Between the potency

And the existence

Between the essence

And the descent

Falls the Shadow

For Thine is the Kingdom

                                                                                             This is the way the world ends

                                                                                             Not with a bang but a whimper.

T. S. Elliot

1967’de Danimarka’da çıkardığı Hip albümüyle tanınan ve onun sayesinde ölümsüzleşen Eik Skaløe’nin biyografisi niteliğindeki, Dogma 95 akımıyla adını duyuran Ole Christian Madsen’in yeni filmi İtsi Bitsi –Steppeulvene, aslında T. S. Elliot’un yukarıda alıntıladığım değil de başka bir şiiriyle açılıyor. Ama bana soracak olursanız filmin anlatısına esas uyan şiir bu. Çünkü birazdan değineceğimiz üzere Eik üzerinden anlatılan 68 kuşağı anarşizminin altında yatan fikir seksten ve anlamsız yolculuklardan ibaret değil.

Soğuk Savaş’ın en sert dönemlerinde, nükleer karşıtı protesto sebebiyle hapse düşen Eik’in Iban’la tanışması ile başlayan hikaye; Eik’in 1968’deki ölümüne dek geçen sürede hayata bakış açısına ve yaşadıklarına odaklanıyor. Ağırlıklı olarak sex, drugs and rock & roll üçgeninde dönen olaylar arasında sistem karşıtlığı üzerinden de anarşist bazı söylemler dile getiriliyor. Tabii bu söylem Eik’in kendi varoluşuna dair arayışın bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Çünkü tüm tinselliğini modernizmin tüketim kültürüne dayamış olan toplumun çoğunluğundan farklı olarak, kendini bunun dışında konumlandıran Eik, ister istemez nihilist bir boşluğa düşüyor ve bunu doldurmak için de başvurduğu yol, uzaklara gitmek oluyor.

Film aslında iki bölümden oluşuyormuş gibi gözüküyor. İlk kısım, erotizm ve komedinin iç içe geçtiği ikinci sınıf Amerikan Kolej filmlerine paralel giderken diğer kısımda bir anda rüzgarı tersine çevirip 68 kuşağının kaybedişi üzerine ağır bir drama dönüyor. Bu açıdan muhafazakar bir vaaz verme havası esiyor son kısımda. Seks ve uyuşturucunun kötülüğü sanki yarım saat boyunca övülüp üzerinden anlatı oluşturulmamışçasına üst seviyeden atılıyor ortaya. Bu açıdan yönetmenin ortaya koyduğu anarşist düşünce ile 68 kuşağının anarşist düşüncesi birbirinde sert bir şekilde ayrılıyor doğal olarak.

İtsi Bitsi, ilk anarşistlerden olan ama bulanık fikirleri sebebiyle Marks tarafından defalarca sert bir şekilde eleştirilip yerin dibine sokulduğu için pek de bilinmeyen Fransız sosyolog Pierre-Joseph Proudhon’un oraya koyduğu anarşizme aslında yakın bir çizgide duruyor. Devlet ve her türlü erke karşı olan ve onların yıkılmasının neden zaruri olduğu üzerine onlarca kitap yazan Proudhon’un değişken, mülkiyet fikirleri ve kadın hareketlerine karşı muhafazakar tutumu onu diğer düşünürlerden net bir şekilde ayırmıştır. Hatta sosyalist hareketlere feminist oluşumlar da eklenince tümden karşı çıkılan biri olmuştur. Çünkü Proudhon’un kadına bakışı gerçekten da fazlasıyla köhnedir. Onu seks objesi ve kocasının kölesi durumundaki ikinci sınıf bir varlık olarak tanımlar. İtsi Bitsi de sözüm ona özgürlükçü ve anarşist düşünceleri olan karakterleri anlatmasına karşın düşünce olarak Proudhon’dan çok da farklı şeyler söylemiyor.

Söylemsel sıkıntıları bir kenara bırakırsak ise filmin genel akışı ve sinemasal yaklaşımıyla ortalamanın üstünde bir başarı gösterdiğini söylemek mümkün. Özellikle yönetmenin yer yer gösterdiği yenilikçi yaklaşım filmin sinemasal değerini oldukça yükseltiyor. Burada mizansenle iç içe kullanılan görsel efektler ve uyuşturucu sahnelerinde uygulanan saykodelik yaklaşımlar gerçekten orijinal.

Dogma 95’le olan bağları vesilesiyle kötü hikayeyi iyi bir şekilde aktarabilme başarısını gösteren İtsi Bitsi, meselenin çok da derinine inmeden keyifli bir seyir sunuyor. Şayet benim gibi 68 kuşağı nihilizmiyle naif kişisel bir ilişkiniz varsa etkileyiciliği çok daha artan filmin, eksikleri görmezden gelindiğinde beklediğiniz vermesi gayet muhtemel.

Between the potency And the existence Between the essence And the descent Falls the Shadow For Thine is the Kingdom ...                                                                                              This is the way the world ends                                                                                              Not with a bang but a whimper. T. S. Elliot 1967’de Danimarka’da çıkardığı Hip albümüyle tanınan ve onun sayesinde ölümsüzleşen Eik Skaløe’nin biyografisi niteliğindeki, Dogma 95 akımıyla adını duyuran Ole Christian Madsen’in yeni filmi İtsi Bitsi –Steppeulvene, aslında T. S. Elliot’un yukarıda alıntıladığım değil de başka bir şiiriyle açılıyor. Ama bana soracak olursanız filmin anlatısına esas uyan şiir bu. Çünkü birazdan değineceğimiz üzere Eik üzerinden anlatılan 68 kuşağı anarşizminin altında yatan fikir seksten ve anlamsız yolculuklardan ibaret değil. Soğuk Savaş’ın en sert dönemlerinde, nükleer karşıtı protesto sebebiyle hapse düşen Eik’in Iban’la tanışması ile başlayan hikaye; Eik’in 1968’deki ölümüne dek geçen sürede hayata bakış açısına ve yaşadıklarına odaklanıyor. Ağırlıklı olarak sex, drugs and rock & roll üçgeninde dönen olaylar arasında sistem karşıtlığı üzerinden de anarşist bazı söylemler dile getiriliyor. Tabii bu söylem Eik’in kendi varoluşuna dair arayışın bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Çünkü tüm tinselliğini modernizmin tüketim kültürüne dayamış olan toplumun çoğunluğundan farklı olarak, kendini bunun dışında konumlandıran Eik, ister istemez nihilist bir boşluğa düşüyor ve bunu doldurmak için de başvurduğu yol, uzaklara gitmek oluyor. Film aslında iki bölümden oluşuyormuş gibi gözüküyor. İlk kısım, erotizm ve komedinin iç içe geçtiği ikinci sınıf Amerikan Kolej filmlerine paralel giderken diğer kısımda bir anda rüzgarı tersine çevirip 68 kuşağının kaybedişi üzerine ağır bir drama dönüyor. Bu açıdan muhafazakar bir vaaz verme havası esiyor son kısımda. Seks ve uyuşturucunun kötülüğü sanki yarım saat boyunca övülüp üzerinden anlatı oluşturulmamışçasına üst seviyeden atılıyor ortaya. Bu açıdan yönetmenin ortaya koyduğu anarşist düşünce ile 68 kuşağının anarşist düşüncesi birbirinde sert bir şekilde ayrılıyor doğal olarak. İtsi Bitsi, ilk anarşistlerden olan ama bulanık fikirleri sebebiyle Marks tarafından defalarca sert bir şekilde eleştirilip yerin dibine sokulduğu için pek de bilinmeyen Fransız sosyolog Pierre-Joseph Proudhon’un oraya koyduğu anarşizme aslında yakın bir çizgide duruyor. Devlet ve her türlü erke karşı olan ve onların yıkılmasının neden zaruri olduğu üzerine onlarca kitap yazan Proudhon’un değişken, mülkiyet fikirleri ve kadın hareketlerine karşı muhafazakar tutumu onu diğer düşünürlerden net bir şekilde ayırmıştır. Hatta sosyalist hareketlere feminist oluşumlar da eklenince tümden karşı çıkılan biri olmuştur. Çünkü Proudhon’un kadına bakışı gerçekten da fazlasıyla köhnedir. Onu seks objesi ve kocasının kölesi durumundaki ikinci sınıf bir varlık olarak tanımlar. İtsi Bitsi de sözüm ona özgürlükçü ve anarşist düşünceleri olan karakterleri anlatmasına karşın düşünce olarak Proudhon’dan çok da farklı şeyler söylemiyor. Söylemsel sıkıntıları…

Yazar Puanı

Puan - 71%

71%

Kötü hikayeyi iyi bir şekilde aktarabilme başarısını gösteren İtsi Bitsi, meselenin çok da derinine inmeden keyifli bir seyir sunuyor.

Kullanıcı Puanları: 4.1 ( 4 votes)
71
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi