çok yanıldılar! Jessica Jones, karakter olarak Captain Marvel ya da Black Widow ya da Scarlett Witch gibi ön planda olmayabilir ama Daredevil gibi çığır açabilir, efsane olabilir.

Son dönemlerde ekranlarda gördüğümüz çizgiroman uyarlamalarındaki başrol kadın kahramanlardan ilk aklıma gelen Daisy “Quake” Johnson, Bobbi “Mockingbird” Morse, Peggy Carter, Sara’nın Black Canary’si (Laurel’ı hala sevemedim) ve Thea “Speedy” Queen şahane ilerliyorlar, işte kadından böyle süperkahraman olur dedirtiyorlar, diğerleri ise hala gelişiyor ve karakterlerin hakkını vermek için uğraşıyorlar. Özellikle kişisel favorim olan Peggy Carter’ın yeni bölümlerini merakla bekliyorum.

Jessica Jones cephesine dönecek olursak, ardı ardına gelen haberler, Jessica Jones’tan sonra bir Iron Fist, bir Luke Cage ve bir de kahramanlarımızın beraber çalışacağı “Defenders” dizilerini işaret ediyordu. MCU bu işi cidden çok iyi kotardı. Hangisinde esprili ve eğlenceli, hangisinde karanlık ve bunalımlı, hangisinde kırılgan ve depresif olacağını çok iyi biliyor, dizilerini ve filmlerini bunun üstüne inşa ediyor (Yazar burada elbette DC’ye sitem ediyor!). Bu kadar merak yetmezmiş gibi üstüne bir de David Tennant’ın adını duymayalım mı! David Tennant, Doctor Who’dan sonra hayranlarına hayran kattı, tek başına dünyaları yerinden oynatabilecek büyüklükte hayran ordusu olan bir adama dönüştü. Diziyi sadece David Tennant hayranlarıi izlese bile, izlenme rekortmeni olan dizilerin rekorunu kırabilir. Benden söylemesi. Ama bakalım herkes bu sezonu izleyince David Tennant hala eskisi kadar seviliyor olacak mı?

Sabırsızlıkla beklediğimiz Jessica Jones’un 13 bölümden oluşan 1. sezonu Netflix sayesinde bir anda kucağımıza düştü. Günahıyla sevabıyla geride bıraktığımız 1. sezonu gelin beraber değerlendirelim.

jessica-jones-1-sezon-1.-bolum-filmloverss

***Yazının bundan sonrası Jessica Jones’a dair diziden ve çizgiromandan keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Öncelikle o ne güzel jenerik öyle? Daredevil için yaptıkları jenerik de şahaneydi. Adamlar gerçekten çok güzel, çok tatlı işler yapıyorlar. Bölümlerde Jessica’nın kabusları, flashbackleri, Kilgreve’in anlık görüntüleri şahane işlenmiş. Kilgrave’in ne yüzünü ne de kendisini tamamen görmememize rağmen ürperdim. Kısık sesi karanlık bir gölge gibi etrafımı sardı. İnanılmazdı. Kilgrave ile ilgili kısımlarda rengin mora dönmesine ise bayıldım. Belki bilmeyenler vardır, David Tennant’ın canlandırdığı, dizinin kötü adamı Kilgrave’e  “Purple Man” (Mor Adam) diyorlar. Çizgiromanda kendisi, üstüne dökülen kimyasal madde nedeniyle gerçekten mor. İnsanlara istediklerini feromonları sayesinde yaptırabilen bir Rus ajanı. Bu da dizi boyunca sıklıkla gördüğümüz mor renkleri, Kilgrave’in gardırop tercihlerini açıklıyor. Çok fazla spoiler vermeden Purple Man’in çok korkunç bir adam olduğunu, Jessica Jones’un bu kadar dehşete düşmesinin ağır sebepleri olduğunu söyleyeyim. Daredevil’de Kingpin’e yaptıkları gibi burada da Kilgrave’e bir flashback bölümü yaparlar ve her şeyi anlatırlar diye düşünüyordum ama bunu tam olarak gerçekleştirmediler.

Diziyi izlemeden önce David Tennant’ı almalarının ne kadar mantıklı ve akıllıca bir hamle olduğunu düşünsem de sezonun sonuna doğru tamamen zıt bir fikre kapıldım. David Tennant’ın bu dizide kötü adam olarak yer alması büyük eksi olmuş. Çizgiromandaki Kilgrave’i bilmeyenler, dizideki Kilgrave’de David Tennant’ı gördüler, psikopat Zebediah Kilgrave’i değil. Küçükken sevilmemiş, ailesinin kötü muamelesine uğramış, terk edilmiş, aradığı ilgiyi kimsede bulamamış, isteklerini güçleriyle almaya alışmış, doğru ile yanlışı ayıramayan, Jessica elinden tutsa, onu sevse iyileştirebilecek, sevilebilir bir adam gördüler.

Daredevil’de Kingpin’i anlatırken olağanüstü bir bölümle bize Kingpin’in orijin hikayesini anlatmışlardı. Daredevil hikayesini anlatmaya sıfırdan başladı, biz onu daha Daredevil olmadan, siyah kostümü ve bol bol dayak yemesi ile tanıdık. O yüzden bu kadar sevdik. Kingpin’i bile hikayesini inanılmaz kırılgan ve hassas şekilde anlattıkları için sevdik. Şahane bir kötüydü. Jessica Jones’da davalar ve arkadaşlıklar Daredevil’dan daha güzel ama Daredevil anlatım açısından daha başarılıydı. Jessica Jones’da böyle olmadı, her şey daha yüzeysel işlendi. Dizi herkesin Jessica Jones hikayelerini okuduğu, Alias serisini bildiği varsayımı üzerinden yapılmış gibi. Jessica Jones’un orijini, Jewel olmaya karar verip o zamanda yaşadıkları falan çok anlatılmıyor, “Easter Egg” denilen atıflardan toplayıp çıkarım yapmamız gerekiyor. Bir zamanlar kahramanlık yaptı ama başarısız oldu diye geçiştiriliyor. Jessica Jones’un hikayesi kısaca şöyle: Peter Parker -a.k.a Spiderman- ile aynı liseye giden aynı zamanda ona karşı duyguları olan sakin sessiz bir kız Jessica. Tam duygularını açıklayacağı anda Peter o malum örümcek ısırığına maruz kalıyor. Ayrıca Matt Murdock aka Daredevil’in gözlerini kaybetmesine neden olan kazadan kıl payı kurtuluyor. Sonunda ailesiyle Tony Stark aka Iron Man’in hediyesi sayesinde ailesi ile seyahate giderken kardeşiyle girdiği tartışma sonucu kaza geçiriyorlar. Jessica kaza sonrası süper güçlere sahip oluyor. Farkında olmadan bir kötü karakteri yakaladığında süperkahraman olmaya karar verip Jewel adını alıyor. Kilgrave ile karşılaşana kadar..

Jessica Jones, Kilgrave ile geçmişinde yaşadıklarından sonra, onun bir otobüsün altında kalıp öldüğünü düşünmesine rağmen travma sonrası stres bozukluğu yaşamaya devam ediyor, uyuyamıyor, sürekli içiyor ya da sürekli çalışıyor. Üstünden atamadığı korkunç bir suçluluk duygusu var ve Kilgrave’i bir anlığına da olsa hatırlamak onu kahrediyor. Yaşadığını öğrenince de ondan kurtulmak için aklına gelen her yolu çaresizce de olsa denemeye çalışıyor. Robin’i öldürenin kendisi olduğunu iddia edip süper yüksek korumalı hapishaneye atılmaya çalışmak gibi eksik ve hatalı planları yapıyor. Kilgrave ona ruhsal ve fiziksel anlamda tecavüz eden kötü bir adam, bir sapık aslında. Ama hikaye traşlandığı için bu kısmına pek hakim olamadık. Psikopatlığın da yakıştığı David Tennant ona yazılan rolün hakkını vermiş ama rolü yazanlar Kilgrave’in hakkını verememiş.

Burada Krysten Ritter’ı da övmeden geçmemeliyiz. Veronica Mars’tan beri takipçisi olduğumuz birçok dizide ve filmde birbirinden farklı onlarca karakteri canlandıran Ritter; badass, karanlık, kendinden nefret eden, sarkastik, alkolik, paranoyak, bunalımlı ve dengesiz Jessica Jones’a çok yakışmış. Jessica Jones karakterinin güçlerine rağmen kırılganlığını, dramasına rağmen sarkastik oluşunu, travmalarına rağmen ayakta kalmaya çalışmasını çok iyi vermiş.

jessica-jones-1-sezon-

Jessica Jones 1. Sezon: “İnsanlar Yaptıkları Şeyleri Neden Yaparlar?”

Dizideki en karışık karakterin Kilgrave olması, tempoyu düşürmüyor ve gerilimi elden bıraktırmıyor. Kilgrave, kontrolü kaybetmek istemediği için 10 saat süren ameliyatı anestezi almadan bitirmiş kontrol manyağı bir adam. Egosu çok yüksek ama çok da hassas. Gücü çok cool görünüyor, kötü olmanın nasıl da kolay olduğunun en büyük göstergesi ama çok üzgün. Bir şey istediğinde insanlar o söylediği için mi yoksa kendi özgür iradeleriyle mi yapıyorlar bilemiyor. İnsanların istediğimiz şeyleri yapmasını beklememizi çok sıkıcı buluyor, sıkılıyor, anlayamıyor. Doğru bir algısı yok. Olan şeyleri farklı yorumlayabiliyor. Görmek istediği şeyleri görüyor. Sevilmemiş, sevmeyi de öğrenmemiş. Kendisine minnet duyulsun mümkünse de tapılsın istiyor. Sıklıkla zekasına hakaret ediyor olmalarının yanı sıra defalarca öldürebilecekken çok doyurucu olmayan çeşitli sebeplerle öldürmüyorlar.  En eğlendiğim kısım hayatımıza “Kilgraved” diye bir kelime sokmaları oldu. Ben de bundan sonra kendinde değilmiş gibi konuşan arkadaşlarıma “Kilgravelenmişsin sen!” demek istiyorum.

Dizide Jessica ile tanışmaları ve ayrılmaları da çizgiromana göre farklı işlenmiş. Komşusu Malcolm’u gaspa uğrarken kurtarıyor, bu sırada Kilgrave’in ilgisini çekiyor ve Kilgrave onu anında kuklası yapıyor. Ama ilişkileri daha derin işlenmeliydi. Geçmişi daha fazla görmeliydik. Aralarında tutku hissetmeliydik. Dizideki Kilgrave her şeyi “aşk” için yaptıysa bizi de o aşka inandırmalılardı. O duyguyu yakalayamadık. Robin, Luke, Trish gibi Jessica’yı seven insanları herkesi yolundan çekmesi ya da Jessica’nın büyüdüğü evi alıp eski hali gibi dekore ettirmiş olması bunu pek karşılamıyor. Dürbünle tek tek eski tüm fotoğrafları inceleyip evi birebir aynı dekore etmesi ise takıntılı oluşunun başka bir göstergesi. Birch Sokağı, Higgins Yolu, Cobalt Şeridi’ndeki bu ev ile Kilgrave bilmeden Jessica’nın bölümler boyunca mırıldandığı tek dayanma gücünü parçaladı. Ayrılırlarken de Jessica etki altında olmadığında kaçmak için elinden geleni yapıyor ama başarılı olamıyor. Sonunda Kilgrave ailesinin ona yaptıklarının kanıtı olan videoları bulduğunda, Luke Cage’in eşi Reva Connor’dan kurtulmasını söylüyor. Jessica da süper yumruğu ile kadının kalbinin durmasına ve hemen ölmesine neden oluyor. Bu da aralarındaki telkin bağını koparıyor. Jessica o kadar üzülüyor ve nefretle doluyor ki o andan itibaren bir daha Kilgrave’in etkisi altına girmiyor. Çizgiromanda ise bunu X-Men’den Jean Grey’in yardımı ile başarıyor. Yine de daha fazla şey görmeliydik. Jessica Jones’un ona olan nefretinin en büyük sebebi sadece Reva olmamalıydı.

Kilgrave’in başına gelenlerden ailesinin sorumlu olduğu, çocuklar ve çocuklukla sorunu olduğu daha ilk bölümlerden bile anlaşılıyor.  Hope Shlottman’dan olan bebeğinin kalıntılarını kullanıp kendini daha güçlü hale getirtmesi de bunun bir göstergesi. Anne babası Kilgrave’in hastalığına çözüm olmak için üstünde deneyler yaparken, istemeden yarattıkları canavardan korkup kaçıyorlar. Jessica onları getirene kadar da bulunmuyorlar. Kilgrave’in o kadar travmatik bir geçmişi var ki anne babasının üstünde yaptığı deneylerin videolarını cebinde taşıyor. Aslında o deneylerle ilgili daha fazla bilgi isterdim. Başka kimlere uygulandığı, o kişilerde de güç oluşturup oluşturmadığını merak ediyorum. Birine ilaçlarla vicdani değerler veremezsin ama ondan bütün değerlerini söküp alabilirsin.

Hikaye başka türlü ilerlese Kilgrave ile Jessica şahane ikili olabilirlermiş. Özellikle beraber göreve çıktıkları bölümde çok eğlendim. Star Wars göndermesi çok eğlenceliydi. Ama Jessica her seferinde Kilgrave’i kandırdı. Umutlandırdı. Saldırdı. İşkence etti. Bazen dizinin gerçek kötüsü Jessica mı yoksa Kilgrave mi karar veremedim. Madem sevdirecektiniz neden öldürdünüz, madem öldürecektiniz neden sevdirdiniz senaristler! Gerçi Jon Snow, Glenn Rhee ve Clara Oswald’dan sonra yeni tahminim Kilgrave’in de ölmediği yönünde. Jessica’nın daha önce ölmediğini belirtmesi ve sadece boynunu kırmış olması bu kadar güçlü ve daha üstünde yeni deney yapılmış bir kötü adamın kolay kolay ölmeyeceği yönünde.

jessica-jones-1-sezon-filmloverss

Jessica Jones 1. Sezon: “Bütün Bunlar Kimse Sana İyi Olmayı Öğretmedi Diye mi?”

Dizi ana eksende Jessica Jones – Kilgrave savaşı üzerine kurulmuş olsa da yan karakterleri ve hikayenin gelişimi açısından da çok başarılı. Çok sert ve karanlık hikayeleri var. Hope’un Kilgrave’den hamile olması, o bebeği Kilgrave’in yaptıklarının hatırlatıcısı olarak görüp öldürmek için kendi canını da gözden çıkarması çok etkileyiciydi. Hope’un Kilgrave nefreti ya da Kilgrave’in ailesinin ona yaptıkları ya da Trish’in annesinin zulmüne uğraması çoğu zaman Jessica’nın Kilgrave nefretinden daha güçlü hikayeler oldular.

Karakterlerden özellikle Mike Colter’ın canlandırdığı Luke Cage, tıpkı çizgiromanlardaki ve oyunlardaki haline benziyor. Şahane casting yapıldığını düşünüyorum. Biraz Jessica’nın ihtiyaçlarına yönelik bir karakter olarak kaldı ama gerçek sınırlarını kendi dizisinde göreceğimizi düşünüyorum. Herkesin travmalarla başa çıkma şekli farklı tabii ama Jessica Luke’dan gereksiz yere bilgi saklıyor, onu dışarıda tutuyor. Bu bir yandan hoşuma da gitti aslında. Dizide en çok kadınlar acı çekiyor ama dövüşmeye, mücadeleye devam ediyorlar. En sonunda Jessica Kilgrave ile yüzleştiğinde bile yanında sadece en yakın arkadaşı Patty  var. Luke Cage ya da Daredevil ya da başka bir beyaz atlı prens yok. Sadece kadınlar var ve en önemlsi mücadeleyi kazanıyorlar.

Takipçi enteresan ikiz komşuları, kafası dumanlı olmasına rağmen çektiği tek bir fotoğrafta bile eli titrememiş Malcolm, bir türlü ısınamadığım ama kendi halinde bir polisken Kilgrave’e maruz kalınca kafayı kırıp bir nevi süperasker olan Will Simpson, yanlış zamanda yanlış yerde olan Dedektif Clemons, Jeri Hoghart’ın eşi Wendy ve metresi Pam, Jessica’nın kendiyle özdeşleştirdiği Kilgrave’in son kurbanı Hope derken dizinin sonunda zaten bir avuç insan hayatta kalıyor. Bu insanlardan en önemli ve en sevdiğim iki karakter Patty “Trish” Walker ve Jeri Hoghart oldular. İkisi de yine çizgiromandan farklı işlenmiş karakterler. Dizideki Patty dünyayı kurtarmak, kahraman olmak istiyor. Jessica’nın en sevdiği ve korumak için canını bile vereceği tek insan. Başta kızıl saçlı çocuk yıldız Patty’nin imajını korumak için Jessica’yı almışlar ama ikili daha sonra kız kardeşten de yakın oluyor. Jeri Hoghart ise bir nevi şeytanın avukatı ama karizması ve zekasıyla bizleri etkiliyor. Bizi etkilediği kadar o da Kilgrave’den çok etkileniyor. Hope’un bebeğinin kalıntıları onun yüzünden saklanıyor ve Kilgrave’in eline yine onun yüzünden geçiyor. Metresi Pam ile arasında Kingpin ve Vanessa gibi tuhaf dengesi olan enteresan bir ilişkileri var. Pam, şeytanla birlikte olduğunun farkında fakat bunu kucaklıyor. Sonunda Kilgrave’in etkisine giren Wendy’i öldürdüğünde gözü açılıyor ve Jeri’den uzaklaşmaya çalışıyor. Sezon biterken Jeri’yi her şeyini kaybetmek üzere bırakıyoruz. Çizgiromanda erkek olarak yer alan Jeri, Iron Fist’in babası için çalışıyor. Iron Fist ve Defenders serileri gerçekleştiğinde Jeri de karakterlerden biri olur umarım. Carrie-Anne Moss’a bayıldım çünkü.

“Zavallı kapı kaç kez kırıldı? Patty neden hala kapıcısını değiştirmedi? Luke Cage nereye gitti? IGH tam olarak nedir? Simpson şimdi nerede? Kilgrave gerçekten öldü mü?” gibi sorularla baş başa kalıp diziyi bitirirken Alias Investigation’ı iş başında bırakıyoruz. Kilgrave’i öldürmek büyük PR olmuş olacak ki telefonları susmuyor! İlk sezon itibariyle Jessica Jones olmuş diyorum, on üzerinden on veriyorum. İyi ki diziyi ilk konuşulduğu gibi ABC kanalına satmamışlar diye seviniyorum. İyi ki mis gibi Netflix dizisi olmuş da karanlığın tadını çıkarabiliyoruz ve iyi ki Netflix bir anda üstümüze tüm sezonu atabiliyor diyorum. Yazının başında bahsettiğim jenerik ile sizi başbaşa bırakıyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi