Ben nasıl bir insanım ki öz annem bile ölmemi istiyor?

– Tony Soprano

True Romance’in Virgil’i, Get Shorty’nin ‘Ayı’sı, Where The Wild Things Are’ın ‘Yabani Yaratığı’, Enough Said’in naif Albert’ı olarak veya Romance & Cigarettes’teki bıyıklarıyla anımsayabileceğimiz James Gandolfini, Irak veteranları ve savaş sonrası stres bozukluğu üzerine HBO’da yayınlanan belgesel “Alive Day Memories”in yapımcılığını da üstlenmişti. 2013’te 51 yaşında geçirdiği kalp krizi nedeniyle kaybettiğimiz aktör yine de bizim için her zaman Tony Soprano olarak kalacak. Gandolfini’yi anlamak için, zamanında ve hala bazı listelerde ‘tüm zamanların en iyi dizisi’ olarak adlandırılan The Sopranos’a (1999-2007) dönüp bakmak gerekiyor. Klasik bir mafya ailesinin ötesinde, tüm karakterleri özellikle de başrol Tony Soprano’yu derin bir psikolojik çerçevede sunan, aynı zamanda tüm şiddetinin yanı sıra kara bir mizaha sahip bir yapım The Sopranos. Yaratıcısı David Chase’in sayesinde var olan seri, Tony Soprano’nun çete veya klasik olarak İtalyan-Amerikan bir mafya ailesinin başı olarak hem ‘iş’ hem de kişisel hayatını konu edinir.

Al Capone gerçeği veya Vito Corleone kurgusallığı fark etmeksizin mafya ve gangster çeteleri, özellikle İtalyan-Amerikan toplumunun bir kesiti olarak popüler kültürde neredeyse bir asırdır yer alıyor. Tony Soprano da belki The Godfather klasikliğinde değil ama günümüzde hala varlığını sürdüren mafyayı temsilen büyük bir ilgi odağı oldu. The Sopranos finali için yazılan onlarca teori, yıllar sonra hala Tony’nin ölümünden emin olamayanların merakı da bunu doğrular nitelikte. David Chase ise bu durumu Tony Soprano’nun zamanla insanların alter egosunu temsil etmeye başlamasıyla ifade eder. Hem Tony’nin katilliğinden zevk alıp hem de dizi bittikten sekiz sene sonra dahi onun cezalandırılmış olduğundan emin olmak isterler.

James Gandolfini öldüğünde akıllara ilk gelenin bir The Sopranos filminin çekilemeyecek olması ve cenazesinin de Soprano ailesi katılımıyla lanse edilmesi, bizleri onun Tony Soprano’dan bağımsız düşünülemeyeceği gerçeğine itiyor. Bu yüzden Gandolfini’yi anmak için kaleme aldığım bu yazının da yaptığı tüm mükemmel işlere bir bir değinmek yerine, kazandığı onlarca ödülün gölgesinde Tony Soprano olurken ödediği bedele dair olması kaçınılmazdı.

Bir Antikahramana Can Vermek

Hem James Gandolfini’nin eski sevgilisi Lora Somoza’nın röportajları hem de Brett Martin’in kitabı “Difficult Men: Behind the Scenes of a Creative Revolution: From The Sopranos and The Wire to Mad Men and Breaking Bad”te yer alan açıklamalar Tony Soprano olmanın, onun üzerinde kurduğu gerilime ve baskıya özellikle işaret eder.

Kapıdan çıktığı an o artık Tony Soprano’ydu. Yaptığı iş gerçekten acımasızdı. Benim o döneme dair en önemli anım bu.

– Lora Somoza

Lora Somoza, mahremiyetine özen gösteren Gandolfini’nin bu denli bir ünü kaldıramadığını; hatta bu merhametsiz şöhret sirkinin aktöre işkence ettiğini ve baskının onu alkole, uyuşturucuya ittiğini söyleyip belki de ansız ölümüne davetiye çıkarmış olabileceğini de ekler. Onun açısından Gandolfini’yi böyle görmüş olmak çok zordur ve içinde kaldığı durumun zalimliğin ve hem fiziksel hem de duygusal açıdan yarattığı güçlüklerin altını çizer. Bu nedenle de dizi bittiğinde bir bakıma onun için mutlu olmuştur, çünkü sonunda artık normal hayatına devam edebilecektir Gandolfini de.

Diziyi bir bakıma Tony Soprano karakterinin taşıdığı için onun üzerinde oluşan büyük baskıdan da bahseden Somoza, 14 -16 saat çalışıp bir de üstüne evde yedi sayfalık diyaloğu ezberlemek için gösterdiği çabanın bile profesyonel oyuncunun yıpranmasında payı olduğunu belirtir. Üstüne, gerçek hayatta zekasıyla methedilen oyuncunun, The Sopranos başladıktan hemen sonra, sürekli büründüğü karakterle özdeşleştirilmesine de katlanmak zorunda kaldığını söyler. Çünkü insanların şovda gördükleri göz korkutucu, kaba bir adamdır ve gerçekte de öyle olduğu algısı yerleşmeye başlamıştır, ama Gandolfini’nin aslında Tony Soprano karakteri ile hiç de alakası yoktur.

gandolfini-filmloverss-5

Öte yandan The Sopranos devam ettikçe dizi ekibinden Gandolfini’nin git gide Tony Soprano’ya benzediği yönünde de söylentiler gelir. Brett Martin kitabında ve daha sonra GQ’da yayınlanan yazısında şöyle bahseder:

Ekip, Gandolfini’nin karaktere veya sahnenin duygusunu yakalamaya çalışırken karavanından yükselen homurdanmalara ve küfürlere alışmıştır hatta radyonun parçalanmasına bile. Zeki ve yenilikçi aktör, bu dinamiği hemen kavrar ve oyunculuğunda bir avantaja çevirir: Tony’yi katilliğinin altında evcil bir ayıya çeviren bornozunu set aralarında bile üstünden çıkarmaz. Ama bir yerden sonra bu kurgusal perişanlık gerçeklikten ayrılamaz hale gelir, set dışında bile.

– Brett Martin

Gandolfini’nin 2002 yılı sonunda boşanma evraklarında o zamanki eşi Marcy Wudarski tarafından yapılan açıklamalarda aktörün alkol ve uyuşturucu problemleri, hatta tartışmalar sırasında çaresizlikten sürekli kendini yumruklaması yer alır. Ve bu aktörün diyaloglarına çalışırken yansıttığı öfkesine maruz kalan herkesin makul bulduğu bir durumdur. Çünkü Tony Soprano olarak Amerika’da – özellikle de dizinin çekildiği yer olan New Jersey’de – en  popüler sima olma durumu, gerçekte utangaç olan Gandolfini için kaldırması kolay bir yük değildir Brett Martin’in belirttiği üzere. Tony’nin eşi Carmela Soprano’yu oynayan Edie Falco, takma tırnaklarını atıp kafasına bir şapka taktığında kalabalıklar arasına karışabilirken, Gandolfini iri yapısıyla saklanacak yer bulamayıp sokaktan geçenlerin ona ‘Tony’ diye bağırmasına alışmak zorunda kalmıştır.

Gandolfini zamanla tüm ağır çalışmalarına rağmen işten düşer ve David Chase’in bilinir otoritesine rağmen hasta olduğu bahanesiyle veya apartmandan çıkmak istememe sebepleriyle ara sıra sete gelmemeye başlar. Ama ertesi günler de bunun pişmanlığı ve sebep olduğu zararlar yüzünden tüm ekibe abartılı hediyelerle gelip Tony Soprano’yu bastırmaya çalışır. Furio karakterinin final sahnesinin çekileceği gün de hava alanı kapatılmış ve tüm ekip çekime hazır beklerken Gandolfini’nin ortadan kaybolması bu nedenle – harcanan tonla paraya rağmen – küçük bir paniğe neden olur yalnızca. Halbuki ilerleyen saatlerde bunun her zamanki gibi olmadığı ve Gandolfini’nin gerçekten ortalarda olmadığı anlaşılır.

2002 Ocak ayının soğuk bir kış akşamında, Tony Soprano bir anda ortadan yok oldu ve evrenin küçük bir kısmında hayat durdu.

– Brett Martin

Herkes sessizce beklemeye koyulur ve David Chase de yıldızın güvenliği konusunda endişelenmeye başlar. The Sopranos’un ani bir finalle bitme ihtimali her zaman akıllardadır çünkü bu dizi yapımının doğasında vardır ama bu durum en beklenmedik anda belirleyebilirdi serinin kaderini. Bölümün onsuz çekilebilecek kısımları halledilirken yine de asıl endişe merkezi elbette Gandolfini’nin kendisidir. Yaşadığı stresi, madde kullanımını ve duygusal kargaşasını bilen herkes geçen zamanla en kötü senaryoyu düşünmeye başlayıp bunların aktörü sona sürüklemesinden korku duymaya başlar. Hatta yapımcı senarist Terence Winter, sabah işe giderken haberlerde ‘kötü haber’ ile başlayan bir cümlede onu kaybettikleri korkusunu yaşamaktan kendini alıkoyamaz. Ve elbette The Sopranos dedikodusu bekleyen basının haberi alır almaz hikayeyi süreceğini bildiğinden yapımcılar bu kısa sürede zararı kontrol etmek için stratejiler geliştirmeye başlarlar. Neyse ki dördüncü gün telefon çalar ve arayan Gandolfini’dir. Brooklyn’de yürürken bir güzellik merkezine arama yapmak için giren aktör, hatırlayabildiği tek numarayı arar ve alınması için bir araba ister.

James Gandolfini: Fedakar ve Mütevazı

The Sopranos bu denli üne kavuşmuş, James Gandolfini de en bilinen simalar arasına girmişken ölümü doğal olarak medyada geniş yer tuttu 2013 sonbaharında. Yukarıda yer verdiğim yazılar ise James Gandolfini’nin ölümün ardından birkaç gün içinde defalarca aynı formatta yayınlandı dünya magazinlerinde ama benim bu hikayeyi seçişimdeki neden, onun ölümünü sansasyonel kılmak değil elbette. Aksine bir aktörün kendinden bu kadar farklı bir karaktere, bu kadar başarılı bir şekilde bürünürken kendinden feda etmek zorunda oldukları -çünkü Gandolfini bunun için gereğinden çok emek verdi- belki de ölümüne dek karşılaştığı insanların ona hissettirdiklerini içselleştirmemeye çalışarak. Ve bunu yaparken yine de The Sopranos’un tüm başarısını yazarlara borçlu olduğunu belirtip kendini bu başarılı yazımın çok gerisinde tutacak kadar da naif ve mütevazı davrandı. Hem Tony Soprano gibi zor bir karakteri hayatımıza bu denli işlerken hem de gerçek hayatında gösterdiği tevazu ile James Gandolfini’nin birçok insanın hayatına dokunduğuna eminim.

Bir daha mafya karakteri canlandıracağımı sanmam. Tüm bu şiddetten biraz olsun uzak kalmak istiyorum çünkü kişisel olarak beni rahatsız etmeye başladı.

– James Gandolfini

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi