60. Cannes Film Festivali’nde, aralarında David Lynch, Cronenberg, Ken Loach gibi ünlü auteurlerin bulunduğu 30’dan fazla yönetmenden (ne yazık ki bunların içerisinde yalnızca bir kadın bulunuyordu: Jane Campion) sinemanın önemini anlatan üç dakikalık bir kısa film çekmeleri istenmişti. Daha sonra çekilen tüm kısa filmler bir araya getirilip Chacun son Cinema adlı film oluşturuldu. Bunların içinde en dikkat çeken filmlerden biri hiç kuşkusuz Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Iñárritu’ya ait Anna adlı eserdi.

Peki neden Anna’nın gözlerinden bakmak? Gözlerimizi kapattığımız birçok sosyo-ekonomik problemle her yeni filmi aracılığıyla izleyicisini yüzleştiren ve izleyicisinin üzerinde olası bir mutsuzluk ve bazen de gözyaşı bırakan bir yönetmen Iñárritu. Modern toplumun modern bireyleri olarak kapılıp gittiğimiz ve gözümüzün önündeki sınıf farkına, kapitalizmin nasıl bir canavara dönüştüğüne ve bu durumun yarattığı fırsat eşitsizliğine gözlerimizi kapatmışken, Anna’nın kulağına ne olduğunu fısıldayan partneri, Iñárritu’dan başkası değil aslında. Her yeni filmiyle izleyicisinin kulağına bir şeyler fısıldayan ve adeta onun gözleri olan bir yönetmenle tanıştıktan sonra sinemanın değeri de Anna’nın tutkusu kadar değerlenir.

Ölüm Üçlemesi

Meksika’da iletişim okumuş, bir süre radyo programcılığı yapmış ve ilerleyen zamanlarda filmlere müzikler üretmiş ünlü yönetmen Iñárritu, bazı dergilerde yayınlanan haberlere göre film çekmeye Yılmaz Güney’in Yol filminden etkilenerek karar vermiş.

2000 yılında Amores Perros (Paramparça Aşklar ve Köpekler) adlı filmiyle ilk uzun metraj projesini gerçekleştirmiş olan yönetmenin Ölüm Üçlemesi olarak anılan üçlemesinin her birinin senaryosunu Guillermo Arriaga yazmıştı. 21 Grams ve Babel’den sonra büyük bir kitle tarafından, sürekli kesişen hayat hikayeleri çekmekle eleştirilen Iñárritu, Guillermo Arriaga ile aralarında çıkan sorunlar dolayısıyla yollarını ayırmasından sonra kesişen hayat hikayeleri kıskacından da kendini çıkarmış oldu. Yine de bir yönetmeni kesişen hayat hikayeleri üzerinden eleştirmek, popüler ürünler üreten bir başka yönetmeni “hiç diğer hayatlarla kesişmiyor hep aynı” şeklinde oldukça sığ bir eleştiriye tabi tutmaktan pek de farklı değil. Nitekim bu senaryolar bir üçlemenin ayrı ayrı parçaları olduğundan tabi ki bazı unsurları ortak olacaktı. Guillermo Arriaga’nın elinden çıkan senaryolara çektiği filmlerle büyük bir üne kavuşan ve Amores Perros’un ardından hemen Hollywood’a transfer olan Iñárritu, muhalif bakış açısını hiç kaybetmese de dostu Guillermo Arriaga ile araları açılmıştı. Babel’in ardından Guillermo Arriaga’nın bir auteur olarak anılmak istemesi ve birçok alanda Iñárritu ile eşit haklar talep etmesi Iñárritu’nun basına açık mektup yazması ve Arriaga’ya ithafen “sete adım atmamış hatta eline bir kez kamera almamış birinin bu şekilde anılamayacağını” belirtmesi üzerine ikilinin arası iyice açılmıştı. Iñárritu’nun Guillermo Arriaga’dan bağımsız çektiği ilk uzun metraj filmi olan Biutiful, Javier Bardem’in başarılı performansına rağmen belli bir hayal kırıklığıyla karşılanmıştı. Son olarak kariyerlerine ayrı ayrı devam eden iki arkadaş kendi senaryolarını yazıp filmlerini çekmeyi sürdürüyorlar.

Plan Sekans ve Iñárritu

Çektiği kısa filmlerden uzun metraj filmlere kadar plan sekansı bir imza gibi kullanan, 3 dakikalık Anna filminde de karakterin sinemadan çıkıp sigara içişi gibi basit görünen bir sekansı sandığından çok daha fazla zorlanarak çektiğini ifade eden yönetmen, Oscar kazandığı son filmi Birdman ile de plan sekans konusunda ustalığını konuşturmuş oldu. Röportajlarında sanatıyla ilgili iflah olmaz bir tatminsizlik hissettiğini söyleyen Iñárritu, son filmi Birdman’in her zamankinden farklı olarak içinde güzel bir yerlerden geldiğini ve bunun da dürüstlük olarak tanımlanabileceğini belirtiyordu. Kimsenin Birdman’e parasını yatırmak ve desteklemek istemediği bir dönem yaşamış olsa da bu durumu kişisel olarak almayarak ve projesinden asla vazgeçmeyerek sonunda En İyi Film Oscar’ına ulaşmış oldu.
Birdman filmindeki yoğun plan sekans kullanma tercihiyle, sinema ve filmin konusunu şekillendiren tiyatro sanatı arasındaki adeta bir illüzyona dayalı kurgu farkını da büyük ölçüde ortadan kaldırarak sinemayı tiyatroya daha fazla yaklaştıran yönetmen, Akademi ödüllerinin sevdiği disiplinler arası geçişle de puanını arttırmış oldu.

Yönetmenin merakla beklenen son filmi ise Ocak 2016 vizyona gireceği belirtilen The Revenant. Leonardo DiCaprio ve Tom Hardy’nin rol aldığı The Revenant ile birlikte, Iñárritu’nun alıştığımız tarzından Birdman’den başlayarak git gide uzaklaştığını söylemek mümkün.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi