Ortalama bir kitap okuyucusu ve sinema takipçisi iseniz, bugüne kadar herhangi bir Jane Austen eseriyle karşılaşmamış olmanız imkansız. Zira 18 Temmuz 1817’de hayata gözlerini yuman Austen’ın eserleri, günümüzde ekranlara en çok uyarlanan yapıtlar arasında yer alıyor. İngiliz edebiyatının önde gelen yazarını sizler için mercek altına aldık!

Zamanda bir yolculuğa çıkarak, 1775 yılı İngiltere’sine gidiyoruz. Jane Austen’ın doğumuna işaret eden bu tarih, aynı zamanda “akıl almaz” fikirlerin doğumunu da simgeliyor. Neden “akıl almaz”? Çünkü henüz dünyaya gelen Austen bebek, büyüdüğünde oldukça “ayıp” şeyler yapma kararı alıyor: Yazar olmak!

Jane Austen, bir kadının roman yazmasının “ayıp” karşılandığı bir dönemde kalemine sarılıyor ve ilişkileri odağına aldığı eserlerinde, ataerkil topluma da göndermeler yapıyor. Erkeklerin sahip olduğu avantajları ve kadınların eğitim görememesini, yarattığı karakterler aracılığıyla eleştiren Austen, aslında İngiltere’nin ilk feminist kadınlarından biri olarak sesini yükseltmiş oluyor. Yalnız bir problem var; Austen, eleştiri oklarını gönderdiği dünyanın içinde soluk alıp vermek zorunda, bu nedenle de yükselen sesi her ne kadar yayılsa da, yankılarının kime ait olduğu henüz bilinmiyor. Zira Austen, eserlerini yalnızca “a lady” olarak imzalamak durumunda kalıyor. Aslında böylece tüm kadınları da simgelemiş olmuyor mu?

Gözlemcilik ve yaşanmışlık: Mutsuz hayat, mutlu roman

Virginia Woolf, Jane Austen’ın muhteşem kişilik gözlemciliği ve duygusal incelemelerini överken, onun yazarlık eğitiminin de bu özelliklerinden ileri geldiğini belirtir. Austen’ın, dönem şartlarına oranla diğer kadınlara nazaran daha iyi bir eğitim aldığı biliniyor. Yine de bu eğitim, Austen’ı yazarlık dünyasına hazırlayabilecek ögeler içermiyor. Jane Austen, gerçekten de yaşadığı küçük çevreyi gözlemleyerek kendini eğitiyor ve tanıklıklarını böylelikle kağıda aktarıyor. Bahsedilen çevre ise, her ne kadar çap olarak küçük olsa da, oldukça geniş bir yeri, hatta kavramı temsil ediyor: Dünyayı, kadınları. Zira üzerinden geçen iki yüz yıl, Jane Austen eserlerinin zaman savaşımında kaybetmediğini gösteriyor. Mr. Darcy, yalnızca bir 18. yüzyıl karakterini yaşatmıyor, dünden bugüne var olan ve yarın da var olacak bir karakteri yansıtıyor.

“Leydi”, ele aldığı romanlarını mutlu sona kavuşturmasıyla bilinir; ancak roman gibi olan kendi hayatı, mutsuz bir sonla biter. Zira Jane Austen’ın aşk yaşadığı ve evlenmeye karar verdiği bilinen Tom Lefray, aile baskısıyla Londra’ya dönüp hukuk eğitimine devam eder. Evliliğe karşı çıkan aile karşısında, Lefray’in karara boyun eğmek dışında yapabileceği bir şey ise yoktur; nitekim Lefray, maddi olarak amcasına bağlı yaşamaktayken, yargı sulhu olma hayalleri de kurmakta, dolayısıyla geleceğini amcasının güvenli kolları arasında görmektedir.

Ayrılık sonrası büyük acılar yaşadığı bilinen Jane Austen’ın ise, bahsettiğimiz “Mr. Darcy” karakterini, işte hayatında böylesine yara bırakmış olan Tom Lefroy’dan ilham alarak oluşturduğu rivayet edilir. Austen, kendi hayatında yer alan kötü sona eserlerinde yer vermeyerek, böylece bir nevi ulaşamadığı mutluluğa karakterlerini yaşayarak ulaşıyor gibidir.

“Diğer Leydi”

Jane Austen, büyük ihtimalle yeniden bir mutlu son yazmayı planladığı “Sandition” adlı romanını henüz tamamlayamadan yaşama veda etmişti. Yazarın bu eserini yeniden ele alarak tamamlayan ise, “bir diğer leydi” oldu. Austen’ın tüm eserlerinin yeniden incelenmesi ve hayatının araştırılmasının ardından bu kadın yazar, onun üslubunu yansıtmaya çalışarak eseri tamamladı, imzasını ise Jane Austen’ın bir kadın yazar olarak doğuşuna saygı niteliği sunmak amacıyla “another lady” şeklinde attı. 1817’de yaşama veda eden Austen’ın bu kitabı tamamlanıp basıldığında, yıl 1975 idi. Sıklıkla Shakespeare’le karşılaştırılan Jane Austen, ölümünün ardından geçen yüzyıllarda unutulmadığı gibi, edebiyat ve kadınlık duyguları üzerine her geçen gün daha fazla minnet duyguları yaşatıyordu. Kariyerinin başında kendi ismiyle kitap dahi yayınlayamayan Austen, ölümünden yüzyıllar sonra ise akademilerde gururla okutuluyordu. 

“İnsan ister erkek olsun ister kadın, eğer iyi bir romandan zevk almıyorsa dayanılmaz ölçüde aptaldır.”

Northanger Abbey

Jane Austen romanlarının çeşitli televizyon ve beyazperde uyarlamalarını sizler için derledik. Austen’ı saygıyla anıyor, sizi ise roman sayfalarının ekranlarda yarattığı yansımalar arasına davet ediyoruz…

Pride and Prejudice (1940)

Pride and Prejudice (1995)

Pride and Prejudice (2005)

Emma (1972)

 Emma (1996)

 Emma (2009)

Mansfield Park (1983)

https://www.youtube.com/watch?v=X1_fy-GXr18&list=PLCD68472335958BD5

 Mansfield Park (1999)

https://www.youtube.com/watch?v=LaiSsbu3Yv4

 Mansfield Park (2007)

Persuasion (1971)

Persuasion (1995)

Persuasion (2007)

Sense and Sensibility (1971)

Sense and Sensibility (1995)

Sense and Sensibility (2008)

Northanger Abbay (1986)

Northanger Abbay (2007)

Gruplandırmakta Zorlandığımız İlginç Jane Austen Uyarlamaları

Kandukondain Kandukondain (2000)

https://www.youtube.com/watch?v=SZE4bdw-5Gc

Lost in Austen (2008)

Pride and Prejudice and Zombies (2016)

https://www.youtube.com/watch?v=Onw44uzgzio

Austen’ın Hayatına Göz Atmak İsterseniz…

Becoming Jane (2007)

The Real Jane Austen (2002)

Bonus:

The Jane Austen Book Club (2007)

 

keep-calm-and-read-jane-austen-155

 

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi