Fatih Akın’ın son dönem sineması göz önüne alındığında yoğun tartışmalara sebep olan filmlere imza attığı ortada. Öncelikle Ermeni soykırımına yoğunlaştığı Cut filmiyle, kendi anlatı tarzından uzaklaştığını gösteren Fatih Akın politik olarak filmin yanında olup olmamaktan da bağımsız bir şekilde pek fazla beğeni toplayamamıştı. Özellikle Türkiye’de meydana gelen tartışmaların üzerine bir de yeni projesinde Rojova direnişini konu edeceğini açıklayan Fatih Akın deyim yerindeyse tüm okları üzerine çekti. Fatih Akın’ın sinemasında son dönemde politik bir çizgiye kaydığını söylemek mümkün. Nitekim In the Fade – Paramparça filminde de bir aile dramının yanında Nazizme sık sık değiniyor hatta filmin görünmeyen başrolüne dönüştürüyor. Fatih Akın’ın değişen sinemasının içinde kendi tadını hissettiren bir film de vardı elbet. In the Fade’den önce çektiği son film olan Tschick tam anlamıyla keyifli bir yol filmiydi. In the Fade’e dönmek gerekirse, Fatih Akın’ın en iyi işi demek elbette mümkün olmayacaktır hatta Fatih Akın bundan sonra en iyi işi olacak herhangi bir filme imza atamayabilir de ancak yine de In the Fade Fatih Akın’ın son yıllarda sallantıda giden sinemasında umut vadeden projelerden biri olarak ön plana çıkıyor. Filmi sırtlayan iki temel unsur var, biri kesinlikle Diana Kruger’ın oyunculuğu ki ödülleri sonuna kadar hak ediyor. İkinci unsurun da senaryo olduğunu söyleyebilirim. In the Fade hikayesi itibariyle oldukça sürükleyici bir film. Aksayan yanları elbette var ancak bu genel anlamda kendini keyifle izleten bir film olduğu gerçeğini değiştirmiyor. In the Fade: Diana Kruger İsmiyle Özdeşleşecek Bir Fatih Akın Filmi In the Fade üç bölümden oluşuyor bu üç bölümden ilki olayların serim bölümü olarak karakterleri gerektiği kadar tanıdığımız ve filmin merkezinde yer alan patlamanın gerçekleştiği bölüm. Filmin ilk bölümü ne yazık ki hikayenin uzun süre böyle gidip gitmeyeceğini sorgulatacak kadar yoğun dram içeriyor. Eşini ve çocuğunu kaybeden karakterin yaşadığı büyük çöküntü izleyeni bir hayli daraltacak kadar yoğun ve gerçekçi. Bu bölümden sonra gelen adalet bölümü, mahkeme sahnelerini içermesi bakımından bir hayli sürükleyici. Hem avukatların içine girdiği yarış hem adalet sisteminin nasıl işlediğinin gözler önüne serilmesi bu bölümün seyir zevkini ve gerilimini yükseltiyor. Filmin mahkeme sahneleri içeren bu ikinci bölümünün diyaloglarının başarılı bir biçimde yazıldığını söylemek mümkün. Filmin son bölümü ise Diana Kruger’ın canlandırdığı karakterin yüzleşmesini içeriyor. Film plot point 2’ye yerleştirdiği bir twistle filmin sonuna yönelik beklentimizi değiştiriyor ve filmin sonu bu sayede daha vurucu bir hal alıyor. Filmin müzikleri ise anlatıya kesinlikle başarılı bir biçimde hizmet ediyor. Filmde Hindi Zahra duymak ise yüzleri gülümsetiyor. In the Fade’in dramatik yapısının yukarıda bahsettiğim detaylarla başarılı bir biçimde kurulduğunu söylemek mümkün. Konusu itibariyle yer yer siyasi meselelere de değinen ve bu masum insanları öldüren patlamanın bir çekirdek ailedeki yansımasını sunan In the Fade, haberlerden alışkın olduğumuz ve yalnızca sayılarla ifade edilen hayatların yalnızca bir tanesinin vurucu bir anlatımı olarak tanımlanabilir. Filmin ilk bölümünün nispeten ağdalı bir dramaya evrilmesinin sebebini ise sonunun vuruculuğunu artırmak olarak görebiliriz. Ancak filmi sekteye uğratan yegane unsurlardan birinin de bu düşünce olduğunu söyleyebiliriz. Kısaca, Fatih Akın’ın filmografisinde ortalarda yer alan keyif zevki yüksek, sürükleyici bir dram olarak tanımlayabileceğimiz In the Fade, büyük beklentilere girmeden izlenmeyi hak ediyor.

Yazar Puanı

Puan

 Fatih Akın’ın filmografisinde ortalarda yer alan keyif zevki yüksek, sürükleyici bir dram olarak tanımlayabileceğimiz In the Fade, büyük beklentilere girmeden izlenmeyi hak ediyor.

Kullanıcı Puanları: 3.43 ( 2 votes)
68

Fatih Akın’ın son dönem sineması göz önüne alındığında yoğun tartışmalara sebep olan filmlere imza attığı ortada. Öncelikle Ermeni soykırımına yoğunlaştığı Cut filmiyle, kendi anlatı tarzından uzaklaştığını gösteren Fatih Akın politik olarak filmin yanında olup olmamaktan da bağımsız bir şekilde pek fazla beğeni toplayamamıştı. Özellikle Türkiye’de meydana gelen tartışmaların üzerine bir de yeni projesinde Rojova direnişini konu edeceğini açıklayan Fatih Akın deyim yerindeyse tüm okları üzerine çekti. Fatih Akın’ın sinemasında son dönemde politik bir çizgiye kaydığını söylemek mümkün. Nitekim In the Fade – Paramparça filminde de bir aile dramının yanında Nazizme sık sık değiniyor hatta filmin görünmeyen başrolüne dönüştürüyor. Fatih Akın’ın değişen sinemasının içinde kendi tadını hissettiren bir film de vardı elbet. In the Fade’den önce çektiği son film olan Tschick tam anlamıyla keyifli bir yol filmiydi.

In the Fade’e dönmek gerekirse, Fatih Akın’ın en iyi işi demek elbette mümkün olmayacaktır hatta Fatih Akın bundan sonra en iyi işi olacak herhangi bir filme imza atamayabilir de ancak yine de In the Fade Fatih Akın’ın son yıllarda sallantıda giden sinemasında umut vadeden projelerden biri olarak ön plana çıkıyor. Filmi sırtlayan iki temel unsur var, biri kesinlikle Diana Kruger’ın oyunculuğu ki ödülleri sonuna kadar hak ediyor. İkinci unsurun da senaryo olduğunu söyleyebilirim. In the Fade hikayesi itibariyle oldukça sürükleyici bir film. Aksayan yanları elbette var ancak bu genel anlamda kendini keyifle izleten bir film olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

In the Fade: Diana Kruger İsmiyle Özdeşleşecek Bir Fatih Akın Filmi

In the Fade üç bölümden oluşuyor bu üç bölümden ilki olayların serim bölümü olarak karakterleri gerektiği kadar tanıdığımız ve filmin merkezinde yer alan patlamanın gerçekleştiği bölüm. Filmin ilk bölümü ne yazık ki hikayenin uzun süre böyle gidip gitmeyeceğini sorgulatacak kadar yoğun dram içeriyor. Eşini ve çocuğunu kaybeden karakterin yaşadığı büyük çöküntü izleyeni bir hayli daraltacak kadar yoğun ve gerçekçi. Bu bölümden sonra gelen adalet bölümü, mahkeme sahnelerini içermesi bakımından bir hayli sürükleyici. Hem avukatların içine girdiği yarış hem adalet sisteminin nasıl işlediğinin gözler önüne serilmesi bu bölümün seyir zevkini ve gerilimini yükseltiyor. Filmin mahkeme sahneleri içeren bu ikinci bölümünün diyaloglarının başarılı bir biçimde yazıldığını söylemek mümkün. Filmin son bölümü ise Diana Kruger’ın canlandırdığı karakterin yüzleşmesini içeriyor. Film plot point 2’ye yerleştirdiği bir twistle filmin sonuna yönelik beklentimizi değiştiriyor ve filmin sonu bu sayede daha vurucu bir hal alıyor. Filmin müzikleri ise anlatıya kesinlikle başarılı bir biçimde hizmet ediyor. Filmde Hindi Zahra duymak ise yüzleri gülümsetiyor.

In the Fade’in dramatik yapısının yukarıda bahsettiğim detaylarla başarılı bir biçimde kurulduğunu söylemek mümkün. Konusu itibariyle yer yer siyasi meselelere de değinen ve bu masum insanları öldüren patlamanın bir çekirdek ailedeki yansımasını sunan In the Fade, haberlerden alışkın olduğumuz ve yalnızca sayılarla ifade edilen hayatların yalnızca bir tanesinin vurucu bir anlatımı olarak tanımlanabilir.

Filmin ilk bölümünün nispeten ağdalı bir dramaya evrilmesinin sebebini ise sonunun vuruculuğunu artırmak olarak görebiliriz. Ancak filmi sekteye uğratan yegane unsurlardan birinin de bu düşünce olduğunu söyleyebiliriz. Kısaca, Fatih Akın’ın filmografisinde ortalarda yer alan keyif zevki yüksek, sürükleyici bir dram olarak tanımlayabileceğimiz In the Fade, büyük beklentilere girmeden izlenmeyi hak ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi