Jean-Christophe Grangé’in kitaplarıyla üniversite yıllarında tanıştım. Daha önce size bahsettiğim kronoloji takıntım yüzünden, bana önerilen diğer kitaplarından önce ilk kitabını okuma konusunda inat ettim. Yazarın ‘Leyleklerin Uçuşu’ isimli ilk kitabını bir arkadaşımdan ödünç aldım ve okumaya başladım. Kitabı o kadar kısa sürede bitirdim ki, arkadaşım okuduğuma inanmadı. Ancak arkasından diğer kitaplarını da isteyip aynı hızla geri verdiğimde kendisini kitapları okuduğuma ve çok beğendiğime ikna edebildim. Böyle bir yazarın kitaplarının filme uyarlandığını bilip de izlememek olmazdı elbette. Asıl sorun burada başladı zaten. Okurken fazlasıyla keyif aldığım bu kitapların film uyarlamaları bu kadar kötü nasıl olabilirdi?

Grangé’in kitaplarının uyarlamalarından ilk izlediğim Kızıl Nehirler (Les Rivieres Pourpres) filmi oldu. Başrollerinde Jean Reno ve Vincent Cassel’ın yer aldığı film kitabın sürükleyiciliğinden oldukça uzaktı. Özellikle; karamsar, melankolik ve sinirli bir karakter olan komiser Pierre Niemans ile birlikte görmeyi beklediğimiz inatçı ve ısrarcı Mağripli genç polis Karim Abdouf yerini Max Kerkerian’a bırakmıştı. Vincent Cassel’in canlandırdığı Kerkerian da sadece film olarak baktığımızda hikayeye uyum sağlamış olsa da kitapla olan uyumsuzluk yüzünden kendini sevdiremedi. Bir kitapsever olarak beni etkilemeyi başaran Kızıl Nehirler’in film uyarlaması benim gözümde sınıfta kalmıştı.

Bu filmden dört yıl sonra çekilen ve Kızıl Nehirler’in sert komiseri Pierre Niemans’ın ana karakter olarak bir kez daha karşımıza çıktığı Kıyamet Melekleri: Kızıl Nehirler 2 (Les Anges de I’apocalypse: Les Rivieres Pourpres 2) herhangi bir kitabın uyarlaması değil, adından da anlaşılacağı üzere Kızıl Nehirler’in sinemadaki devamıydı. Grange’in o sırada yeni kitabına konsantre olduğu gerekçesiyle sadece karakterleriyle katkıda bulunduğu, Luc Besson’ın senaryosunu yazdığı filmin başrolünde ilk filmde olduğu gibi yine Jean Reno yer alıyordu. Bu kez ona eşlik eden isim Benoit Magimel’di. Pierre Niemans’a eski öğrencisi Reda rolüyle eşlik eden Magimel, Jean Reno’yla iyi bir ikili oluşturmuştu. Bir kilisede çarmıha gerili halde bulunan cesetle başlayan film, Hz. İsa ve havarileri temalı cinayetlerle ilerliyor. İlk filme oranla daha iyi bir yapım olarak kendisini izleten film ilerisi için umutsuzluğa kapılmamamızı sağladı.

2005 yılında ise Grange’in en beğendiğim kitabı Kurtlar İmparatorluğu aynı adla (L’empire des loups) beyazperdeye uyarlandı. Başrolde yine Jean Reno ile karşılaşmak beni şaşırtmadı. Kitabı okurken ana karakter olan demir lakaplı Jean-Louis Schiffer’i hayalimde Jean Reno ile özdeşleştirmiştim. Bu nedenle Reno’yu bu rolde görmek şaşırtmaktan çok heyecanlandırdı. Bu kez iyi bir uyarlamayla karşılaşacağımı düşünüyordum. Kitabın Türkiye üzerine kurulu olması ve filmde Emre Kınay’ın da oynadığını görmek de etkileyiciydi. Fransa’nın Türk mahallesinde arka arkaya ölen üç kadınla başlayan macera Türkiye’de son bulurken filmde belli bir dakikaya kadar bu hikaye üzerinden gidip kitaba bağlı kaldı. Ancak film yarıdan sonra kitaptan uzaklaşma başladı. Tüm hikayeyi değiştirecek farklılıklar vardı. Hatta öyle önemli farklılıklar vardı ki, filmin sonunu dahi izlemek istemedim. Sonunu izleyince de kararımın arkasında durup filmi yarıda kesmediğim için kendime kızdım. Yapım tam anlamıyla vasatın altında bir yapımdı. Kitapla alakasız bir senaryo ile daha fazlası da beklenemezdi. Grange uyarlamalarına kötü bir uyarlamayla devam edilmiş oldu.

Serinin son halkası ise başrolde Monica Bellucci’nin yer aldığı Taş Meclisi (Le Concile de Pierre) oldu. Bu film de diğer filmler gibi Grange’in adını kullanmaktan ve gişe odaklı olmaktan öte geçemedi. Laura Siprien’in evlat edindiği Lucas’ın evlat edinilmesi ve gerçek ailesi ile ilgili sırlar ortaya çıktıkça Laura’nın karşılaştığı güçlükler de hızla arttı. Ancak bu film de kitabın gördüğü ilginin yanından dahi geçemedi.

İşin daha anlaşılmaz tarafı bu filmlere ait senaryoların yazımı sırasında Grange’in de işin içinde olması. Kendi kitaplarının bu kadar değişmesine ve değiştirilmesine nasıl izin verdiğini anlamak mümkün değil. Sonuç olarak önemli yapımları beyazperdeye uyarlanan Grange’i sevmeye devam etmek ve kitaplarını ilgiyle okumayı sürdürmek istiyorsanız bu filmleri izlemeyin veya bunların farkında olarak kitaplarla ilgili beklentilerinizi sıfırlayarak ekran başına geçin. İyi seyirler yazmaya elim gitmediğinden en fazla iyi okumalar dileyebiliyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi