Varoluşçu felsefenin ana izleklerinden birkaçı olan; endişe, korku, kaygı, iletişimsizlik, yabancılaşma, yalnızlık vb. meseleler sinemanın ve yönetmenlerin de üzerinde sıklıkla durduğu konular arasında güncelliğini korumaya devam ediyor. Modernizm çarkının durmaksızın döndüğü ve hayatlarımızı kıskaçları altında tuttuğu bir çağda varoluşsal sancıların daha yoğun hissedildiği zamanın baskısı altındaki insanın kendiyle ve hayatla mücadelesini; hayatın anlamını ve yaşamın yaşamaya değer olup olmadığı sorunsalını çözmeye çabalayan yönetmenleri besleyen ortak temaların; yabancılaşma, yalnızlık, izolasyon, iletişimsizlik, hiçlik olmasına da şaşmamalı. Dünya Sinema Tarihi yabancılaşma temasının bolca işlendiği filmlerle dolu, Antonioni’den Bergman’a geniş yelpazede filmlerine bu temayı yedirmeyi başaran yönetmenler bir topluluk içinde yaşayan tekil bireylerin izole yaşamlarına dair geliştirdikleri gözlemlerini sosyolojik, psikolojik ve bazen de felsefik bir perspektiften aktararak büyüleyici filmlere imza attılar. Aynı filmlerin birçoğunda yabancılaşma temasına eklemlenen iletişimsizlik, yalnızlık, karamsarlık gibi temalar modern toplumda çelik bir kafesin içine hapsedilen bireyin sanrılarla dolu özneleşme sürecini gözler önüne serer.

Nitekim modern toplumun dayattığı modernleşme süreci insanın çoğunlukla kendini, özünü baskılamasına, prangalamasına ve daha sonra da bu baskılamayı bir başkasına yansıtmasına dönüşmüş durumda. Her şeyin alınıp satılabildiği ve maddi değerle ölçülebildiği bir çağın devasa bir histeri toplumu yaratmasının bedellerini günlük hayatlarımızdaki güvensizlikler, yalnızlık, izolasyon ve yabancılaşma olguları üzerinden okumak mümkün. Bu listeye temel olan yabancılaşma olgusu elbette ki yalnızca moderniteyle ilgili bir kavram değil. Çünkü yüzyıllar boyunca filozoflardan iktisatçılara, sosyologlardan psikologlara çok boyutlu bir disiplin alanı içinde tartışma konusu yaratan bir kavram yabancılaşma. Marx’a göre yabancılaşma üretim ilişkilerinde başlar. Üretim araçlarındaki özel mülkiyet ve emek-sermaye arasındaki çelişki işçinin kendisini ortaya koyma, kendisini gerçekleştirme faaliyeti olan üretme sürecine, yani emeğine yabancılaşmasını doğurur. Emeğine yabancılaşan insan önce kendisine daha sonra da topluma yabancı duruma gelir. Onun için hem hayat tekdüze bir hale gelmiştir hem de bu tekdüzelik ilişkisini yaşarken bile kendisi değildir; kapitalizmle birlikte sosyal alan da piyasa ekonomisine dönüşmüş ve insanlar arasındaki ilişkiler metalar arasındaki ilişkilere evrilmiştir. Marx bu sürece meta fetişizmi adını verir. Bu yabancılaşmanın doruk noktası Kafka’nın böceğe dönüşen kahramanı Gregor Samsa’dır. Yabancılaşmayı bu şekilde tarif ettiğimiz zaman bunu ortadan kaldırma olasılığı mevcuttur, zaten Marx bu olasılığı formüle etmiştir. Fakat biz kavramın daha çok varoluşçu felsefe ve insan psikolojisi üzerindeki yansımalarını gözlemleyebileceğimiz filmler üzerinden sizlere daha farklı ve çok çeşitli patikalar sunmak istedik.

İnsanın Kendisine Yabancılaşmasını Konu Alan 10 Çarpıcı Film!

 Red Desert (1964)red-desert-filmloverss

Modernizmin bireyler üzerinden çıkmazlarına ve kadın erkek ilişkilerine değindiği filmleriyle dikkatleri çeken İtalyan yönetmen Michelangelo Antonioni, yer yer oldukça cesur deneysel açılımlar da gerçekleştirdi. Red Desert, Giulliana’nın yaşadığı sıkışmışlık ve yabancılaşma hissini oldukça gerçekçi bir anlatıyla seyirciye yansıtan Antonioni, sanayileşmeyi arka plana alarak muazzam bir içsel yolculuk sunar. Oldukça varlıklı bir kocası ve çok sevdiği oğluyla tam da idealize edilen bir hayata sahip olan Giuliana, tüm bu algının tersine hayattan kopuk, histerik biridir. Bu, film boyunca sürekli olarak geçmişte yaşanan bir kazayla ilişkilendirilse de; hiç kuşku yok ki Antonioni bunu bir tür politik ve varoluşçu söylem olarak kullanır. Giuliana, herkes tarafında bilinen histerikliğine karşın Corrado ile aralarında kurulan bağ ile farklı bir imaj çizer. Antonioni’nin ilk renkli filmi olan Red Desert’te yönetmenin renk kullanımında tercih ettiği zıtlıklar filmin seyir kalitesini arttıran bir diğer önemli detay olarak karakterinin yabancılaşan ru hâlini oldukça özgün bir biçimde yansıtır.

The Bitter Tears of Petra Von Kant (1972)the-bitter-tears-of-petra-von-kant-filmloverss

Sıradışı melodramlarıyla tanınan Alman auteur yönetmen Rainer Werner Fassbinder’in en ‘acı’ filmlerinden biri olarak değerlendirebileceğimiz The Bitter Tears of Petra Von Kant; mazoşist, dilsiz hizmetkârını tutkulu ihtiraslarına alet eden baştan çıkarıcı bir moda tasarımcısının peşine düşüyor ve zamanla rollerin birbirine karıştığı ikircikli bir ilişki başlıyor. Fassbinder’in ele aldığı bu disfonksiyonel aşk hikâyesi çoğunlukla Petra’nın odasında geçerken karakterin kendine evinde bile izole bir yaşam kurduğuna şahit oluruz. Fassbinder oldukça karmaşık bir karakter olan Petra adına yer yer kötü hissetmemizi sağlasa da kendisi sinema tarihinin en kırılgan karakterlerinden biri haline de dönüşür. Ve en başta kendi içinde yalnızlaşan ve yabancılaşan bu kadının tüm tutkuları ve acılı gözyaşlarını bizlerin içine akıtmayı da başarır.

Taxi Driver (1976)taxi-driver-sevenlerin-mutlaka-izlemesi-gereken-10-film-filmloverss-759x500

Martin Scorsese imzalı Taxi Driver; Travis Bickle karakteriyle, kışkırtıcı bir performans sergileyen ve sinema tarihine geçen Robert De Niro ile devleşirken, Scorsese’nin filmografisinin en etkileyici yapımı olarak da adını tarihe yazdırmıştır. Vietnam savaşının etkilerini üzerinden atamayan Travis’in geceleri taksi şoförlüğü yaparak sürdürdüğü hayatını ve adaletsiz dünyaya karşı sergileği başkaldırıyı izlediğimiz filmde,  ‘normal’ dünyanın bir parçası olamayan ama olmak da istemeyen bir karakterin izinden gideriz. Yalnızlığı sevdiği kadar delilik girdabında da gezen Travis Bickle’ın hem kendi içindeki hem de topluma yönelik yabancılaşması, 70’li yılların New York şehrindeki politik, kültürel ve ekonomik tükenmişliğine ve çürümeye bırakılmış bir topluma meydan okumanın farklı bir biçimi de olabilir.

Happiness (1998)happiness-filmloverss

Todd Solondz’un yönettiği ve senaryosunu kaleme aldığı Happiness; normal dışı ilişkileri ele aldığı hikayesiyle dikkat çekiyor. Birbirini bir şekilde kesen, çok farklı yollarda bile ilerleseler bir  kavşakta elbette kesişen insanları anlatan film bize hayatın kaçamadığımız gerçeğini sunuyor. Mutluluk maskesinin insanlar tarafından her ne olursa olsun takılmaya devam ettiği, hatta bunun bir zorunluluk gibi göründüğü dünyamızı; ‘mış’ gibi yapma hastalığını ve ‘American Dream’in sağladığı tüm olanaklar… İnsanın içinde bulunduğu bu ruhsal durum, Solondz’un kalemiyle başarılı bir yapım ortaya çıkıyor.

The Piano Teacher (2001)the-piano-teacher-filmloverss

Duygusal Buzlaşma üçlemesiyle gönüllerimizi fetheden Michael Haneke, The Piano Teacher filminde, Viyana konservatuarında piyano öğretmenliği yapan ve kırk yaşını aşmasına rağmen otoriter ve korumacı annesiyle birlikte yaşayan Erika Kohut ekseninde, aşkın ve cinselliğin boyutlarını Schubert ve Bach gibi klasik müziğin büyük ustalarının eserleri eşliğinde anlatıyor. Erika, cinsellik yolu ile tüketemediği libidinal enerjisini müzik çalışmalarına aktarır. Müzikte mükemmelliği yakalamaya çalışır. Öğrencilerine karşı oldukça sert ve acımasızdır. Onlarla herhangi bir duygusal bağ kurmaz, hayatı ürkütücü boyutlarda bir yabancılaşma duygusu ile kaplıdır. Fakat bir gün Erika’nın genç ve yakışıklı öğrencisi Walter’ın çekimine kapılarak hayatı boyunca bastırdığı tehlikeli arzuların kölesi olmasını izlerken; aynı zamanda da annesi tarafından yıllardır sürdürülen psikolojik baskılarla örülü duygusal duvarlarının bir anda yıkılmasına şahit oluruz.

Yazgı (2001)yazgi-filmloverss

Zeki Demirkubuz’un Albert Camus’nün ‘Yabancı’ romanından esinlenerek beyazperdeye uyarladığı Yazgı’sı Musa karakterinin içinde bulunduğu durumu (yabancılaşma ya da absürt) ortadan kaldıramama sürecini ortaya koyar. Çünkü Albert Camus için bu yabancı olma hali hayatın kendisidir, yani hayatın kendisi tekdüze, anlamsız,  rutindir ve ‘neden’ sorusu bu noktada anlamsızdır. ‘Neden’ sorusunun anlamsız hale geldiği noktada umut da anlamsızlaşır ve Musa bu rutini, farkında olduğu halde, yaşamak zorunda kalır, ya da yaşamayı tercih eder. Kafka’nın Dava’sındaki çıkışsızlık Musa’nın hayatının da bir parçasıdır. Annesinin ölümüne sevinebilmesinin altında yatan neden, kendisini toplumdışı hale getirebilecek kadar ahlak, din vb. gibi olgulardan uzak olmasıdır. Değer yargılarından uzaktır çünkü bunların anlamsız olduğunu düşünür, ona göre bir yerlerde Tanrı olmadığı için ahlak kuralları da yoktur.

Shame (2011)shame-filmloverss

Steve McQueen’in ikinci filminde tıpkı Hunger filmindeki gibi başrolü yine Michael Fassbender’e verdiği Shame; otuzlu yaşlarında, cinsel dürtülerine hâkim olamayan New York’lu Brandon’un hikâyesini konu alır.  Brandon’ın iş, ev ve barlardan ibaret tekdüze yaşamı, seks işçileri ve porno filmler arasında geçip gitmektedir. Dik başlı kız kardeşi Sissy birkaç gün kalmak için evine gelince, hayatı birden rayından çıkar. Shame’de saplantı, ihtiyacın doğası ve hayatta yaptığımız seçimler üzerine, son derece sakin ve minimalist bir film ile bizleri buluşturan McQueen; bizi, geçmişten gelen acı dolu hatıraları beraberinde getirip New York’un kalabalıklığında yaşayan yalnız ve her şeye yabancılaşan Brandon’ın hayatına odaklar. Dikkatini dağıtmanın ve kendini yok etmenin yolunu cinsellikte bulan Brandon’ın bağımlılığı akla yatkın bir portre çizse de bir insanın kendi yabancılaşmasını iyileştirmek adına seçtiği yolu sorgulamaya açar.

The Master (2012)the-master-filmloverss

Paul Thomas Anderson imzası taşıyan The Master, İkinci Dünya Savaşı gazisi, seks düşkünü, alkolik ve uyumsuz Freddie’nin bir gece şans eseri Lancaster Dodd isimli “The Cause” adlı felsefi bir oluşumun lideri ile tanışması akabinde gelişen olayları konu alır. Dodd, bir vaka olarak gördüğü Freddie’yi yakınında tutarak ona kendi tekniklerini uygular. Travmalarını çözümlemek ve toplumun bir parçası olması için ona yeni bir yöntem ve yol sunar. The Master, mistisizm ve din ile birey ilişkisini, bu gücün bir birey üzerinde tahakküm kurmakta yahut onu değiştirmekte (iyi ya da kötü yönde) kullanılıp kullanılamayacağı, sonuçlarının ne olacağına dair önemli açılımlara sahip. The Master insan doğasını irdeleyen üstelik, bir yandan da savaş sonrası Amerika’sının psikolojik buhranına değinen başarılı bir yapıt olarak hafızalarımıza kazınır.

Kış Uykusu (2014)kis-uykusu-haluk-bilginer-filmloverss

Uzak filminden itibaren her filmiyle Cannes’da ödül almayı başaran Nuri Bilge Ceylan 2014 yılında son filmi Kış Uykusu’yla büyük ödül Altın Palmiye’ye uzanarak bizleri pek sevindirmişti. Uzun yıllar İstanbul’da tiyatroculuk yapan Aydın karakteri Kapadokya’da babadan kalma otelin işletmesini üstlenmiştir. Burada kocasından boşanmış kardeşi Necla ve genç karısı Nihal ile izole bir hayat sürmektedir. Fakat her biri hem geçmişleri hem de kişiliklerindeki farklılıklar sebebiyle sürekli olarak birbirleriyle bir çatışma içindedirler. Hatta bu çatışma yer yer hayat üzerine düşüncelerden kavgaya dek varmaktadır. Ama yine de birbirlerini tehdit edercesine gitmeye her kalktıklarında kendilerini bunu yapacak cesareti gösteremezken bulurlar. Sürekli birbirlerini suçlarlar ama sonunda suçlu ya herkes ya da hiç kimsedir. Kış Uykusu’nda uçsuz bucaksız doğanın yalnızlığı filmin karakterlerine de yansırken onlar da derin ve dipsiz bir yabancılaşma kuyusunun içine süzülürler.

Stray Dogs (2014)stray-dogs-filmloverss

Stray Dogs, bir insanın gündelik varoluşunun kaçınılmaz yalnızlığı hakkında harika bir anlatı kurar. Tsai Ming-Liang, hayatı olduğu gibi yakalamakta akıl almaz güzellikte bir hamle yaparak ortaya koyduğu bu filmde, alkolik bir adam ve onun iki çocuğu üzerinden gelişen birtakım olayları ekrana taşır. Baba, lüks sitelerin reklamını taşıyan ayaklı bir reklam panosu gibi etrafta dolanırken çocuklar bedava yiyecek bulmak için AVM’leri, süpermarketleri dolaşır ve terk edilmiş binalarda uyurlar. Bir gün gizemli bir kadının hayatlarına katılmasıyla bilinen tüm ezberleri yıkılır ve yalnızlık, evsizlik, yabancılaşma, aidiyetsizlik, iletişimsizlik gibi modern hayat sancıları paçalarımızdan yakalar ve bizlere anlamın sesini haykırmaya çalışır.

Kaynak: Taste of Cinema

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi