Soğuk ikliminin bir etkisi olarak insan ilişkilerinin mesafeli yaşandığı topraklarda, 1915 yılında yaz mevsiminin son günlerini yaşayan Stockholm’de doğan Ingrid Bergman, küçük yaşlarda ebeveynini ve sonrasında da onunla ilgilenen aile büyüklerini kaybederek oldukça zor günler atlatır. Tüm bu zor günlerin üstesinden gelmesini sağlayan tek şey ise sinemaya olan tutkusu olan Ingrid, henüz 19 yaşında sektöre atılarak birçok isme ilham kaynağı olan ve milyonların hayranlık beslediği filmografisinin inşasına 1934 yılında başlar.

Bir piyano öğretmenini canlandırdığı 1939 yapımı, Gregory Ratoff imzalı Intermezzo: A Love Story ile dikkatleri üzerine çeken Ingrid çok geçmeden yetenek avcısı David O. Selznick’in radarına yakalanarak Hollywood’a transfer olur. Hollywood’un altın çağı olarak bilinen dönemin ilk kuşaklarından biri olan Ingrid, 1920’de John S. Robertson’un Amerika’nın gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu-korku filmi olarak lanse edilen uyarlaması Dr. Jekyll and Mr. Hyde’ı kadar etkili ve özgün bir söylem yaratamamış olsa da kült eserin bir başka uyarlaması olan 1941 yapımı Victor Fleming imzalı Dr. Jekyll and Mr. Hyde’da yer alarak The Wizard of Oz ve Gone with the Wind gibi kült filmlerin yönetmeniyle çalışma fırsatı elde eder. Bu, dünya için küçük ama kendisi için büyük bir adımdır. Bir iksirle kendini şeytani hazları olan Mr. Hyde’a çeviren doktor Jekyll’ın karanlık tarafına eğilen uyarlamada Ingrid başrolü Spencer Tracy ile paylaşır.

Yıldızı parlamaya devam eden Ingrid, 1942 yılında yani henüz 26 yaşındayken sinema tarihinin kült aşk filmi Casablanca’da Humphrey Bogart ile tutturduğu kimyayla Hollywood filmlerinin aranan yüzü olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Çek Direniş Örgütü’nün lideri Victor kaçış planı yaparken Casablanca’nın en meşhur gece kulübünün sahibiyle yolu kesişir. Sınır dışına çıkmak için gerekli olan pasaportlara sahip tek kişi Casablanca gece kulübünün sahibi Rick’tir. Rick ise Victor’un yakalanmasını ve hatta ölmesini ister çünkü Victor’un karısı Ilsa (Bergman) Rick’in bir zamanlar onu terk ettiğine inandığı büyük aşkıdır. Ingrid bu filmde, duygularını bastırmaya çalışan bir karakteri, gözlerine kadar titreyerek oynayarak dönemini de aşan olağanüstü bir oyunculuk performansı sergiler.

Ingrid Bergman: Avrupa’dan Hollywood’a Uzanan Şöhret Basamakları

Ardından 1943 yılında yer aldığı Ernest Hemingway’in aynı adlı romanından ilk kez beyazperdeye uyarlanan For Whom the Bell Tolls ile yükselişini sürdüren Ingrid, Gary Cooper’la başrolünü paylaştığı filmde İspanyol iç savaşının ortasında kalmış genç bir mülteci kadını canlandırıyor. Bergman’ın bir sonraki filmi 1944 yapımı Gaslight ise üzerinde durulması gereken bir film. Kocasının sistemli telkinleriyle aklını yitirdiğine inanan bir kadın ve para düşkünü kocasının hikâyesini ele alan bir tiyatrodan uyarlanan filmde Bergman, delirdiğini düşünen ve mutsuzluğu iliklerinde yaşayan kadın rolünü o kadar iyi oynuyor ki bu performans ona 17. Akademi Ödülleri’nde ilk “En İyi Kadın Oyuncu” heykelini kazandırıyor.

Hollywood’da bu kadar ses getirmiş başarılı bir ismin, bu konuda Selznick’i aratmayacak kadar usta olan Hitchcock’un dikkatini çekmemesi olanaksız. 1946 yılında ilk projelerini gerçekleştiren ikili Notorious’la Amerikan Sineması tarihinin kilometre taşlarından birini oluşturuyor. Bergman bu filmde tıpkı Casablanca’da olduğu gibi, iki erkek arasında kalıyor. Carry Grant ve Claude Rains gibi dönemin öne çıkan iki jönüyle yakaladığı uyum ile birlikte Hitchcock’un yenilikçi sinema tekniklerinin de sayesinde klasikler arasındaki yer alıyor.

Kariyerinde yer alan filmlerle, Avrupalı sinemaseverleri Fransız Yeni Dalgası, Yeni Alman Sineması, İngiliz Yeni Dalgası gibi akımlar ve örnekleriyle buluşturan Bergman, 1950’de hayallerinden birini gerçekleştiriyor ve İtalyan yönetmen Rossellini’nin davetiyle İtalya’ya yerleşerek riskli bir hamle yapıyor. Bu birliktelik sonucu ise; Stromboli (1950) ve Journey to Italy (1954) gibi iz bırakan filmler doğuyor. Burada bir parantez açmak gerekirse, Roberto Rossellini’yle yaşadığı tutkulu ve yasak aşk ona bir kız çocuğu, sinema tarihine ise Isabella Rossellini ismini kazandırsa da naif rollerin oyuncusu kimliği ile ‘masum aile kızı’ imajı yıkıldığı için finansal olarak zarar gören MGM’nin hakkında çıkardığı söylentiler ve kara propaganda çalışmaları ile büyülü fenerden bir süre uzak kalmak zorunda kalan Ingrid, 1956 yılında soluğu tiyatro sahnelerinde alır. Paris’te Çay ve Sempati oyunuyla güzel bir geri dönüş alan Bergman çok geçmeden, Ukraynalı yönetmen Anatole Litvak’ın 1956 yapımı Anastasia filminde yer alır. Ailesiyle birlikte idam edildiği düşünülen bir çarın kızı rolünde oynayan Bergman, hakkında çıkan tüm söylentilere cevap verircesine perdedeki çıtasını yükselten bir performansla ikinci Oscar ödülünü kazanır.

Yıllar sonra Agatha Christie’nin aynı adlı romanından uyarlanan ve dev oyuncu kadrosuyla dikkat çeken Murder on the Orient Express (1974) filminde gösterdiği performansla küllerinden doğan Bergman, üçüncü Oscar ödülünü de kimi sahneleri Türkiye’de çekilmiş olan bu filmle kazanır ve bir süre inzivaya çekilir. 1978 yılında ülkesi İsveç’e dönerek anılarından bahsettiği bir kitap yayınlayan Bergman’ın yolu nihayet uzun zamandır çalışmak istediği İsveçli yönetmen Ingmar Bergman’la kesişir ve bu buluşmadan Autumn Sonata (1978) doğar. İyi niyetli ama oldukça yeteneksiz bir piyanist olan genç bir kız ile ondan karakter ve yetenek bakımından katbekat üstün olan annesinin rahatsız edici iletişimlerini konu alan bu Ingmar Bergman filminde Ingrid anne rolündedir ve partneri Liv Ullman’la inanılmaz bir iş çıkarır. Film, aynı zamanda isimleri sık sık karıştırılan Bergman’ların birlikte çalıştıkları tek film olma özelliği taşır.

Son filmi A Woman Called Golda (1982)’nın yapım tarihi göz önünde bulundurulursa, kansere yenik düşerek aramızdan ayrılan Ingrid Bergman’ın son nefesine kadar sinema sanatını icra etmesi ve onu her şeye rağmen hayatta tutan spot ışıkların altında son nefesini vermesi başlı başlına bir drama konusuyken bir Hollywood yıldızından çok daha fazlası olan bu ismi hem doğum günü, hem ölüm yıl dönümü olan bu özel günde anmamak olmazdı…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi