Paper Moon”, “The Last Picture Show”, What’s Up, Doc?” gibi filmleriyle 1970’lerin oldukça başarılı yapımlarına imza atan Peter Bogdanovich, 13 senedir kimi TV filmleri haricinde kamera arkasına geçmemiş, sinema hayatına ise aktörlük ve eleştirmenlik alanında devam etmişti. Bogdanovich’in, beyazperdeye dönüşünün ise hayal kırıklığı yaratmadığı söylenebilir; ancak bir şartla: Başyapıtlarını göz önünde bulundurarak, büyük beklentilere girmemek gerek!

Peter Bogdanovich, 30’lu ve 40’lı yıllarda popüler bir tür olan “screwball komedisi” üzerine en başarılı eserlerini verirken, takvimler 1970’li yılları gösteriyordu. Daha bu dönemde bile oldukça nostaljik ve bir o kadar da romantik işlere imza atan yönetmenin bu hafta vizyona giren filmi İlişki Durumu: Kaçamak – She’s Funny That Way ise, Bogdanovich’in yeniden “screwball” esintileri sunduğu; ancak bunu daha da modernize ettiği bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. 2001 yapımı “The Cat’s Meow” filminin ardından beyazperdenin kamera arkasını bırakan yönetmen, dolayısıyla dönüşünü yaptığı İlişki Durumu: Kaçamak filminde yeniden komedi sularında gezinmeyi tercih ederken, enerjiyi ise olabildiğince yüksek tutmaya çalışmış görünüyor.

Öncelikle filmin enerjisi, senaryonun doğrudan önümüze koyduğu karmaşık ilişkiler zinciriyle sağlanıyor. Zira filmde herkes bir şekilde birbirinin hayatına etki ediyor. Bu zincir ise, seks işçisi olarak çalışan Izzy’nin (Imogen Poots), bir Broadway oyunu ortaya koymak için hazırlanan Arnold’la (Owen Wilson) bir “kaçamak” yaşaması ve bu kaçamağın ardından, zengin yönetmenin kendisine yaptığı 30 bin liralık teklifi kabul etmesiyle başlıyor. Arnold, Izzy’nin seks işçiliğini bırakıp hayallerinin peşinden koşmasını isterken, belli ki oyunculuk düşleri kuran kadının kendi seçmelerine geleceğinden habersizdir. Izzy için de bir süpriz olan bu durum, Arnold’ın eşinin de aktrislerden biri olması sebebiyle karmaşıklaşır. Ancak yine de Arnold’ın başına gelen en kötü şey bu değildir. Zira bonkör yönetmen için Izzy, düşlerini gerçekleştirmesine yardım ettiği birçok kadından sadece biridir. Yönetmenin sanat dünyasında olduğu kadar, yatak odasında da tanınmışlığının olması ve yaptığı yardımlarla kadınlarda minnettarlık yaratması, tüm bu olayları gizli tutmasını da elbette ki zorlaştırır. Izzy’nin de geçmişinden gelen ilişkileri filmde yer aldıkça; ilişki durumu gerçekten de kaçamaklarla dolu karmakarışık bir hal alır.

Senaryosuna baktığımız zaman kulağa “karmaşık”, ancak vasat gelebilen yapım, oyuncuların performanslarıyla ise “vasat üstü” bir noktaya geliyor. Özellikle, hiç de terapisine gitmek istemeyeceğiz bir terapisti canlandıran Jennifer Aniston ile, tek bir kaş hareketiyle dahi komediyi ayağınıza getiren Rhys Ifans, filmin çekici noktalarını oluşturuyor. Bununla birlikte, beraber olduğu erkeklere ilham veren ve kendisi de peri masallarına inanmak isteyen Izzy ise, “Isabelle” olma yolunda ilerlerken adeta “çok da sorgulamayın” diyor; neticede film, kadının bir röportaj esnasında “mutlu son” hakkındaki düşünceleriyle başlıyor ve garipliklerle dolu hayatında yaşadıklarını anlatması yoluyla ilerliyor… Tabii ki bu durum, filmin yüzeysel olduğu anlamına da gelmiyor. Örneğin diyaloglarda, Ernst Lubitsch yönetmenliğindeki 1946 yapımı Cluny Brown filmine göndermeler yapılıyor. Ayrıca filmin, genel olarak Woody Allen’a göz kırptığını söyleyebiliriz.

Eleştirel nokta şu ki, Woody Allen’ın yapımlarına olan gerçekten de fazla benzerlik kimilerince rahatsız edici olabilir. Bogdanovich, 13 yıl aradan sonra dönüş yaptığı sinemada, Allen’ın her sene yaptığı işleri yapmaya “çalışmış” olmakla da eleştirilmişti. Öte yandan, bir “Allensever” değil de, “Allen filmlerini seven” izleyici için film, karşılaştırmaya çok da girmeden keyif alınabilecek bir yapım. Aslında sadece bu bile izlemek için yeterli bir sebep değil mi? Bununla birlikte, Bogdanovich’in dönüşünü henüz yaptığını düşünürsek, gelecek yıllarda beyazperdeye getireceği yeni yapımlar için belki daha fazla umutlar besleyebiliriz?

Sonuç olarak İlişki Durumu: Kaçamak, her ne kadar sinemaya yepyeni bir bakış açısı sunmuyor ve 13 yıllık ayrılığın ardından “efsane bir dönüş” yaşatmıyor olsa da, izleyiciye keyifli dakikalar vadediyor ve Quentin Tarantino gibi sürprizlerle de gönülleri alıyor. Hatta yeni yapımları bekleme süreci, belki yönetmenin biraz eskilerine dönülerek bile değerlendirilebilir!

“Paper Moon”, “The Last Picture Show”, “What's Up, Doc?” gibi filmleriyle 1970’lerin oldukça başarılı yapımlarına imza atan Peter Bogdanovich, 13 senedir kimi TV filmleri haricinde kamera arkasına geçmemiş, sinema hayatına ise aktörlük ve eleştirmenlik alanında devam etmişti. Bogdanovich’in, beyazperdeye dönüşünün ise hayal kırıklığı yaratmadığı söylenebilir; ancak bir şartla: Başyapıtlarını göz önünde bulundurarak, büyük beklentilere girmemek gerek! Peter Bogdanovich, 30’lu ve 40’lı yıllarda popüler bir tür olan “screwball komedisi” üzerine en başarılı eserlerini verirken, takvimler 1970’li yılları gösteriyordu. Daha bu dönemde bile oldukça nostaljik ve bir o kadar da romantik işlere imza atan yönetmenin bu hafta vizyona giren filmi İlişki Durumu: Kaçamak - She’s Funny That Way ise, Bogdanovich’in yeniden “screwball” esintileri sunduğu; ancak bunu daha da modernize ettiği bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. 2001 yapımı “The Cat's Meow” filminin ardından beyazperdenin kamera arkasını bırakan yönetmen, dolayısıyla dönüşünü yaptığı İlişki Durumu: Kaçamak filminde yeniden komedi sularında gezinmeyi tercih ederken, enerjiyi ise olabildiğince yüksek tutmaya çalışmış görünüyor. Öncelikle filmin enerjisi, senaryonun doğrudan önümüze koyduğu karmaşık ilişkiler zinciriyle sağlanıyor. Zira filmde herkes bir şekilde birbirinin hayatına etki ediyor. Bu zincir ise, seks işçisi olarak çalışan Izzy’nin (Imogen Poots), bir Broadway oyunu ortaya koymak için hazırlanan Arnold’la (Owen Wilson) bir “kaçamak” yaşaması ve bu kaçamağın ardından, zengin yönetmenin kendisine yaptığı 30 bin liralık teklifi kabul etmesiyle başlıyor. Arnold, Izzy’nin seks işçiliğini bırakıp hayallerinin peşinden koşmasını isterken, belli ki oyunculuk düşleri kuran kadının kendi seçmelerine geleceğinden habersizdir. Izzy için de bir süpriz olan bu durum, Arnold’ın eşinin de aktrislerden biri olması sebebiyle karmaşıklaşır. Ancak yine de Arnold’ın başına gelen en kötü şey bu değildir. Zira bonkör yönetmen için Izzy, düşlerini gerçekleştirmesine yardım ettiği birçok kadından sadece biridir. Yönetmenin sanat dünyasında olduğu kadar, yatak odasında da tanınmışlığının olması ve yaptığı yardımlarla kadınlarda minnettarlık yaratması, tüm bu olayları gizli tutmasını da elbette ki zorlaştırır. Izzy’nin de geçmişinden gelen ilişkileri filmde yer aldıkça; ilişki durumu gerçekten de kaçamaklarla dolu karmakarışık bir hal alır. Senaryosuna baktığımız zaman kulağa “karmaşık”, ancak vasat gelebilen yapım, oyuncuların performanslarıyla ise “vasat üstü” bir noktaya geliyor. Özellikle, hiç de terapisine gitmek istemeyeceğiz bir terapisti canlandıran Jennifer Aniston ile, tek bir kaş hareketiyle dahi komediyi ayağınıza getiren Rhys Ifans, filmin çekici noktalarını oluşturuyor. Bununla birlikte, beraber olduğu erkeklere ilham veren ve kendisi de peri masallarına inanmak isteyen Izzy ise, “Isabelle” olma yolunda ilerlerken adeta “çok da sorgulamayın” diyor; neticede film, kadının bir röportaj esnasında “mutlu son” hakkındaki düşünceleriyle başlıyor ve garipliklerle dolu hayatında yaşadıklarını anlatması yoluyla ilerliyor… Tabii ki bu durum, filmin yüzeysel olduğu anlamına da gelmiyor. Örneğin diyaloglarda, Ernst Lubitsch yönetmenliğindeki 1946 yapımı Cluny Brown filmine göndermeler yapılıyor. Ayrıca filmin, genel olarak Woody Allen’a göz kırptığını söyleyebiliriz. Eleştirel nokta şu ki, Woody Allen’ın yapımlarına olan gerçekten de fazla benzerlik kimilerince rahatsız edici olabilir. Bogdanovich, 13 yıl aradan sonra dönüş yaptığı sinemada, Allen’ın her sene yaptığı işleri yapmaya “çalışmış” olmakla da eleştirilmişti. Öte yandan, bir “Allensever” değil de, “Allen filmlerini seven” izleyici için film, karşılaştırmaya çok da girmeden keyif alınabilecek bir yapım. Aslında sadece bu bile izlemek için yeterli bir sebep değil mi? Bununla birlikte, Bogdanovich’in…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Bogdanovich’in, beyazperdeye dönüşünün hayal kırıklığı yaratmadığı söylenebilir; ancak bir şartla: Başyapıtlarını göz önünde bulundurarak, büyük beklentilere girmemek gerek!

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi