Ülkemizde ilk kez 31. İstanbul Film Festivali’nde seyrettiğimiz ve Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Oscar adayı olan Canım Öğretmenim (Monsieur Lazhar)’in yönetmeni Philippe Falardeau’nun son filmi İyi Bir Yalan (The Good Lie), 34. İstanbul Film Festivali programında yer alıyor. Bir önceki filminde Cezayir asıllı bir mültecinin dramatik hikayesini işleyen Falardeau, İyi Bir Yalan’da da “mülteci” konusunu merkezine alıyor, fakat bu kez hikayesinin başlangıcını Sudan’a dayandırıyor.

İyi Bir Yalan’ı iki bölüme ayırmakta fayda görüyorum. Birinci bölümü Afrika’da, ikinci bölümü ise Amerika Birleşik Devletleri’nde geçen film, savaş sırasında ailesini kaybeden bir grup çocuğun önce mülteci kampına ardından da Amerika’ya uzanan serüvenlerini konu alıyor. Her ne kadar bu hikaye, çocukların yolculuğu olarak gözükse de bunu yönetmenin, Amerikan (Hollywood) rüyası olarak okumak daha gerçekçi bir bakış açısı olacaktır. ABD’deki ilk filmini çeken Philippe Falardeau, ana akım sinema seyircisinin nelerden hoşlandığını başarıyla analiz etmiş ve tüm bu detayları filmine yerleştirmiş. Nedir bu detaylar kısaca sıralayalım: öncelikle, hikayenin Afrika’da başlaması ve karakterlerin çocukluk yıllarının seyirciye sunulması yönetmenin sağlamak istediği dramatik yapının temel taşını oluşturuyor. Senaryonun aksadığı noktalarda Afrika’da çektiği ve seyirciyi etkilemeyi başardığına inandığı sahneleri tekrar tekrar “flashback” adı altında gösteren Falardeau olabilecek en ucuz yöntemlerle seyirciyi avucunun içine alıyor ya da alabileceğini tahmin ediyor. Hikayenin ikinci bölümü ise yukarıda da bahsettiğim üzere ABD’de geçiyor.* Hikayenin ikinci bölümü tamamen Amerika’nın ne denli “yardımsever” bir ülke olduğunu anlatmak üzere inşa edilmiş izlenimi veriyor. Afrika’da yoksulluk içinde çırpınan çocukları kurtaran, onlara vatandaşlığın yanı sıra istihdam sağlayan bir hükümet ve bu çocuklara sahip çıkabilmek için çırpınan yardımsever bir halk…

Philippe Falardeau’nun, Canım Öğretmenim’den sonra tekrar birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Ronald Plante’nin filme katkısı yadsınamaz. Zira, kullanılan coğrafyanın da avantajıyla ortaya çıkan görüntüler son derece başarılı. Lakin, müzik kullanımı için aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değil. Yukarıda da belirttiğim dramatik yapıyla uyum sağlaması için kullanılan müzikler, Türkiye’de yaşayan sinemaseverlere Çağan Irmak filmlerini anımsatacaktır. Oyunculuklara göz atacak olursak Afrika’da geçen sahnelerde yer alan çocuk oyuncuların amatörlükleri sırıtmıyor aksine daha sempatik bir hava katıyor. ABD’ye uzanan sahnelerde ise Arnold Oceng ve Reese Witherspoon’un performanslarının başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Ne yazık ki filmin anlatısının yukarıda bahsettiğim detaylar sebebiyle oldukça zayıf kalması ve tamamen “ticari” bir iş izlenimi vermesi Falardeau’nun elindeki fırsatı kaçırmasına sebep olmuş. Kendisini daha büyük bütçeli Amerikan filmlerinde görmemiz yakındır.

İyi seyirler…

*Filmin, sinopsisinde de yer verilen bu bilgi, herhangi bir spoiler değeri taşımamaktadır.

Ülkemizde ilk kez 31. İstanbul Film Festivali’nde seyrettiğimiz ve Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Oscar adayı olan Canım Öğretmenim (Monsieur Lazhar)’in yönetmeni Philippe Falardeau’nun son filmi İyi Bir Yalan (The Good Lie), 34. İstanbul Film Festivali programında yer alıyor. Bir önceki filminde Cezayir asıllı bir mültecinin dramatik hikayesini işleyen Falardeau, İyi Bir Yalan’da da “mülteci” konusunu merkezine alıyor, fakat bu kez hikayesinin başlangıcını Sudan’a dayandırıyor. İyi Bir Yalan’ı iki bölüme ayırmakta fayda görüyorum. Birinci bölümü Afrika’da, ikinci bölümü ise Amerika Birleşik Devletleri’nde geçen film, savaş sırasında ailesini kaybeden bir grup çocuğun önce mülteci kampına ardından da Amerika’ya uzanan serüvenlerini konu alıyor. Her ne kadar bu hikaye, çocukların yolculuğu olarak gözükse de bunu yönetmenin, Amerikan (Hollywood) rüyası olarak okumak daha gerçekçi bir bakış açısı olacaktır. ABD’deki ilk filmini çeken Philippe Falardeau, ana akım sinema seyircisinin nelerden hoşlandığını başarıyla analiz etmiş ve tüm bu detayları filmine yerleştirmiş. Nedir bu detaylar kısaca sıralayalım: öncelikle, hikayenin Afrika’da başlaması ve karakterlerin çocukluk yıllarının seyirciye sunulması yönetmenin sağlamak istediği dramatik yapının temel taşını oluşturuyor. Senaryonun aksadığı noktalarda Afrika’da çektiği ve seyirciyi etkilemeyi başardığına inandığı sahneleri tekrar tekrar “flashback” adı altında gösteren Falardeau olabilecek en ucuz yöntemlerle seyirciyi avucunun içine alıyor ya da alabileceğini tahmin ediyor. Hikayenin ikinci bölümü ise yukarıda da bahsettiğim üzere ABD’de geçiyor.* Hikayenin ikinci bölümü tamamen Amerika’nın ne denli “yardımsever” bir ülke olduğunu anlatmak üzere inşa edilmiş izlenimi veriyor. Afrika’da yoksulluk içinde çırpınan çocukları kurtaran, onlara vatandaşlığın yanı sıra istihdam sağlayan bir hükümet ve bu çocuklara sahip çıkabilmek için çırpınan yardımsever bir halk… Philippe Falardeau’nun, Canım Öğretmenim’den sonra tekrar birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Ronald Plante’nin filme katkısı yadsınamaz. Zira, kullanılan coğrafyanın da avantajıyla ortaya çıkan görüntüler son derece başarılı. Lakin, müzik kullanımı için aynı şeyi söylemek ne yazık ki mümkün değil. Yukarıda da belirttiğim dramatik yapıyla uyum sağlaması için kullanılan müzikler, Türkiye’de yaşayan sinemaseverlere Çağan Irmak filmlerini anımsatacaktır. Oyunculuklara göz atacak olursak Afrika’da geçen sahnelerde yer alan çocuk oyuncuların amatörlükleri sırıtmıyor aksine daha sempatik bir hava katıyor. ABD’ye uzanan sahnelerde ise Arnold Oceng ve Reese Witherspoon’un performanslarının başarılı olduğunu söyleyebilirim. Ne yazık ki filmin anlatısının yukarıda bahsettiğim detaylar sebebiyle oldukça zayıf kalması ve tamamen “ticari” bir iş izlenimi vermesi Falardeau’nun elindeki fırsatı kaçırmasına sebep olmuş. Kendisini daha büyük bütçeli Amerikan filmlerinde görmemiz yakındır. İyi seyirler... *Filmin, sinopsisinde de yer verilen bu bilgi, herhangi bir spoiler değeri taşımamaktadır.

Yazar Puanı

puan - 36%

36%

Ne yazık ki filmin anlatısının yukarıda bahsettiğim detaylar sebebiyle oldukça zayıf kalması ve tamamen “ticari” bir iş izlenimi vermesi Falardeau’nun elindeki fırsatı kaçırmasına sebep olmuş. Kendisini daha büyük bütçeli Amerikan filmlerinde görmemiz yakındır.

Kullanıcı Puanları: 4.75 ( 1 votes)
36
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi