Aktif bir volkanik dağın eteklerinde çekilen ve Maya kültürü ile geleneklerini modernite ve ritüel çatışmaları üzerinden anlatan Ixcanul – Ixcanul Volcano filmi için etnografik film yakıştırmasını rahatlıkla yapabiliriz. Etnografik film meselesine gelmeden önce Ixcanul ile ilgili belirtmem gereken ayrıntılar var. Prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan ve sinema sanatına yeni perspektifler sunan yapımlara özel olarak verilen Alfred Bauer Gümüş Ayı ödülünü de kazanan Ixcanul, önümüzdeki sene verilecek Akademi Ödülleri’nin yabancı dilde en iyi film kategorisine Guatemala’dan katılacak ilk film olma özelliğini de taşıyor. Senarist ve yönetmen Jayro Bustamante’nin yönetmen koltuğunda oturduğu film kesinlikle özel bir keşif niteliği taşıyor. Ixcanul; hem gerçek bir hikayeden yola çıkan anlatısı hem de Maya kültürüne dair verdiği bilgilerle, kadın olmanın dünyanın her yerinde ve her kültüründe ne denli benzer olduğunu gözler önüne seriyor.

İnsan topluluklarının maddi ve manevi kültürlerinin tasvirini ve analizlerini yapan etnografya biliminin sinema alanındaki en büyük temsilcilerinden biri olan Jean Rouch; bu insan topluluklarının, kabilelerinin moderniteden oldukça uzak geleneklerini, ritüellerini, yaşam biçimlerini ve sosyal hayatlarını anlattığı filmlerinde –ki bu filmlerin en başında Jaguar (1967) gelir- bu toplulukların yaşantılarını herhangi bir sömürgeleştirmeye mahal vermeden resmettiği için büyük övgü toplamıştır. İşte, Bustamante’nin ilk uzun metrajlı filmi Ixcanul’da yapmaya çalıştığı şey de Maya kültürünü etnografik bir biçimde resmetmek olmuş. Ixcanul’da bahsi geçen birçok ritüelin bizlere Anadolu kültüründen, gelenek ve göreneklerinden oldukça tanıdık gelmesi de muhtemel. Ixcanul filmindeki ritüelleri kendi modern yaşantılarımız üzerinden değerlendirmeye kalktığımızda bu eylemlerin birçoğunun bize ilkel gelmesi de elbet muhtemel. Fakat filmin yönetmeni Bustamante’nin filme aldığı Kaqchikel Mayaları’nı ilkel göstermek gibi bir niyeti yok. Bustamante, modern hayatların sakinleri olan bizleri, şehir hayatının ve endüstriyel uygarlıkların dışında da var olan; ama bir yandan bu modern düzene de ayak uydurmak zorunda bırakılan toplulukların yaşantılarına tanık ediyor.

Ixcanul’un konusundan kısaca bahsedecek olursak; 17 yaşındaki Maria (Maria Mercedes Coroy) ailesiyle birlikte bir kahve plantasyonunda yaşamaktadır. Geçimini bu plantasyonda kahve toplamaktan ve mısır tarlalarını ekip biçmekten elde eden Maria’nın ailesi, kızlarını bu plantasyonun kahyalığını yapan Ignocia ile evlendirmeyi düşünmektedir. Fakat Maria, bu volkanik dağın ardındaki modern hayata kavuşmak ve Amerika’ya gitmek isteyen Pepe ile birlikte gitmek istemektedir. Pepe’nin Maria’yı yarı yolda bırakıp gitmesi ve bu gidişin ardından ortaya çıkacak ‘beklenmedik bir sürpriz’, Maria’nın kendi kültürünü ve dünyasını yeniden keşfetmesine yol açacaktır.

Ixcanul’un en güçlü çatışması Pepe’nin gidişi ve hemen ardından gelen ‘beklenmedik sürpriz’ üzerine kurulur. Modern hayatın vahşiliğini, iletişim olanaklarından mahrum bırakılan bu yerel toplulukların rasyonel zeka tarafından kandırılışını, modernitenin zalimliğini izlediğimiz bu bölümler öylesine incelikli ve eleştireldir ki masumiyetin anlamını yeniden sorgularız. Cinsellik olgusunun film boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkması da bu masumiyetin ve saflığın göstergesi değil midir? Bir genç kadının kendi cinselliğini keşfedişine ve tüm bu cinselliğin doğayla iç içe veriliyor oluşuna dikkat çekecek olursak; Bustamante’nin anlatım dilinin ne kadar içten ve pürüzsüz olduğunu daha iyi anlarız. Deleuze ve Guattari’nin oluş felsefesinin izlerini rahatlıkla bulabileceğimiz Ixcanul; hayvan-oluş ve kadın-oluş kavramlarını Guatemala’nın olağanüstü güzellikteki doğa görüntüleriyle de birleştirerek ritüelin etnografisini gözler önüne serer.

Maria ve ailesinin mecburen şehre ve modern dünyaya gelmek zorunda kaldıkları sahnedeki hareketli kamera kullanımıyla gerçeklik dozunu arttıran ve filme yarı belgesel bir hava katan Bustamante’nin, bu tercihle aynı zamanda şehir hayatının hareketliliğini de anlatmaya çalışmış olması; Kaqchikel Mayaları’nın yerleşim bölgesindeki sakinliği vermek adına ise daha dingin bir kamera ve zaman kullanımıyla doğa ve kültür arasındaki çatışmayı ortaya koymuş olması, Ixcanul’u anlatım diliyle de oldukça değerli bir keşif hikayesi yapıyor. Profesyonel olmayan oyuncularla yola çıkan ve hem sinematografisi hem de hikayesiyle güçlü bir modernite eleştirisi ortaya koyan Ixcanul kesinlikle ilgiyi hak edecek bir yapım. Bundan böyle içeceğimiz her kahvede Mayalar’ı anacak ve onlara bir teşekkür borçlu olduğumuzu bilecek olmamız da cabası.

Aktif bir volkanik dağın eteklerinde çekilen ve Maya kültürü ile geleneklerini modernite ve ritüel çatışmaları üzerinden anlatan Ixcanul – Ixcanul Volcano filmi için etnografik film yakıştırmasını rahatlıkla yapabiliriz. Etnografik film meselesine gelmeden önce Ixcanul ile ilgili belirtmem gereken ayrıntılar var. Prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan ve sinema sanatına yeni perspektifler sunan yapımlara özel olarak verilen Alfred Bauer Gümüş Ayı ödülünü de kazanan Ixcanul, önümüzdeki sene verilecek Akademi Ödülleri’nin yabancı dilde en iyi film kategorisine Guatemala’dan katılacak ilk film olma özelliğini de taşıyor. Senarist ve yönetmen Jayro Bustamante’nin yönetmen koltuğunda oturduğu film kesinlikle özel bir keşif niteliği taşıyor. Ixcanul; hem gerçek bir hikayeden yola çıkan anlatısı hem de Maya kültürüne dair verdiği bilgilerle, kadın olmanın dünyanın her yerinde ve her kültüründe ne denli benzer olduğunu gözler önüne seriyor. İnsan topluluklarının maddi ve manevi kültürlerinin tasvirini ve analizlerini yapan etnografya biliminin sinema alanındaki en büyük temsilcilerinden biri olan Jean Rouch; bu insan topluluklarının, kabilelerinin moderniteden oldukça uzak geleneklerini, ritüellerini, yaşam biçimlerini ve sosyal hayatlarını anlattığı filmlerinde –ki bu filmlerin en başında Jaguar (1967) gelir- bu toplulukların yaşantılarını herhangi bir sömürgeleştirmeye mahal vermeden resmettiği için büyük övgü toplamıştır. İşte, Bustamante’nin ilk uzun metrajlı filmi Ixcanul’da yapmaya çalıştığı şey de Maya kültürünü etnografik bir biçimde resmetmek olmuş. Ixcanul’da bahsi geçen birçok ritüelin bizlere Anadolu kültüründen, gelenek ve göreneklerinden oldukça tanıdık gelmesi de muhtemel. Ixcanul filmindeki ritüelleri kendi modern yaşantılarımız üzerinden değerlendirmeye kalktığımızda bu eylemlerin birçoğunun bize ilkel gelmesi de elbet muhtemel. Fakat filmin yönetmeni Bustamante’nin filme aldığı Kaqchikel Mayaları’nı ilkel göstermek gibi bir niyeti yok. Bustamante, modern hayatların sakinleri olan bizleri, şehir hayatının ve endüstriyel uygarlıkların dışında da var olan; ama bir yandan bu modern düzene de ayak uydurmak zorunda bırakılan toplulukların yaşantılarına tanık ediyor. Ixcanul’un konusundan kısaca bahsedecek olursak; 17 yaşındaki Maria (Maria Mercedes Coroy) ailesiyle birlikte bir kahve plantasyonunda yaşamaktadır. Geçimini bu plantasyonda kahve toplamaktan ve mısır tarlalarını ekip biçmekten elde eden Maria’nın ailesi, kızlarını bu plantasyonun kahyalığını yapan Ignocia ile evlendirmeyi düşünmektedir. Fakat Maria, bu volkanik dağın ardındaki modern hayata kavuşmak ve Amerika’ya gitmek isteyen Pepe ile birlikte gitmek istemektedir. Pepe’nin Maria’yı yarı yolda bırakıp gitmesi ve bu gidişin ardından ortaya çıkacak ‘beklenmedik bir sürpriz’, Maria’nın kendi kültürünü ve dünyasını yeniden keşfetmesine yol açacaktır. Ixcanul’un en güçlü çatışması Pepe’nin gidişi ve hemen ardından gelen ‘beklenmedik sürpriz’ üzerine kurulur. Modern hayatın vahşiliğini, iletişim olanaklarından mahrum bırakılan bu yerel toplulukların rasyonel zeka tarafından kandırılışını, modernitenin zalimliğini izlediğimiz bu bölümler öylesine incelikli ve eleştireldir ki masumiyetin anlamını yeniden sorgularız. Cinsellik olgusunun film boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkması da bu masumiyetin ve saflığın göstergesi değil midir? Bir genç kadının kendi cinselliğini keşfedişine ve tüm bu cinselliğin doğayla iç içe veriliyor oluşuna dikkat çekecek olursak; Bustamante’nin anlatım dilinin ne kadar içten ve pürüzsüz olduğunu daha iyi anlarız. Deleuze ve Guattari’nin oluş felsefesinin izlerini rahatlıkla bulabileceğimiz Ixcanul; hayvan-oluş ve kadın-oluş kavramlarını Guatemala’nın olağanüstü güzellikteki doğa görüntüleriyle de birleştirerek ritüelin etnografisini gözler önüne serer. Maria ve ailesinin mecburen şehre ve modern dünyaya gelmek zorunda kaldıkları sahnedeki hareketli kamera kullanımıyla gerçeklik dozunu arttıran ve filme yarı belgesel bir hava katan…

Yazar Puanı

Puan - 82%

82%

82

Profesyonel olmayan oyuncularla yola çıkan ve hem sinematografisi hem de hikayesiyle güçlü bir modernite eleştirisi ortaya koyan Ixcanul kesinlikle ilgiyi hak edecek bir yapım.

Kullanıcı Puanları: 3.7 ( 1 votes)
82
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi