İskandinav sinemasını seviyor musunuz bilmiyorum. Ben genel olarak İskandinavya’yı seviyorum misal. Coğrafyalarını, soğuk havasını, bu hava ve coğrafyadan kaynaklanan fiziksel özelliklerini ve insan ilişkilerini. Genel olarak dertsiz -yani bize göre elbet- toplumlar. Bu yüzden büyük sosyolojik tespitler, çözümlemeler beklemek çok doğru değil. Doğayla olan sevgi ve nefret ilişkilerini daha çok yansıtıyorlar sinemalarına. Çünkü dertsiz sandığımız bu toplum aslında bizim muhtemelen anında donarak öleceğimiz sıcaklıklarda var olma savaşı veriyor ve başarıyor da.

İşte Filmekimi’nde izlediğimiz İnatçılar – Rams, tam da bu bahsettiğim temaların filmi aslında. Bomboş ve inanılmaz güzellikteki bir tepede gördüğümüz çayırlar, bulutlu ama çok güzel bir gökyüzü, iki yan yana ev; daha doğrusu çiftlik. Orta yaşlarında ya da biraz daha yaşlıca görünen bir adam koyununu koçunu falan öpüyor, sevgiyle yaklaşıyor beslediği ve hayatını kazanmasını sağlayan hayvanlara. Yan eve gidip kapıya bir koç bırakıyor; kendi gibi yaşlıca bir adama veriyor daha doğrusu hayvanı. Sözsüz bir iletişim var aralarında. Sonra bir yarışma görüyoruz. En şahane koçu hangi çiftlik yetiştirdi yarışması bu. Filmin başında gördüğümüz adamlar ilk iki ödülünü alıyorlar. Anlıyoruz ki kardeşler ve küsler. Muhtemelen birlikte yürüttükleri çiftlik işi aralarında yaşanan ihtilaf yüzünden bozulmuş ve rakip olmuşlar. Kıskançlar ve haşinler. Kavgaları şiddetli olabiliyor yer yer.

Sonrasında yaşananları uzunca anlatmaya gerek yok. Bir kardeşin diğer kardeşe kötülük olsun diye yaptığı bir şey bütün köyü perişan ediyor ve hem doğaya hem de bu perişanlığa karşı bir hayatta kalma mücadelesi başlıyor birden. Kimi evi barkı satıp gitmeye yelteniyor, kimi de yaptığı sinsice planların meyvesini almayı bekliyor. Ama tüm kötülükler cezasını bulur şiarıyla tel tel dökülüyor yapılanlar. Ama bunu ahlakçı bir tavırla işlememiş film. Bu yüzden didaktik ya da göze sokulan bir şey yok. Mücadelenin ve filmin sonunda çözülenler, hem duygusal hem de son derece öğretici nitelikte. Filmden çıkınca çok basit bir senaryo ile çok güzel bir film yapıldığını, meselesizlikten mesele yaratmanın iyi bir örneği olduğunu söylemiştim.

Filmde aile, kardeşlik, kıskançlık, rekabet, hesaplanamayan ve öngörülemeyen eylemlerin yol açabileceği felaketler, devlet yapısı; bu yapının mikro örneği olarak seçilmiş bir köy, dayanışma, doğaya karşı verilen mücadele, birlik olmadan aşılamayacak sorunlar; bu mesaj verilirken alttan alta söylenen hepimiz kardeşiz ve dayanışarak çözeriz derdimizi cümlesi gibi değişik ve yerli yerinde temalar var. Oyunculuklar gayet doğal ve inandırıcı, minimal aksiyonla verilen müthiş gerilim ve zaman zaman çok yükselen tempo, duygusal anların altında yatan gerekçeler sayesinde filme katılmış mizah yanı çok başarılı. İskandinavların soğuk olmadığı, hatta hava oralarda çok soğuk olduğu için birbirlerine sarılmadan hayatta kalmalarının çok zor olduğu fikrini çok güzel anlatmış yönetmen. Ben kendi adıma çok beğendim filmi her yönüyle; size de tavsiye ederim. İyi seyirler.

İskandinav sinemasını seviyor musunuz bilmiyorum. Ben genel olarak İskandinavya'yı seviyorum misal. Coğrafyalarını, soğuk havasını, bu hava ve coğrafyadan kaynaklanan fiziksel özelliklerini ve insan ilişkilerini. Genel olarak dertsiz -yani bize göre elbet- toplumlar. Bu yüzden büyük sosyolojik tespitler, çözümlemeler beklemek çok doğru değil. Doğayla olan sevgi ve nefret ilişkilerini daha çok yansıtıyorlar sinemalarına. Çünkü dertsiz sandığımız bu toplum aslında bizim muhtemelen anında donarak öleceğimiz sıcaklıklarda var olma savaşı veriyor ve başarıyor da. İşte Filmekimi’nde izlediğimiz İnatçılar - Rams, tam da bu bahsettiğim temaların filmi aslında. Bomboş ve inanılmaz güzellikteki bir tepede gördüğümüz çayırlar, bulutlu ama çok güzel bir gökyüzü, iki yan yana ev; daha doğrusu çiftlik. Orta yaşlarında ya da biraz daha yaşlıca görünen bir adam koyununu koçunu falan öpüyor, sevgiyle yaklaşıyor beslediği ve hayatını kazanmasını sağlayan hayvanlara. Yan eve gidip kapıya bir koç bırakıyor; kendi gibi yaşlıca bir adama veriyor daha doğrusu hayvanı. Sözsüz bir iletişim var aralarında. Sonra bir yarışma görüyoruz. En şahane koçu hangi çiftlik yetiştirdi yarışması bu. Filmin başında gördüğümüz adamlar ilk iki ödülünü alıyorlar. Anlıyoruz ki kardeşler ve küsler. Muhtemelen birlikte yürüttükleri çiftlik işi aralarında yaşanan ihtilaf yüzünden bozulmuş ve rakip olmuşlar. Kıskançlar ve haşinler. Kavgaları şiddetli olabiliyor yer yer. Sonrasında yaşananları uzunca anlatmaya gerek yok. Bir kardeşin diğer kardeşe kötülük olsun diye yaptığı bir şey bütün köyü perişan ediyor ve hem doğaya hem de bu perişanlığa karşı bir hayatta kalma mücadelesi başlıyor birden. Kimi evi barkı satıp gitmeye yelteniyor, kimi de yaptığı sinsice planların meyvesini almayı bekliyor. Ama tüm kötülükler cezasını bulur şiarıyla tel tel dökülüyor yapılanlar. Ama bunu ahlakçı bir tavırla işlememiş film. Bu yüzden didaktik ya da göze sokulan bir şey yok. Mücadelenin ve filmin sonunda çözülenler, hem duygusal hem de son derece öğretici nitelikte. Filmden çıkınca çok basit bir senaryo ile çok güzel bir film yapıldığını, meselesizlikten mesele yaratmanın iyi bir örneği olduğunu söylemiştim. Filmde aile, kardeşlik, kıskançlık, rekabet, hesaplanamayan ve öngörülemeyen eylemlerin yol açabileceği felaketler, devlet yapısı; bu yapının mikro örneği olarak seçilmiş bir köy, dayanışma, doğaya karşı verilen mücadele, birlik olmadan aşılamayacak sorunlar; bu mesaj verilirken alttan alta söylenen hepimiz kardeşiz ve dayanışarak çözeriz derdimizi cümlesi gibi değişik ve yerli yerinde temalar var. Oyunculuklar gayet doğal ve inandırıcı, minimal aksiyonla verilen müthiş gerilim ve zaman zaman çok yükselen tempo, duygusal anların altında yatan gerekçeler sayesinde filme katılmış mizah yanı çok başarılı. İskandinavların soğuk olmadığı, hatta hava oralarda çok soğuk olduğu için birbirlerine sarılmadan hayatta kalmalarının çok zor olduğu fikrini çok güzel anlatmış yönetmen. Ben kendi adıma çok beğendim filmi her yönüyle; size de tavsiye ederim. İyi seyirler.

Yazar Puanı

Puan - 78%

78%

İskandinavların soğuk olmadığı, hatta hava oralarda çok soğuk olduğu için birbirlerine sarılmadan hayatta kalmalarının çok zor olduğu fikrini çok güzel anlatmış yönetmen.

Kullanıcı Puanları: 4.56 ( 4 votes)
78
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi