Özellikle Hollywood’da çok sevdiğiniz bazı yönetmenlerin, oyuncuların ya da diğer figürlerin politik olarak korkunç düşüncelere -çoğu zaman da, olgun olmayan düşüncelere- sahip olduğunu görmeye alışmak, bir şekilde ABD siyasetini anlamak ile paralel ilerliyor. Öte yandan, Hollywood’un parlatıcı, ustaca paketleyen gücünü de gözler önüne seriyor bu. Sevdiğim bir yazarın, misal Louis-Ferdinand Celiné, benimle taban tabana zıt görüşlere sahip olması beni şoke etmezken, o iyilik timsali, dünyanın en iyi insanı, yolda görsem koştura koştura sarılacağım James Stewart’ın bir Cumhuriyetçi, bir muhafazakar olması, Vietnam Savaşı’nı desteklemiş olması bazen okuduğum şeyi baştan okumaya itiyor beni.

Her şeye rağmen, James Stewart’ın birçok diğer benzeri “Hollywood figüründen” farkı var benim için. Örneğin, Charlton Heston’ı izlemeye katlanamaz, John Wayne’i John Ford, Howard Hawks vs. hatrı için izleyebilir iken, James Stewart’ı izlemek bende halen o hoş, güzel duyguyu uyandırabiliyor. Bunun elbette birkaç önemli sebebi var. Birincisi, elbette James Stewart’ın Hollywood klasik döneminden neredeyse 70’lere kadar Amerikan sinemasının en önemli ve en iyi aktörlerinden biri olması. İkincisi de birincisine bağlı olarak dönemin en iyi yönetmenlerince en iyi filmlerinde oynatılması. Benim özel olarak ilgimi çeken bu 30’lar 60’lar arası Amerikan sinemasındaki birkaç favori filmimin Stewart’ı barındırıyor olması da bunların doğal sonucu elbette.

james-stewart-and-karolyn-grimes-in-its-a-wonderful-filmloverss

1908 doğumlu James Stewart, pilot olma hayalleri ile askeri okula gitmek istese de babasının ısrarları neticesinde Princeton’da mimarlık okuyor. Başarılı bir öğrencilik ve sosyal yaşama sahip olan Stewart, alçakgönüllülüğü ile akıllarda yer ediyor. Hocalarının ısrarına rağmen yüksek lisansa devam etmeyen Stewart, mezun olduğu yıl Henry Fonda ile tanışıyor ve ömürlerinin sonuna kadar politika konuşmayarak sıkı dostluklarını sürdürmeyi başarıyorlar. 1930’larda beraber başladıkları oyunculuk kariyerini Hollywood’a taşıyorlar ve bir dizi filmde başarıya ulaşıyorlar.

James Stewart ilk büyük çıkışını “You Can’t Take It With You (Para Beraber Gitmez)” ile 1938 yılında yapıyor. Frank Capra’nın klasik komedilerinden biri olan film Capra’nın da en büyük başarılarından. Clark Gable’lı It Happened One Night (İki Gönül Bir Olunca/Bir Gecede Oldu – 1934) başarısından ve Gary Cooper’lı Mr. Deeds Goes to Town’dan sonra Capra’nın hem en iyi film hem de -üçüncü kez- en iyi yönetmen Oscar’larını kucaklayarak 30’lar sinemasına adını yazdırdığı bu filmde,  Stewart zengin bir aileden gelen ve ailesi ile taban tabana zıt başka bir ailenin genç kızına aşık olup arada kalan bir genci canlandırıyor. Capra’nın büyülü gerçeklik ile Büyük Buhran sonrası sabun köpüğü komedisi arasında gidip gelen tarzını en iyi yansıtan filmlerden olan Para Beraber Gitmez, Stewart’a gözlerin çevrilmesine neden olan film. Bundan sonra da bir başka Capra filmi geliyor. Mr. Smith Goes to Washington (Mr. Smith Washington’a Gidiyor – 1939). James Stewart ilk Oscar adaylığını da bu film ile alıyor. Ertesi yıl, bir oyuncular meksika açmazı (Cary Grant ve Katherine Hepburn ile!) denebilecek George Cukor başyapıtı The Philadelphia Story (Philadelphia Hikayesi) ile Oscar’a uzanan Stewart, aynı yıl Ernst Lubitsch’in en naif ve en sade romantik komedilerden biri sayılabilecek The Shop Around The Corner (Köşedeki Dükkan) ile de beyazperdeye geliyor. Uzun yıllar boyunca pilot olmak isteyen James Stewart, İkinci Dünya Savaşı ile kabaran “vatansever” damarına yeniliyor ve orduya katılıyor. Sonradan Kore ve Vietnam’da da savaşarak General rütbesi kazanacak olan Stewart, 5 yıl aradan sonra 1946’da çok özel bir film ile geri dönüyor Hollywood’a. Halen daha her Noel’de illa bir ABD kanalında gösterilen, dünyanın en çok izlenen “feel good”, iyi hissettiren filmlerinden olan It’s A Wonderful Life (Şahane Hayat). Yine bir Capra-Stewart ortaklığı ile, hem Capra’nın hem de Stewart’ın komedi oyunculuğunun zirvesi sayılabilecek film, intiharı düşünen bir adam ile dünyanın onsuz nasıl olacağını göstererek adamı intihardan vazgeçirme görevini üstlenmiş başarısız bir meleğin hikayesini anlatıyor. Üçüncü Oscar adaylığını alsa da, ödülü o sene William Wyler’ın epik filmi The Best Years of Our Lives (Hayatımızın En Güzel Yılları) filminin başrolü Frederic March’a kaptırıyor.

James Stewart Korkusuzca Yükseliyor

Savaştan sonra komedi dönemini yavaş yavaş geride bırakarak, daha ciddi oyunculuklara, western ve gerilime doğru yol alan James Stewart ilk adımı gerilim denince akla gelen kişi ile, Alfred Hitchcock ile atıyor. 1948 yılında Hitchcock’un çektiği inovatif Rope (İp/Ölüm Kararı) isimli filmde aldığı etkili rol ile yeni bir kariyerin sinyallerini veriyor. 1950 yılında Anthony Mann’ın başarılı western’i Winchester ’73 ile dikkatleri üzerine çekiyor. Aynı yıl, kariyerinin en iyi performanslarından birini veriyor ve Harvey isimli filmde hayalinde yarattığı Harvey isimli dev bir tavşan ile arkadaşlık yapan Elwood’a can veriyor. Oscar’a dördüncü adaylığını da bu film ile alıyor. 1952’de tartışmalı bir şekilde Oscar’a uzanan The Greatest Show On Earth (Harikalar Sirki) isimli Cecil B. DeMille filminde hüzünlü palyaço Buttons’ı canlandırıyor. 1954’te yine efsane bir film ile, Alfred Hitchcock’un Rear Window (Arka Pencere) filmi ile beyazperdede parlıyor.

50’lerin ortasına geldiğimizde James Stewart, Gable ve Grant’i geride bırakmış, filmleri en çok izlenen, en çok iş yapan ve sevilen aktör olmuştur. Ama bir yandan da, çektiği filmlerin içinde büyük işlere de yer vermektedir. 1956’da Hitchcock ile çektiği The Man Who Knew Too Much (Çok Şey Bilen Adam) ile gerilim sinemasında kendine yer etmiş ve birçok listede artık hakkı teslim edilen hatta Sight and Sound dergisinin son yoklamasında gelmiş geçmiş en iyi film seçilen Alfred Hitchcock’un Vertigo (1958) isimli başyapıtı ile türe damgasını vuran isimlerden biri olmuştur.

General Stewart Vahşi Batı’da

stewart-james-filmloverss

James Stewart, komedi ve gerilim filmlerinde ayrı zirvelere sahip kariyerinde, çok yüksek profilli olmasa bile ortalama üstü western’lerde rol aldı. Birçoğunu Mann ile çekmiş olsa da, Hathaway yahut John Ford ile çektiği birkaç film de vardı. James Stewart, Vertigo başarısından sonra, bir nevi özel bir film ile, üzerine tam oturan bir film ile karşımıza çıktı. Son Oscar adaylığını aldığı Anatomy of a Murder (Bir Cinayetin Anatomisi) isimli 1959 yapımı Otto Preminger filminde komedi ve gerilim kariyerini birleştiren bir karakteri canlandırdı.

Daha sonrasında ise, bana kalırsa değeri uzun süre bilinememiş, iki meşhur muhafazakarı bir araya getiren, ama içeriğinin muhafazakarlığı çok tartışmalı, Amerikan sinemasının ürettiği en iyi birkaç western’den biri olmayı sürdürecek bir filmin başrolünde oynadı. John Wayne ve James Stewart’ı bir araya getiren (tabii, Lee Marvin ve Vera Miles ile) bu muhteşem John Ford filmi The Man Who Shot Liberty Valance (Liberty Valance’ı Vuran Adam / Kahramanın Sonu – 1962) idi. Western soslu bir politik hikayeyi bir aşk üçgeni arka planı ile anlatan bu sinema başyapıtı James Stewart’ın sinema kariyerindeki son büyük film oldu. 60’larda rol aldığı birkaç başarılı western ve sonrasındaki minör rolleri ile sinema ve TV’de işler yapmaya devam etti. Ancak Hollywood’un klasik döneminin yüzlerinden biri olarak anılmayı sürdürdü. Kevin Spacey gibi birçok ünlü oyuncunun da idol olarak bellediği Stewart, her gördüğünde bizi gülümseten ya da sinema tarihindeki özel bir anı bize hatırlatan bir isim, bir yüz olmayı sürdürecek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi