Danimarka sinemasının önde gelen senaristlerinden olan Anders Thomas Jensen, İnsanlar ve Tavuklar ile 11 yıl aradan sonra yönetmenliğe dönüyor. Jensen’in senaryo yazımındaki başarısının sırrı, şu ifade ile açıklanabilir: “Hazmı zor konuları, içeriğinden taviz vermeden genel izleyici kitlesine aktarmak.” Yani “bağımsız bir ana akım sinema”dan söz etmek mümkün. Jensen’in son filmi de inanç, evrim, genetik gibi meselelerden yola çıkıp arızalı bir ailenin öyküsünü anlatırken olmazsa olmaz nordik mizahının da kaliteli örneklerinden birini sunuyor.

Babalarının ölmeden önce onlara bıraktığı bir video kaseti izleyen Gabriel ve Elias, aslında evlatlık olduklarını ve gerçek babalarının Ork Adası’nda yaşadığını öğreniyorlar. Babalarını bulmak için yola çıkan ikilinin gerçek aileleri ile buluşmaları; gerilim ve bolca absürtlük içeren bir dizi olaya neden oluyor.

İnsanlar ve Tavuklar’ın temelinde “mükemmel insanı yaratma ideali” yatıyor. Bu ideale karşın karakterler oldukça sorunlu, toplum tarafından dışlanmış olsalar da her şeye rağmen kendilerini diğerlerinden daha üstün görüyorlar. Onlar farkında olmasalar da Jensen, üstünlüğün sebebinin “aile bağları” olduğunu vurguluyor ve diğer tüm temaları da aile etrafında kuruyor. Bu temaların başında yönetmenin olmazsa olmazı “inanç” konusu var. Sürekli olarak evrim ve din çatışması üzerinden ilerleyen diyaloglar, ikilinin yeni aileleri ile karşılaşmaları ile pratiğe dökülüyor. Özellikle “aile olabilme” fikri üzerine verilen İbrahim peygamberin, oğlu İshak’ı kurban etme hikayesi ve aile uğruna nelerin feda edilebileceği sorusu, filmin eleştiri dozunu artırmayı başarıyor. Çünkü Jensen bir taraftan da yaradılış düşüncesine atıfta bulunuyor ve İbrahim’in hikayesi üzerinden Tanrı’yı yok hükmünde sayıyor. Yaradılış ile türlerin kökenini, ailenin kökenine doğru bir arayışa çeviriyor. Bu noktadan itibaren film, drama ve hatta neredeyse korku-gerilim türüne yaklaşıyor. Ork Adası’nın tekinsiz atmosferi, filmin büyük kısmının geçtiği dev konağın bir perili eve dönüşmesine neden oluyor. Fakat tüm dönüşüm, oldukça yumuşak ve stilize bir biçimde gerçekleşiyor. Bu da yönetmenin ana akıma yönelik bir tercihi olarak yorumlanabilir.

İnsanlar ve Tavuklar: Cesur Olmaya Yakın Bir Deneme

Filmin en başarılı olduğu nokta ise şüphesiz diyalogları ve oyunculukları. Arka planda Danimarka’nın sağlık ve eğitim sistemlerinin yanı sıra idari yönetimlerini de taşlayan senaryo, zengin karakterler de barındırıyor. İlk bakışta kaba-saba, şiddet düşkünü, cinsel ihtiyaçları üzerinden kendilerini ifade eden karakterler ve neredeyse “hayvanlı seks” esprilerine doğru giden mizah, zamanla rayına oturuyor ve olayların çözümlenmeye başlamasıyla anlam kazanıyor. Benzer biçimde fiziksel komedi anlayışının yerini mimiklerin ve durum komedisinin alması da filmin başlarda yaşadığı tıkanıklığı aşması ile sonuçlanıyor. Oyunculuklar kısmında ise Danimarka’nın dünya sinemasına son 10-15 yılda hediye ettiği usta oyuncuların resmi geçidi var desek yeridir. Beş kardeşi oynayan Mads Mikkelsen, David Dencik, Nikolaj Lie Kaas, Søren Malling ve Nicolas Bro, fiziksel açıdan oldukça yıpratıcı bir süreçten geçmiş olsalar da her sahnede birbirlerinden rol çalmayı başarıyorlar.

Filmin zayıf tarafı ise tüm taşlamalarına karşın oldukça naif bir finale doğru yelken açması. Karanlık ve aydınlık tonları iç içe başarıyla geçiren film, inanç ve aile üzerine ettiği tüm sözlere karşın bir anda ahlaki bir sorumluluk üstlenmiş gibi ilerliyor. Bu tutum da ister istemez son yarım saatlik dilimde filmin sarkmasına ve bütünle tutarsız durmasına neden oluyor. Masalsı bir anlatıma yelken açılırken sanki günah çıkarılıyor. Sonuç olarak; İnsanlar ve Tavuklar’da Jensen, dünyayı yeniden keşfetmiyor ya da yeterince cesur davranmıyor olsa da, ülke sinemasını sevenleri hayal kırıklığına uğratmıyor.

Danimarka sinemasının önde gelen senaristlerinden olan Anders Thomas Jensen, İnsanlar ve Tavuklar ile 11 yıl aradan sonra yönetmenliğe dönüyor. Jensen’in senaryo yazımındaki başarısının sırrı, şu ifade ile açıklanabilir: “Hazmı zor konuları, içeriğinden taviz vermeden genel izleyici kitlesine aktarmak.” Yani “bağımsız bir ana akım sinema”dan söz etmek mümkün. Jensen’in son filmi de inanç, evrim, genetik gibi meselelerden yola çıkıp arızalı bir ailenin öyküsünü anlatırken olmazsa olmaz nordik mizahının da kaliteli örneklerinden birini sunuyor. Babalarının ölmeden önce onlara bıraktığı bir video kaseti izleyen Gabriel ve Elias, aslında evlatlık olduklarını ve gerçek babalarının Ork Adası’nda yaşadığını öğreniyorlar. Babalarını bulmak için yola çıkan ikilinin gerçek aileleri ile buluşmaları; gerilim ve bolca absürtlük içeren bir dizi olaya neden oluyor. İnsanlar ve Tavuklar’ın temelinde “mükemmel insanı yaratma ideali” yatıyor. Bu ideale karşın karakterler oldukça sorunlu, toplum tarafından dışlanmış olsalar da her şeye rağmen kendilerini diğerlerinden daha üstün görüyorlar. Onlar farkında olmasalar da Jensen, üstünlüğün sebebinin “aile bağları” olduğunu vurguluyor ve diğer tüm temaları da aile etrafında kuruyor. Bu temaların başında yönetmenin olmazsa olmazı “inanç” konusu var. Sürekli olarak evrim ve din çatışması üzerinden ilerleyen diyaloglar, ikilinin yeni aileleri ile karşılaşmaları ile pratiğe dökülüyor. Özellikle “aile olabilme” fikri üzerine verilen İbrahim peygamberin, oğlu İshak’ı kurban etme hikayesi ve aile uğruna nelerin feda edilebileceği sorusu, filmin eleştiri dozunu artırmayı başarıyor. Çünkü Jensen bir taraftan da yaradılış düşüncesine atıfta bulunuyor ve İbrahim’in hikayesi üzerinden Tanrı’yı yok hükmünde sayıyor. Yaradılış ile türlerin kökenini, ailenin kökenine doğru bir arayışa çeviriyor. Bu noktadan itibaren film, drama ve hatta neredeyse korku-gerilim türüne yaklaşıyor. Ork Adası’nın tekinsiz atmosferi, filmin büyük kısmının geçtiği dev konağın bir perili eve dönüşmesine neden oluyor. Fakat tüm dönüşüm, oldukça yumuşak ve stilize bir biçimde gerçekleşiyor. Bu da yönetmenin ana akıma yönelik bir tercihi olarak yorumlanabilir. İnsanlar ve Tavuklar: Cesur Olmaya Yakın Bir Deneme Filmin en başarılı olduğu nokta ise şüphesiz diyalogları ve oyunculukları. Arka planda Danimarka’nın sağlık ve eğitim sistemlerinin yanı sıra idari yönetimlerini de taşlayan senaryo, zengin karakterler de barındırıyor. İlk bakışta kaba-saba, şiddet düşkünü, cinsel ihtiyaçları üzerinden kendilerini ifade eden karakterler ve neredeyse “hayvanlı seks” esprilerine doğru giden mizah, zamanla rayına oturuyor ve olayların çözümlenmeye başlamasıyla anlam kazanıyor. Benzer biçimde fiziksel komedi anlayışının yerini mimiklerin ve durum komedisinin alması da filmin başlarda yaşadığı tıkanıklığı aşması ile sonuçlanıyor. Oyunculuklar kısmında ise Danimarka’nın dünya sinemasına son 10-15 yılda hediye ettiği usta oyuncuların resmi geçidi var desek yeridir. Beş kardeşi oynayan Mads Mikkelsen, David Dencik, Nikolaj Lie Kaas, Søren Malling ve Nicolas Bro, fiziksel açıdan oldukça yıpratıcı bir süreçten geçmiş olsalar da her sahnede birbirlerinden rol çalmayı başarıyorlar. Filmin zayıf tarafı ise tüm taşlamalarına karşın oldukça naif bir finale doğru yelken açması. Karanlık ve aydınlık tonları iç içe başarıyla geçiren film, inanç ve aile üzerine ettiği tüm sözlere karşın bir anda ahlaki bir sorumluluk üstlenmiş gibi ilerliyor. Bu tutum da ister istemez son yarım saatlik dilimde filmin sarkmasına ve bütünle tutarsız durmasına neden oluyor. Masalsı bir anlatıma yelken açılırken sanki günah çıkarılıyor. Sonuç olarak; İnsanlar ve Tavuklar'da Jensen, dünyayı yeniden keşfetmiyor ya da yeterince cesur davranmıyor olsa da, ülke sinemasını sevenleri hayal…

Yazar Puanı

Puan - 73%

73%

Jensen’in son filmi inanç, evrim, genetik gibi meselelerden yola çıkıp arızalı bir ailenin öyküsünü anlatırken olmazsa olmaz nordik mizahının da kaliteli örneklerinden birini sunuyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
73
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi