Henüz 40 yaşında olmasına rağmen oldukça usta işi bir filmografi inşa eden Şilili yönetmen Pablo Larrain, geçen yıl Oscar ödülünü kazanan Spotlight ile benzer konuyu dile getiren ama ondan çok daha vizyoner, sinematografik ve sert bir film olmayı başaran El Club’a imza atmıştı. 2016 yılında iki ayrı biyografik filmle karşımıza çıkan Larrain, “Neruda” filminde Şili’nin unutulmaz figürlerinden komünist şair, yazar, senatör Pablo Neruda’nın hayatını dış ses anlatısı, zaman – mekan algısını yok eden yenilikçi kurgusu ve sinematografik tercihleriyle şiir gibi bir anlatıya dönüştürmüştü. Larrain, ilk İngilizce filmi Jackie’de ise tıpkı Neruda’da olduğu gibi esasında Hollywood şablonunda olan bir hikaye üzerinden ilerlerken kendi arthouse sinemasının kodlarından görsel ve kurgusal açıdan ödün vermeyen bir yönetmenlik sergiliyor.

22 Kasım 1963’te Dallas’ta bir suikast sonucu öldürülen A.B.D’nin 35. başkanı John F. Kennedy’nin eşi, Jacqueline Lee Bouvier Kennedy,  ‘Jackie’nin suikast sonrasındaki ruh haline ve sarayda yaşanan değişikliklere odaklanan film, Amerikan siyasi tarihinin en ikonik “first lady”sinin nevrotik bir portresini yer yer hüzünlü, öfkeli, kırılgan, tedirgin edici, gerilimli ve yabancılaştırıcı bir etkiyle gözler önüne seriyor. Jackie’nin “first lady” olduğu zamanlardaki gösterişi seven hayatıyla, suikast sonrası kocasının mirasını siyasi akbabalara karşı korumaya çalışan tavrını çizgisel olmayan bir kurgu düzleminde anlatan Larrain, sinematografiden müzik kullanımına, sanat yönetiminden kostüm tasarımına kadar Jackie’nin çalkantılı dünyasını başarıyla yansıtan bir işçilik sunuyor.

Jackie, Oscar sezonu için konuşulsa da geleneksel bir Hollywood biyografisi değil. Jackie’nin first lady olmadan önceki hayatına dair verilere sahip değiliz, Kennedy ve Jackie arasında tanışma, romantizm gibi klasik sahneler yok, ya da yükseliş ve düşüş gibi klasik bir hikaye örgüsü bulunmuyor. Natalie Portman’ın kariyerinin en iyi performansından güç alan, Jacqueline Kennedy’nin konuşma kalıpları ve tonlamaları üzerine titizlikle çalıştığı belli olan, beden diline odaklanan bir karakter portresi var. Dolayısıyla Jackie filminin Oscar ödüllerinde Portman’ın adaylığı haricinde en iyi film ve yönetmen gibi kategorilerde konuşulmaması klasik kalıpların dışına çıkamayan Akademi’ye göre şaşırtmayan bir karar. Öyle ki, Jackie’nin hikayesinin başına Steven Spielberg getirilseydi klasik biyografik film şablonlarının dışına çıkmadan ilerleyen, muhtemelen de Amerikan bayrağının dalgalandığı bir finalle sona ererek Akademi üyelerini mest edebilirdi! Tabii, o zaman Jackie bu kadar iyi bir film olabilir miydi, tartışılır.

Jackie: Pablo Larrain’in Yönetimiyle Özgünleşen Bir Karakter Trajedisi

Jackie’yi adeta diken üstünde bir psikolojik gerilim gibi izletmeyi başaran Larrain, özünde klasik hikayeleri yönetim-sinematografi-kurgu-müzik bileşimindeki radikal tercihleriyle bambaşka bir boyuta getirerek sinemanın iyi hikaye anlatmaktan ibaret olmadığını, “yan dallar” olarak görülen tekniğin esasında sanat niteliği taşıyacak bir filmin iskeletinin temel taşlarından olduğunu gözler önüne sermeye devam ediyor. Under the Skin (2013)’deki benzersiz notaları hala kulağımızda çınlayan müzisyen Mica Levi, Jackie’de de daha ilk sahneden itibaren piyano ve marşları karıştırdığı deneysel ezgileriyle filme çok farklı bir ruh hali getiriyor. Un Prophete (2009), Captain Fantastic (2016) ve Elle (2016) gibi görsel anlamda birbirinden oldukça farklı filmlerin görüntü yönetmenliğine imza atan Stephane Fontaine, Jackie’de yarattığı mat dokuyu bol bol kederin acısını ifade eden yakın planlarla desteklerken araya soğuk genel planlar atıyor, siyah beyaz flashback sahnelerine belgesel dokusu getiriyor ve suikast anında dolambaçlı kamera kullanımıyla gözetleme hissi yaratıyor. Özellikle suikast anını yüze sıçrayan kan, parçalanan beyin gibi şok edici detaylarla gösteren Larrain, anca Gaspar Noe filmlerinde görebileceğimiz bir sahneyi hiçbir zaman göremeyeceğimiz Hollywood biyografilerine -savaş filmleri hariç- cesur bir şekilde yedirmesiyle takdiri hak ediyor. Öyle ki, Jackie’nin parlak pembe elbisesine kocasının kanı sıçramış halde ağlayarak yüzünü ve saçını temizlediği an nutkumuz tutuluyor.

Natalie Portman, arşiv görüntülerinden Jackie’yi çok iyi etüt ettiği belli olan üstün performansıyla Oscar ödüllerinin favorisi olduğunu hatırlatırken yardımcı oyuncuların da kısa ama etkili performansları gözden kaçmıyor. Danimarkalı aktör Caspar Phillipson, adeta Kennedy’nin mezarından kalkıp geldiğini hissettiren bir gerçekçilikte ve benzerlikte karşımıza çıkarken, Kennedy’nin yerine gelen başkan Lyndon B. Johnson rolündeki John Carroll Lynch, antipatik performansıyla göz dolduruyor. Usta aktör John Hurt rahip rolünde gözüktüğü sahnelerde etkisini ortaya koyarken, Peter Sarsgaard, Billy Crudup ve Greta Gerwig de filmin tarihi dokusu içinde sırıtmıyorlar. Özellikle Sarsgaard’ın Bobby Kennedy rolünün süresi biraz daha uzun olsa bir yardımcı erkek oyuncu adaylığı gelme ihtimali olabilirmiş.

Jackie, Amerikan siyasi tarihinin en ikonik first lady’sinin trajik yaşam öyküsünden bir kesiti Larrain’in aykırı yönetimi ve Natalie Portman’ın muazzam performansıyla birleştiren hüzünlü, öfkeli, cesur, tedirgin edici ve yabancılaştırıcı bir karakter portresi.

Henüz 40 yaşında olmasına rağmen oldukça usta işi bir filmografi inşa eden Şilili yönetmen Pablo Larrain, geçen yıl Oscar ödülünü kazanan Spotlight ile benzer konuyu dile getiren ama ondan çok daha vizyoner, sinematografik ve sert bir film olmayı başaran El Club’a imza atmıştı. 2016 yılında iki ayrı biyografik filmle karşımıza çıkan Larrain, “Neruda” filminde Şili’nin unutulmaz figürlerinden komünist şair, yazar, senatör Pablo Neruda’nın hayatını dış ses anlatısı, zaman – mekan algısını yok eden yenilikçi kurgusu ve sinematografik tercihleriyle şiir gibi bir anlatıya dönüştürmüştü. Larrain, ilk İngilizce filmi Jackie’de ise tıpkı Neruda’da olduğu gibi esasında Hollywood şablonunda olan bir hikaye üzerinden ilerlerken kendi arthouse sinemasının kodlarından görsel ve kurgusal açıdan ödün vermeyen bir yönetmenlik sergiliyor. 22 Kasım 1963’te Dallas’ta bir suikast sonucu öldürülen A.B.D’nin 35. başkanı John F. Kennedy’nin eşi, Jacqueline Lee Bouvier Kennedy,  ‘Jackie’nin suikast sonrasındaki ruh haline ve sarayda yaşanan değişikliklere odaklanan film, Amerikan siyasi tarihinin en ikonik “first lady”sinin nevrotik bir portresini yer yer hüzünlü, öfkeli, kırılgan, tedirgin edici, gerilimli ve yabancılaştırıcı bir etkiyle gözler önüne seriyor. Jackie’nin “first lady” olduğu zamanlardaki gösterişi seven hayatıyla, suikast sonrası kocasının mirasını siyasi akbabalara karşı korumaya çalışan tavrını çizgisel olmayan bir kurgu düzleminde anlatan Larrain, sinematografiden müzik kullanımına, sanat yönetiminden kostüm tasarımına kadar Jackie’nin çalkantılı dünyasını başarıyla yansıtan bir işçilik sunuyor. Jackie, Oscar sezonu için konuşulsa da geleneksel bir Hollywood biyografisi değil. Jackie’nin first lady olmadan önceki hayatına dair verilere sahip değiliz, Kennedy ve Jackie arasında tanışma, romantizm gibi klasik sahneler yok, ya da yükseliş ve düşüş gibi klasik bir hikaye örgüsü bulunmuyor. Natalie Portman’ın kariyerinin en iyi performansından güç alan, Jacqueline Kennedy'nin konuşma kalıpları ve tonlamaları üzerine titizlikle çalıştığı belli olan, beden diline odaklanan bir karakter portresi var. Dolayısıyla Jackie filminin Oscar ödüllerinde Portman’ın adaylığı haricinde en iyi film ve yönetmen gibi kategorilerde konuşulmaması klasik kalıpların dışına çıkamayan Akademi’ye göre şaşırtmayan bir karar. Öyle ki, Jackie’nin hikayesinin başına Steven Spielberg getirilseydi klasik biyografik film şablonlarının dışına çıkmadan ilerleyen, muhtemelen de Amerikan bayrağının dalgalandığı bir finalle sona ererek Akademi üyelerini mest edebilirdi! Tabii, o zaman Jackie bu kadar iyi bir film olabilir miydi, tartışılır. Jackie: Pablo Larrain’in Yönetimiyle Özgünleşen Bir Karakter Trajedisi Jackie’yi adeta diken üstünde bir psikolojik gerilim gibi izletmeyi başaran Larrain, özünde klasik hikayeleri yönetim-sinematografi-kurgu-müzik bileşimindeki radikal tercihleriyle bambaşka bir boyuta getirerek sinemanın iyi hikaye anlatmaktan ibaret olmadığını, “yan dallar” olarak görülen tekniğin esasında sanat niteliği taşıyacak bir filmin iskeletinin temel taşlarından olduğunu gözler önüne sermeye devam ediyor. Under the Skin (2013)’deki benzersiz notaları hala kulağımızda çınlayan müzisyen Mica Levi, Jackie’de de daha ilk sahneden itibaren piyano ve marşları karıştırdığı deneysel ezgileriyle filme çok farklı bir ruh hali getiriyor. Un Prophete (2009), Captain Fantastic (2016) ve Elle (2016) gibi görsel anlamda birbirinden oldukça farklı filmlerin görüntü yönetmenliğine imza atan Stephane Fontaine, Jackie’de yarattığı mat dokuyu bol bol kederin acısını ifade eden yakın planlarla desteklerken araya soğuk genel planlar atıyor, siyah beyaz flashback sahnelerine belgesel dokusu getiriyor ve suikast anında dolambaçlı kamera kullanımıyla gözetleme hissi yaratıyor. Özellikle suikast anını yüze sıçrayan kan, parçalanan beyin gibi şok edici detaylarla gösteren Larrain,…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

85

Jackie, Amerikan siyasi tarihinin en ikonik first lady’sinin trajik yaşam öyküsünden bir kesiti Larrain’in aykırı yönetimi ve Natalie Portman’ın muazzam performansıyla birleştiren hüzünlü, öfkeli, cesur, tedirgin edici ve yabancılaştırıcı bir karakter portresi.

Kullanıcı Puanları: 4.9 ( 1 votes)
85
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi