1980 yapımı Amerikalı Amcam (Mon Oncle d’Amerique) Hiroşima Sevgilim ve Gece ve Sis gibi unutulmaz yapımların yönetmeni Resnais’in filmografisinde görece farklı bir yerde durur. Filmde kurmacaya ve belgesel türüne ait ögeler iç içe geçmiştir. Resnais insan davranışlarının altında yatan sebepleri sorgular. Bu sorgulama felsefi bir sorgulama değil, psikolojik bir sorgulamadır. Diğer filmlerinin aksine bu filmde daha kesin ifadeler kullanır Resnais. Bu kesinlik filmin dört ana kişisinden biri olan ve gerçek hayatta da tıp, evrimsel psikoloji ve davranış bilimi gibi alanlarda çalışmalar yürütmüş olan Henri Laborit’in açıklamaları ile kendini gösterir. Fakat bu kesinlik insan davranışlarını anlamlandırma, altında yatan sebeplerin araştırılma sürecinin bittiği anamına gelmemektedir. Aksine Laborit’in ifade ettiği gibi çok az mesafe kat edilmiştir ve daha gidilecek çok uzun yollar vardır.

Amerikalı Amcam: İnsanın Eylemini Anlama Çabası

Filmde yolları çeşitli noktalarda kesişen üç farklı karakterin hayatlarından kesitler görürüz. Üçü de farklı sınıfsal kökenlerden gelir. Anlam dünyaları ve yaşam tarzları bir hayli farklıdır. Fakat onları ortaklaştıran şey sorunlarla baş etme yolları ve verdikleri tepkilerdir. Bu tepkiler insanın evrim sürecinde geliştirdiği adaptasyonların, dil sayesinde binlerce yıldır bir sonraki nesle aktarılan deneyimlerin ve insanın kendi bireysel yaşantısında edindiği öğrenmelerin bir ürünüdür. Üç karakterin, Jean, Janine ve Rene, hikayelerine tanıklık ettikçe Laborit araya girer ve bu davranışları altında yatan nedenleri açıklamaya girişir. Bunu yaparken fareler üzerinde yapılan koşullanma deneylerinden örnekler verir. Bu açıdan bakıldığında Leborit’in psikolojideki temel yaklaşımlardan biri olan davranışçılığı benimsediği düşünülebilir. Fakat film ilerledikçe ve Laborit insan davranışlarının kökenlerini araştırmaya devam ettikçe, yaklaşımının sadece insanın gözlemlenebilir davranışlarına odaklanan ve doğrudan gözlemlenemediği için zihinsel süreçleri göz ardı eden bu yaklaşımın ötesine geçtiğini ve çok boyutlu açıklamalar getirdiğini kavramak güç olmuyor. Örneğin bir noktada bilinçaltından bahsetmesi ve bilinçdışını derin bir denize benzetişi Freud’un buzdağı örneği ile bir hayli örtüşür. Laborit bilinç dediğimiz şeyi ise denizin üstündeki dalgaların tepesinde gelişigüzel devinen köpüklere benzetir. Bu, onun birçok öğretiden beslenen zengin bir görüşe sahip olduğuna işaret eder.

Laborit, canlı bir organizmanın tek bir var oluş amacı olduğunu, bunun da hayatta kalmak olduğunu söyler. Bu kaygı temelde “sürüngen beyin”den kaynaklanır. Canlılar hayatta kalmak için çeşitli tepkiler geliştirir. Bu tepki kimi zaman kaçmak kimi zamansa savaşmak şeklinde ortaya çıkar. Fakat kimi durumlarda canlı kaçamaz ya da eyleminin bir sonuç vereceğine inanmaz. Bu durumda ise davranışlarına ket vurmaya başlar. Bu ket vurma ya da eylemsizlik hali çeşitli pskolojik sorunlara yol açar. Bu psikolojik sorunlar, çeşitli fiziksel semptomlar olarak su yüzüne çıkabilir. Memelilerde bulunan “duygusal beyin” veya “bellek beyin” olarak adlandırılan kısım ise canlıların duygusal bellekleri ile ilintilir. Laborit’in dediği gibi Neyin hoşa gidip gitmediği konusunda bir bellek yoksa ne mutlu, üzgün, ıstıraplı olmak söz konusudur ne de öfkelenmek ya da aşık olmak.” Laborit son olarak “ilişkisel beyin”den söz eder. İlişkisel beyin esas olarak insanlarda gelişkin bir şekilde görülür ve düşünsel faaliyetlerimizi gerçekleştirdiğimiz, yaratıcılığımızı açığa çıkardığımız kısımdır. “Sürüngen beyin” ve “bellek beyin” bilinçdışı dediğimiz ve birçok davranışımızın kaynağını oluşturan kısımdır. İlişkisel beyin ise bu davranışları anlamlandırma, gerekçelendirme kısmında ortaya çıkar.

Filmdeki üç kurmaca karakter daha önce bahsettiğimiz gibi oldukça farklı kökenlerden gelir. Janine proleter bir ailenin kızıdır ve gençliğinde komünistlerin gençlik örgütünde aktif bir şekilde yer alır. Tiyatroya meraklıdır. Ekonomik koşullar sebebiyle eğitimini sürdürmez ama okumayı çok sevdiği için kendini yetiştirir. Rene ise çiftçi bir ailede koyu bir katolik olarak yetişir. Babasından gizli uzaktan eğitim ile muhasebe çalışır. Jean ise burjuva bir ailede yetişmiştir. Ailesi eğitimine fazlaca önem verir. O ise gizli gizli macera romanları okur ve ileride Paris’te eğitim almanın ve burada tanışacağı sanatçıların hayali ile yaşar. Bunca farklılığa karşın karşılaştıkları sorunlara çok benzer tepkiler verir üçü de. Örneğin hepsi ailesini hayallerini gerçekleştirmek konusunda karşılarında olduğunu görür. Aile ile çatışmanın ya da savaşmanın çözüm olmadığı noktada hepsi evi terk ederek kaçar. Bunlar tam da Leborit’in tarif ettiği türden, evrimsel süreçte gelişmiş davranışlardır. Bu davranışlar insanın düşünce ve eyleminin tutarlı bir bütünlük ifade etmesi için zorunludur. Eğer eylem sorunlarını çözmelerine yardım ediyorsa bundan haz alınır ve öğrenme gerçekleşir. Bu öğrenmenin her zaman bilinç düzeyinde gerçekleşmesi gerekmez. Kaldı ki çoğu öğrenme bilinçdışında otomatik olarak gerçekleşir. Eğer başvurduğu yöntem sonuç getirmiyorsa ya da negatif bir sonuca yol açıyorsa o eylemden vazgeçer. Buna davranışçı psikolojide “ceza” ismi verilir. Eğer çözüm için uygulanan yöntemler işe yaramıyorsa insan eylemlerinin faydasız olduğuna hükmedip davranışlarına ket vurmaya başlar. Bu psikolojik sorunların altında yatan sebeplerden biridir. Fiziksel semptomlar olarak su yüzüne çıkabilir. Rene’in iş ile ilgili yaşadığı stresin mide ağrılarına dönüşmesi ya da Jean’ın radyodaki işine son verilmesinden sonra yaşadığı kriz buna örnektir.

Resnais, Jean’ın karısı Arlette ve daha sonra Jean ile ilişki yaşayan Janine’in davranışları üzerinden “hükmetme” eylemini sorgular. Bu eylemi Rene’in yerine gelen diğer çalışan ile rekabetinde de açık bir şekilde görürüz. Labroit’e göre insanda doğuştan gelen sahip olma veya hükmetme güdüleri yoktur. Fakat eğer iki kişinin hedefi aynıysa, yani aynı şeye ulaşmaya çalışıyorlarsa rekabet başlar. Ve rekabetin olduğu yerde bir kazanan bir de kaybeden olmak zorundadır. Bu rekabette insan kendini güçlü kılacak araçlar geliştirir. Bu da hükmetme eylemini beraberinde getirir. Bu eylemler insanın bilinçdışından kaynaklanır. Bilinç ise hükmetme eylemini maskelemek için devreye girer. Leborit bunu şu şekilde ifade eder: “Lisan yalnızca tahakküm nedenini gizlemeye hizmet eder. Tahakkümü kuran mekanizmayı maskeler. Bireyi toplum içinde çalışmakla aslında kendisini tatmin etmiş kendisini mutlu etmiş olacağına inandırır. Ama bireyin genellikle tek yaptığı şey hiyerarşik mevkileri korumaktan ibarettir. Lisan tarafından allanıp pullanan sözel bahanelerin ardına saklanarak.”

Elbette insan davranışı tek bir filmle anlatılamayacak kadar karmaşıktır. Fakat Amerikalı Amcam filmini insanın eylemlerinin altında yatan temel mekanizmaları anlama çabası olarak görebiliriz. Nitekim, her ne kadar bireysel farklılıklarımız, düşünsel dünyamızdaki zenginlikler inkar edilemeyecek gerçeklikler olsa da, Freud’un id ismini verdiği ilkel benliğimiz de bir o kadar gerçek. Filmde bu ilkel yanımızın belirleyiciliğinin altı biraz fazla çizilmiş ve deterministik bir bakış açısı ağırlık kazanmıştır. Bu noktada insanın karar verme, kendi eylemlerinin sorumluluğunu alma kısmı es geçilmiştir. Ama insanın gerçek anlamda eylemine karar verip vermediğini kavrayabilmek için öncelikle davranışlarının altında yatan temel mekanizmaları anlamak gerekir. Bu noktada gidilecek çok yol var; ama eğer psikolojiye biraz merakınız varsa ve sinemayı da seviyorsanız Amerikalı Amcam bunun için güzel bir başlangıç olabilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi