İran sineması için Ortadoğu ülkeleri arasında kadın sinemacıların en fazla olduğu ülke sineması olduğunu söyleyebiliriz. Füruğ Ferruhzad, Pouran Derakhshandeh, Rahşan Beni İtimad, Tahmineh Milani, Niki Kerimi, Semira ve Hana Makhmalbaf İran sinemasının kadın yönetmenlerinden bazıları. Bu yönetmenler, farklı zamanlarda ve farklı yaklaşımlarla kadın sorunlarını sinemalarının merkezinde tutan isimler oldular. Bu yazımızda İran sinemasının yönetmen koltuğuna oturan kadınlarına odaklanacağız.

Rıza Oylum yazdı.

İran Sinemasının Kadın Sinemacıları

Şairin Sineması Füruğ Ferruhzad

İran’da kadın sinemacıların geçmişi rejim değişiminden öncesine dayanıyor. İran’ın 20.yy’da yetiştirdiği en önemli kadın şairi Füruğ Ferruhzad’ın 1962’de bitirdiği Ev Karadır (Khaneh siah ast) İran coğrafyasında bir kadının çektiği ilk filmdi. Tebriz’de cüzam hastalarını yerleştirdikleri bir bölgede yaşayanları filme alan şair, şiirsel bir anlatımla çarpıcı bir filme imza atmıştı. 1935 doğumlu şair, 22 dakikalık bu kısa ama öncü yapımından birkaç yıl sonra 1967’de hayatını kaybetti. Hem modern İran şiirinin hem de İran Yeni Dalga akımının duyarlı, naif bir yaratıcısı olarak İran sanat tarihindeki yerini aldı.

Pouran Derakhshandeh

1951 doğumlu yönetmen 1975 yılında Tahran’da Televizyon ve Sinema Üniversitesi’nden mezun oldu. İran’ın Kürt bölgesi Kirmanşahlı olan yönetmen, bir süre oradaki televizyonda çalıştıktan sonra Tahran’a dönüp oradaki televizyon kanalları için belgeseller yaptı. 1986’da ilk uzun metraj filmi Rabate’yi çekti. Son filmi 2013 yapımı Kızlar Bağırmaz’ın Malatya Uluslararası Film Festivali kapsamındaki gösterimi için Türkiye’ye de geldi.

Kızlar Bağırmaz’da kısa süre sonra evlenecek Şirin’in, ansızın bir erkeği öldürerek cinayet işlemesinden sonra idamla yargılanırken çocukken bir erkeğin sistemli tacizine uğradığının ortaya çıkmasıyla oluşan vicdan muhasebesi masaya yatırılır. Yönetmen bu filmde suç ve adalet kavramlarını cesurca sorgular. Film Fecir Film Festivali’nde İzleyici ve En İyi Film, Bağımsız Kadın Filmleri Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Film ödüllerini aldı. İran’da önemli bir izlenme oranına sahip olan film, kadınların sosyal hayattaki konumlarının ve adalet kavramının işlevleri üstüne önemli tartışmalara da olanak sağlamıştır.

Rahşan Beni İtimad

Rahşan Beni İtimad İran sinemasının ilk istikrarlı kadın yönetmeni olarak önemli bir misyonun sahibidir. 1954 doğumlu İtimad, rejim değişiminden önce asistanlık yaparak sinemada kendine yer edinmeye çalıştı. Televizyonda da çalışmalar yapan yönetmen, rejim değişikliğinden sonra kadınlara uygulanan kısıtlamalardan nasibini alarak televizyondaki işinden ayrılmak zorunda kaldı. Seksenlerin ortasından itibaren belgeseller ve kurgu filmler çekmeye başlayan yönetmen, kamerasını her dâim yoksulların üstünde tuttu. Köyden kente göç, ekonomik sıkıntılar, kenar mahallerdeki yaşam onun sinemasının merkezinde yer alan konulardan oldu. Sansür sorunlarını aşmakta önemli sıkıntılar yaşamayan İtimad, sansür kurulundakileri ustaca alt etmesiyle tanınıyor. Filmleri şekilsel olarak kurallara uyan ama içinde barındırdıklarıyla oldukça özgürlükçü ve reel sistemi sorgulayan yapımlardır.

Ferial Behzad

1955 doğumlu yönetmen, İran sinemasının Boston Üniversitesi’nde eğitim görmüş olan istisna bir yönetmenidir. 1990’da çektiği Kakoli filmiyle adını duyuran Behzad aralıklı yıllar içinde 1991’de Darre-ye shaparakha,1996’da Roozi ke Khastegar Amad ve 2001’de The Swallows in Love filmlerinde yönetmen koltuğuna oturdu.

Tahmineh Milani

1960 Tebriz doğumlu Milani, İran’ın en meşhur iki kadın yöneteninden biri. Özellikle çektiği iki ses getiren filmleriyle tanındı. 1999’da çektiği Do Zan (iki Kadın) ve 2001 yapımı Saklı Yarı (Nimeh-ye penhan) filmleri önemli politik dönüşümler yaşayan İran toplumunun yaşadıklarını kadın karakterler üzerinden resmetti.

İki Kadın filmini çekebilmek için 7 yıl sansür kurulundakilerle cebelleşen Milani, filmi çektikten sonra da baskılardan kurtulamadı. Film, İran’ın yaşadığı dönüşümleri, rejim değişiminde solcu çevrelere uygulanan sistemli yok etme politikalarını, geriye dönüşlerle Musadık döneminin milli politikalarını ve genel olarak aile içinde ve toplumsal dünyada kadınlara uygulanan baskıları gözler önüne seren bir yapım oldu. Filmden sonra tutuklanan Tahmineh Milani, mevcut İran rejimine ve İslami kurallara karşı geldiği iddiasıyla idamla yargılandı. İç ve dış baskılardan ötürü serbest bırakılan yönetmen, çalışmalarına bildiği yönde devam etmeyi sürdürdü.

Saklı Yarı filminde de rejim değişimi öncesinde solcu bir kadın hareketi içinde yer alan bir karakterin rejim değişiminden sonra geçmişini saklayarak bir hâkimle evlenmesinden sonra yaşadıklarını resmetti. Kadının geçmişi ve şimdiki yaşantısı arasında yaşadığı git-geller sonunda, tesadüfen eski bir arkadaşının davasının kocasının önüne gelmesiyle sakladığı geçmişini kocasına bir mektupla anlatmayı uygun bulur. Dönemin solcu kadınlarının da en az öteki İran kadınları kadar ahlaklı olduğu, genel toplumsal kuralların dışında bir hayatları olmadığını göstermeye çalışan yönetmen, bu konuda yapılan kara propagandaya karşı mücadele etti.

Niki Kerimi

1971 Tahran doğumlu Kerimi için birçok kaynakta İran sinemasının ilk kadın starı yorumları yapılıyor. Oyuncu olarak oldukça önemli bir kariyer yapan kerimi, ulusal ve uluslararası çok sayıda film festivalinde en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. 1990’da Vesvese filmiyle başladığı oyunculuk kariyerinde 50’ye yakın filmde rol aldı. 2005’te Bir Gece filmiyle yönetmen koltuğuna oturdu. Bir yıl sonra A Few Days Later… filmiyle yönetmenliğini sürdürmek istediğini gösterdi. Birkaç yıl yine oyunculuğa ağırlık verdikten sonra 2011’de Final Whistle ve 2015’te Night Shift filmlerini çekti.

Hem oyuncu olduğu filmlerde hem de yönetmen olarak ortaya koyduğu yapımlarda kadın duyarlılığını çalışmalarının merkezine koyan sinemacı, ayakları üzerinde duran güçlü kadın karakterler ortaya koyarak İran toplumu tarafından sevilen rol modeli kadınlarından biri oldu. Oyunculuk dersleri de veren Kerimi, günümüz İran sanat ortamının popüler simalarından biridir.

Ida Panahandeh

İran sineması ülkenin her yerine yaptığı sinema yatırımlarıyla yeni yetişen genç yönetmenlerin ortaya çıkmasına uygun bir zemin oluşturmuş halde. Devletin bu yaklaşımının doğal sonucu olarak da İran’ın bütün bölgelerinde özellikle kısa filmler düzeyinde önemli bir üretim söz konusudur. 1979 doğumlu Ida Panahandeh bu kültürel iklimin ürünü olarak 2005’ten beri çok sayıda kısa film ve belgeseller yaparak sinemasını geliştirdi. 2015’te ilk uzun metraj kurgu çalışması Nahit’i çeken yönetmen Cannes Film Festivali’nin Belli Bir Bakış bölümünde yarışmış ve Avenir ödülünü almıştı. Nahid filminin ortaya çıkma hikâyesini yönetmen Ida Panahandeh’den dinlemeliyiz:

Kadın bir yönetmen olarak her zaman İran’daki ve de daha geniş çapta Orta Doğu’daki kadın meseleleriyle ilgilendim. NAHID, boşanmış kadınların meselelerini, çocuklarının velayetini alma hakkı ve geçici evlilik sorunu gibi konuları da ele alarak sergileyen öncü İran filmlerinden biri. Bu filmi yaparak, Nahid’in hayatını beyazperdeye aktarmak yoluyla bu kadınların acı dolu hayatlarının altını çizmek istedim. Umuyorum ki bu tarz konulara işaret ederek, en azından kültürel seviyede bir fark yaratabiliriz.” (http://www.altinportakal.org.tr/filmler/dunya-sinemalarindan/nahid)

Filmde boşanmış bir kadın olan Nahit’in devletin koyduğu yasalar ve aşkı arasında kalmasının sonuçları resmediliyor. 10 yaşındaki oğluyla yaşayan kadın, velayeti babasına ait olan oğlunun velayetini alabilmesinin koşulu yeniden evlenmemesidir. Oysa aşk statüler, kurallar, toplumsal baskılardan özgedir. Aşkı ve oğluyla biraradalığı arasına sıkışan Nahit’in yaşamını resmeden film, günümüz İran toplumunda kadının yaşam mücadelesini, Annelik ve kadınlığın birlikteli ve karşıtlığını oldukça gerçekçi ve güçlü bir sinema diliyle anlatıyor.

Makhmalbaf Ailesinin Kadın Sinemacıları

semira-makhmalbaf-filmloverss

Semira Makhmalbaf

Marziye Meşkini Makhmalbaf

Muhsin Makhmalbaf’ın ikinci karısı, kızları Semira ve Hana’nın da teyzeleri olan Marziye Meşkin, Makhmalbaf Film Evi’nde sinemaya adım atan kadın sinemacılardan biri. Tüm aileyi sinema sanatıyla tanıştıran Muhsin Makhmalbaf, eşinin de en büyük yardımcısı oldu. Marziye Meşkini ailenin öteki bireylerinin çektiği filmlerde asistanlık yaptıktan sonra 2000 yapımı Kadın Olduğum Gün filminde ilk yönetmenlik denemesini gerçekleştirdi.Yönetmen, İran’ın farklı dönem ve yaşlarından kadınların yaşadıklarına odaklanır. Farklı sosyal sınıflardan kadınların resmedildiği filmde, İran’da yaşamın kadın tarafını gözler önüne serer.

Aile olarak Afganistan’a gittiklerinde bütün filmler Makhmalbaf’ın yol göstericiliği altında kollektif bir üretim süreciyle gerçekleştirilmişti. Marziye Meşkini de bu üretim sürecinde Şaşkın Köpekler (2004) filminin yönetmen koltuğuna oturdu. Amerikan cinsi küçük bir köpeğin Afganistan’ın zor yaşam şartları altında onu koruyan kendisi gibi güçlükle yaşamını sürdüren babası Guatemalo annesi Afganistan’da hapiste olan iki kardeşle sokaklarda yaşam mücadelesini resmeder. Oldukça güçlü ve Afganistan gerçeğini içerden yansıtan bır yapım olan Şaşkın Köpekler, oryantalist Hollywood yapımların karşı gerçek bir panzehir görevi görür.

2009’da kocası Muhsin Makhmalbaf ‘la birlikte çektikleri Karla Gelen Adam filmi klasik İran sineması kalıplarının dışındadır. Rus kırsalında bir meyhanede yaşananların yabancı bir misafir gözünden resmeder. Fransız ortaklığında çekilen film Rus coğrafyasından seçilen oyuncularının da etkisiyle Rus sinemasına ait bir yapım havasındadır.

Semira Makhmalbaf

Muhsin Makhmalbaf’ın büyük kızı olan Semira çocukluğundan beri film setlerine aşinaydı. Daha 8 yaşındayken babasının Bisikletçi isimli filminde oynadı. Babasının yakından ilgisiyle yetişen genç yönetmen, 17 yaşındayken babasının senaryo desteğiyle ilk filmi Elma’yı çekti. İlk filmiyle Cannes Film Festivali’ne kabul edilen yönetmen, Cannes’a katılan en genç yönetmen unvanını aldı. Elma filmi ünlü Fransız yönetmen Jean-Luc Godard’ın övgüsünü almayı başardı. Dünya çapında 100’den fazla festivale katılan film, 30 ülkede vizyona girdi. İlk filminde böylesi bir başarı sağlayan Samira, 1999’da İran’ın Kürt bölgesine giderek Kara Tahta filmini çekti. Filmin senaryosunu ilk filminde olduğu gibi babası Muhsin Makhmalbaf’la beraber yazmıştı. Kara Tahta ile Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Film dünya çapında ses getirdi. İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghabaldi’nin de oyuncu olarak yer aldığı Kara Tahta’yı iki milyondan fazla kişi izlendi. Daha sonra Amerika’da yaşanan 11 Eylül saldırısı anısına çekilen 11 Eylül filminde yönetmenlik yapan 11 yönetmenden biri oldu. Böylece Ken Loach, Shohei Imamura, ve Yusuf Şahin gibi usta yönetmenlerle aynı projede yer almış oldu. Üçüncü filmi olan İki Bacaklı At’ı babasıyla birlikte Afganistan’da çekti. Film Taliban sonrası Afganistan’da çekilen ilk kurmaca filmlerden biri oldu. Bu film ile Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü ikinci kez kazandı. Filmde ayakları olmayan bir çocuğu sırtında taşıma işini kabul eden başka bir çocuğun başına gelenler anlatılıyordu. Merhamet duygusunun sonuçları üzerinde duran film, mazlum ve zalim arasındaki kolay geçişi gözler önüne sermişti. Samira Makhmalbaf, genç yaşına rağmen kazandığı başarılarıyla 2004 yılında Guardian Gazetesi tarafından dünyanın en iyi yönetmenleri arasında gösterilerek ülkesinin ismini farklı platformlarda duyurmayı sürdürdü. Yönetmen, dünyanın en önemli festivallerinden Venedik, Cannes, Berlin, Moskova ve Montreal film festivallerinde jüri üyeliği de yaptı.

Hana Makhmalbaf

Makhmalbaf ailesinin 1988 doğumlu üyesi olan Hana da ablası gibi çocukluğundan beri sinema setlerinde bulundu. Muhsin Makhmalbaf’ın Makhmalbaf Film Evi’nde sinema eğitimi aldı. Ablasının birçok filminde ona asistanlık yaptı. 2007’de Afganistan’da çektiği ilk uzun metraj filmi Utanç, 6 yaşındaki kız çocuğu Baktay’ın savaşın kaotik atmosferinde eğitim almak için defter bulma mücadelesini anlatır. Baktay’ın mücadelesi hem kendi yaşıtı erkek çocuklara karşıdır hem de geri bırakılmış coğrafyasına karşı. Oldukça etkileyici bir gerçekliği, dünya sinemasında sadece Hollywood’un işgalci askerlerinin gözünden anlattıklarıyla görebildiğimiz bir coğrafyadan, içten, oryantalist olmayan sert ve güçlü bir film ortaya çıkardı. Çok tartışılan 2009 İran cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde yaşananları kadın hakları ve gençlerin özgürlük talepleri ekseninde anlattığı Yeşil Günler (Ruzhaye sabz) isimli çalışması İran’da yasaklanmış, birçok Avrupa ülkesinde gösterilmişti. Bu filmden sonra aynı dönem babasının da bu seçim sürecinde mevcut İran yönetimi karşısında yer almasından sonra Makhmalbaf ailesi ülkeyi terk etti.

Sonuç niyetine

Egemenin erkek suretinde Ortadoğu coğrafyasının her bir metrekaresine nüfuz ettiği gerçekliği peşimizi bırakmazken, türümüzün; derinlikli, duyarlı, çok boyutlu, içsel olanlarımızın İran coğrafyasına düşen kısmının sinema namına neler yaptıklarını görmek için kuşku yok ki bir kaç sayfa bize kâfi değil. Lakin İran sinemasının köşe taşlarından olan kadın sinemacıları biraraya getirdiğimiz kanaatindeyim.

Ortadoğu’da her dâim; özgürlükle tutsaklık, yaşamla ölüm, kardeşlikle kalleşlik kol koladır. Bu giriftliğin orta yerinde, Ortadoğu’nun en estet coğrafyası İran’da kadınlar, derinlikli bir sanat ortamıyla katı kurallar arasında gidip gelen bir salıncağa binmiş haldeler. Ne kadar rüzgâr alacaklarını, ayaklarını nereye kadar uzatacaklarını azimli mücadeleleri gösterecek.

İran sinemasının kadın yönetmenlerini tanımamda bilgi ve yardımlarını esirgemeyen İranlı yönetmen Reza Siyami’ye teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi