“Spermin tadına ilk baktığımda 7 yaşındaydım!” Bir İrlanda kara komedisi olan Calvary bu sarsıcı cümleyle açılıyor. Daha ilk cümleden seyirciyi tedirgin eden film, günah çıkarma bölmesindeki kimliksiz sesin Peder James’e, “günahsız” olduğu için onu tam bir hafta sonra öldüreceğini söylerek, sade bir İrlanda köyündeki sıradan yaşamı altüst edişini konu alıyor. Köy halkı için zaman zaman doktor, zaman zaman terapist ve bazen de bir evlilik danışmanı rolü üstlenen Peder James, aldığı tehdit karşısında nasıl hareket edeceğini bilemiyor. Polise mi yoksa vatikana mı danışmalıdır, yoksa müstakbel katilini kendi başına mı aramalıdır?

Bir modern zaman İsa hikayesi olarak okuyabileceğimiz Calvary, defalarca işlenmiş bir  mevzuyu konu alsa da muhteşem sinematografisi ve beklenmedik anlarda seyirciyi, tabir-i caizse omuzlarından tutup sarsan mizahıyla benzerlerinden ayrılıyor. Film adeta bir İrlanda prototipi olan küçük bir köyde geçiyor. Peder James’in bir yandan müstakbel katilini ararken bir yandan da devam etmekten geri kalmadığı gündelik görevleri, sıradan insanların sıradışı ilişkilerine de ayna tutuyor.

Pederin intihara eğilimli kızından, kilisede çalışan küçük oğlan çocuğunun resime olan ilgisine kadar  hiçbir detay filme amaçsız yerleştirilmemiş. Köyün barmeninden kasabına, tüm karakterlerinin olanca vasatlığıyla işleyen senaryo, Peder James ve genç peder arasındaki diyaloglarda da ciddi bir Hristiyanlık (biraz genişletecek olursak din,  iyice genişletirsek ahlak) eleştirisi yapıyor. Zaten yönetmen de bu durumu genç pederin isifasının ardından okuduğu, Richard Dawkins’in “The God Delusion (Tanrı Yanılgısı)” kitabıyla gözümüze sokmaktan geri durmuyor.

Filmin belki de tek kusuru kendini fazla ciddiye alması. John Michael McDonagh’ın 2011 The Guard ile bu anlamda daha başarılı bir iş çıkardığını söylemek mümkün. Ancak Larry Smith’in muhteşem sinematografisi ve Brendan Gleeson’ın Peder James rolünde parmak ısırtan oyunculuğu filmi yönetmenin filmografisinde zirveye taşıyor. Filmin en güçlü yanlarından biri de diğer kara mizah filmlerinde bile görmeye alışık olmadığımız kadar ani kullanılan mizah öğesi. Kasvetli İrlanda atmosferi arasından bir anda parlayıp kaybolan mizah unsuru izleyicilerde anlık bir şok etkisi yaratıyor. Diğer yandan, İsa’nın çamıha gerildiği tepenin adı olan ve zamanla çarmıha gerilmeyi sembolize eder hale gelen “Calvary” ismi de amiyane tabirle filme cuk oturmuş. Hristiyan inancına göre İsa’nın kendini insanlığın kurtuluşu için feda edişi ile Peder James’in her adımına sinmiş teslimiyetçiliği birebir örtüşüyor.

Yönetmenin finalde büyük bir sürpriz yapmak ya da seyirciyi ters köşeye yatırmak gibi dertleri yok. O yüzden filmi izlerken polisiyelerdeki hisse kapılıp katilin kim olacağına kafa yorup cynicism ekseninde yazılmış senaryonun incelikli göndermelerini gözden kaçırmayın.

Özetlemek gerekirse; Calvary yeni hiçbir şey söylemiyor ama hali hazırda bildiklerimizi neredeyse kusursuz bir estetikle derleyip toparlayarak önümüze koyuyor. Yani film yeni bir tartışma açmak yerine, çok uzun zamandır süren tartışmalara (en azından şimdilik) bir nokta koyuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi