Bilindiği üzere Christopher Nolan imzalı Interstellar; zaman kavramı üzerinden kurduğu hikayesiyle, Hans Zimmer’in şahane müzikleriyle ve sinematografisiyle 2014 yılının en dikkat çeken filmlerinden biri olmuştu. Matthew McConaughey, Anna Hathaway, Jessica Chastain gibi oyuncuları kadrosunda barındıran film; dünyada yaşamın imkânsız olmaya başlamasıyla bir grup astronotun, bir solucan deliğinin içinden geçerek yaşanabilecek bir gezegen aramak için yıldızlararası bir yolculuğa çıkmasını konu alıyor.

Vizyona girdiği dönemde hem eleştirmenleri hem de izleyicileri ikiye bölen film Interstellar, ele aldığı konudan yola çıkarak izleyiciye farklı ve bir o kadar da ilginç bir gelecek tasviri sunuyordu. Zaman-uzay sürekliliği, solucan delikleri, yerçekimsel sapmalar, kuantum teorileri ve tabii ki ileri derecede matematik ve fizik temeline dayanan filmin bilimsel doğruluğunun bilim camiası tarafından bu seviyede övülmesi bambaşka bir yazının konusu. Biz bu kez filmin bilimsel tavrını bir kenara bırakarak insanın üzerinde bıraktığı temel duygulara ve bu duygulardan çıkarabileceğimiz hayat derslerine odaklanacağız.

Interstellar’dan Öğrenebileceğimiz 5 Mühim Hayat Dersi!

Geçmişin deneyimleri, geleceğin bilinmezliğini çözmede en önemli araçtır.

interstellardan-ogrenebilecegimiz-5-hayat-dersi-filmloverss

Filmin sonlarında gördüğümüz, dev bir kütüphaneye benzeyen ve Cooper’ın kızı Murph’ün kitaplığına ulaşmasını sağlayan tesseract (kübün dört boyutlu hali) sahnesi, Terry Pratchett’ın Discworld kitaplarında görülen L-Space yani Library space konseptiyle oldukça benzeşmektedir. L-Space konsepti, ‘Bilgi güçtür.’ sözünü temel alıp bunun genişletilmiş bir versiyonudur ve mantıklı bir denklem üzerine oturtulmuştur. Bu konsepte göre, büyük bir bilgi yığını oluşturan kitaplar, uzay ve zamanı eğer ve sonuç olarak herhangi bir ziyaretçinin zamanın ya da uzayın herhangi bir yerine ulaşabileceği büyük bir kütüphane oluşturur. Bu bilgi birikimi bizi ileriye taşıyabilecek yegane nosyondur. Tarihin tekerrürden ibaret olması gibi deneyimlerimizden ve birikimlerimizden ileriye yönelik çıkarımlar yapabiliriz.

Hayatta kalma güdümüzle güç istencinin kesiştiği noktayı doğru tanımlamak gerekir. 

INTERSTELLAR

Yaşama, değişen koşullara en ideal biçimde uyum sağlayan birey hayatta kalır. Doğal seleksiyonun temel noktası uyum sağlama, hayatta kalma güdümüzle paralel ilerliyor aslında. Her koşulda yaşamı, var olmayı devam ettirme temel prensibimiz olarak karşımıza çıkıyor. Nietzsche’nin güç istenci olarak tanımladığı kavram ise bütün canlıların sergilediği tüm eylemleri kendini korumak için değil, daha fazlasına ulaşmak için yaptığını vurgular. Güç istenci yaşamın devamlılığı için şarttır. Nietzsche Böyle Buyurdu Zerdüşt’te güç istencini şu şekilde ifade eder:

“Nerede canlı gördümse ben, orada kudret idaresi gördüm; uşağın iradesinde bile efendi olma iradesi gördüm. Daha güçlüye kendi iradesi kandırır zayıfı hizmet etmeye, daha zayıflara efendilik etmek istediğinden bu irade: tek hazdır bu onun vazgeçmek istemeyeceği.”

Cooper’ın temel motivasyonu dünyaya geri dönmektir aslında. Hayatta kalmaktan ziyade kızına geri dönmek, imkansızı başarmak istemektedir. İmkansızı başarmak istemenin ardında ise hayatta kalmanın ötesinde bir güdü vardır. Güç istenci dediğimiz de tam olarak budur.

Yaşanabilecek olay zaten yaşanacaktır. 

INTERSTELLAR

Nietzsche’den sonra biraz da Murphy kanunlarını incelemek gerekebilir. Genellikle olumsuzlukla bağdaştırılan Murphy kanunları en basit haliyle bir düşen bir ekmeğin reçelli tarafının yere çarpacağını ya da yanlış numaranın meşgul çalmayacağını vurgular. Olasılık “gerçek sonuçların olası sonuçlara oranı” şeklinde tanımlanır. Bir olay süreç içerisinde gerçekleşmezse, olasılığı sıfırdır, yani imkânsızdır. Murphy Kanunları ise olaya tersinden yaklaşır: Bir olay mümkünse, gerçekleşir. Murphy Kanunları temelini sibernetik ve sistem kuramındaki fen bilimsel-matematiksel bir kanundan alır. Bu da demektir ki; bir olayda az organizasyon ve daha çok kaos olasılık olarak sıkı organizasyona ya da daha çok düzene göre ezici bir üstünlük kazanır. Daha basit bir cümleyle söylemek gerekirse; kaos, düzenden daha olasıdır. Basit bir çeviriyle Cooper’ın filmde dediği gibi  “Murphy kanunları illa kötü sonucun gerçekleşeceği anlamına gelmez. Bu yaşanabilecek olanın yaşanacağı anlamına gelir.”

Her şey zaman alır ve keşfetmek sonsuz bir eylemdir.

interstellar-filmloverss

Nolan, çocukluğunda Star Wars serisini tam 12 kez seyretmiş. Babasıyla 2001: A Space Odyssey’i seyrettikten hemen sonra ise film hakkında derinlemesine incelemeler yapmış. Henüz çocukken Nolan ve kardeşi Jonathan – Intertellar’ın ilk üç taslağının da yazarı – uzay gemilerinin kalkış videolarını seyrederler ve merak ettiklerini Saturn uzay programında çalışan amcalarına sorarlarmış. O yıllardan bu günlere değişen ve gelişen Interstellar fikri sonunda uygulamaya konmuş. Bir şeyin ortaya konması için zaman ve keşif gerektirdiğinin en temel örneklerinden olan bu hikayeye paralel olarak teknolojinin de sürekli yaşanılan gelişmelerin üzerine yenilerinin koyulmasıyla ilerlediğini söyleyebiliriz. Geldiğimiz en ileri nokta bu dediğimiz her an yeni bir keşfin kaçınılmazlığıyla yüz yüze geleceğiz.

Sevgi her zaman en temel güçtür.

INTERSTELLAR

Çok iyi çalışılmış bir bilimkurgu filmi izlerken bu filmin içerisinde aşk ya da duygusal bir aile ilişkisi görmek size klişe gelebilir. Muhtemelen birçoğumuz bu anların filmi sekteye uğrattığını düşünüyoruzdur. Ancak bu sahnelerin karakterlere birer amaç verdiğini ve izleyici olarak duygularımızı harekete geçirdiğini itiraf etmek gerek. Peki neden? Çünkü uzaya çıkmak hepimizin ortak noktası değil ama birini sevmek, değer vermek, korumak hepimizin deneyimlediği duygular. Bu duygular aracılığıyla karakterin güdülerini daha kolay anlayabiliyoruz. Çünkü sevgi her zaman en temel ve bizi ortak paydada buluşturabilecek en önemli güçtür.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi