100 yılı aşkın süredir sinema endüstrisinin kalbi konumunda yer alan Hollywood, pek çok sayıda sırrı saklıyor. Sizler için pek fazla duyulmamış olan 9 Hollywood hikâyesini bir araya getirdik.

1900’lere kadar Amerika’nın güzel ve sakin beldesi olan Hollywood, bol güneşli coğrafyası ve sinema sektörünün Thomas Edison‘un elinde bulundurduğu patentlerin zorluklarından kaçmak için sunduğu yasal avantajlarıyla, kısa zamanda 7. sanata dair ne varsa bünyesinde bulundurur hale geldi. Topraklarında çekilen ilk film olan In Old California ile beraber sinemaya dair en yeni teknolojik gelişmeler, devasa film setleri ve yıldız oyuncularıyla endüstrinin tüm dinamiklerini belirleyen Hollywood, bu 100 yıla elbette pek çok hikâye sığdırdı. Bu hikâyelerin bir kısmı komik ve keyif verici olmakla beraber bir kısmı da hikâyenin kahramanlarının unutmak isteyeceği cinsten. İşte Hollywood’a dair az bilinen 9 hikâye!

 I Spit On Your Grave Posterindeki Demi Moore’un Kalçaları

Demi-Moore- I-Spit-On-Your-Grave-Filmloverss

Meir Zarchi‘nin 1978 yapımı filmi  I Spit On Your Grave (Day of the Woman, I Hate Your Guts ve The Rape and Revenge of Jennifer Hill isimleriyle de bilinir), içerdiği yoğun şiddet ve cinsellikle döneminin en çok tartışılan filmlerinden biri olmayı başarmıştı. 2010 yılında yeniden çevriminde beklediği ilgiyi görmeyen filmin, 78 yılına ait olan ve sinemaseverlerin mutlaka hatırlayacağı posterinde elinde bıçakla gördüğümüz kişi Demi Moore olabilir!

Her ne kadar filmde herhangi bir rolü olmasa da o dönemde modellik yapan genç Demi Moore‘un filmin posterinde kalçaları ile yer aldığı uzun yıllardır konuşulan dedikodular arasında. Hatta bu bilgiyi bizzat güzel oyuncunun kendisinin verdiği söyleniyor. İlerleyen yıllarda Striptease filmiyle seyirci karşısına çıkan Moore,  modellik deneyiminin izlerini sinemaya ilk adımını attığı bu filminde de sürdürmüştür.

Charles Manson’un Kendini Canladıracak Oyuncu İçin Önerisi: Dennis Hopper

Charles-Manson-Dennis-Hooper-Polanski-Filmloverss

1969’da usta yönetmen Roman Polanski‘nin eşi Sharon Tate‘i, müridleri ile vahşice öldüren 20. yüzyılın anlamsız bir şekilde ikon haline getirilmeye çalışılan isimlerinden Charles Manson, dönemin hippi ruhu ve popüler kültür akımı karşısında yer altı basını tarafından ilahlaştırılmaya çalışılan psikopat bir katilden fazlası değildir. Lakin bahsettiğimiz sebeplerden dolayı oluşan hayran kitlesinin yarattığı şöhret sanrılarıyla kendisinin hikâyesinin beyazperdede anlatılmasını isteyen Manson, bunu bir aşama ileri taşıyarak başrol için Dennis Hopper‘i önermiştir.

Muhtemelen yönetmeni ve başrol oyuncusu olduğu Easy Rider filmindeki performansı ile Manson‘ın dikkatini çeken Hopper elbette böyle bir teklifi kabul etmedi. Manson‘ın cinayetlerinin kurbanları arasında Hopper‘ın da arkadaşları olduğu düşünülürse zaten böyle bir teklifin kabul edilmesi düşünülemezdi.

Bana tepeden bak, bir ahmak göreceksin; bana aşağıdan bak, efendini göreceksin; bana direkt bak, kendini göreceksin.” şeklindeki kulağa hoş gelen ama içi boş sözle günümüzde de hala takipçileri bulunan Manson‘ın hikâyesi, film olarak ilk kez 1976 yılında Helter Skelter ile anlatıldı ve filmde Manson‘ı Steve Railsback canlandırdı.

Wes Craven’ın Porno Filmleri

Wes Craven, Korku Sineması, Edgar Wright

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, sinemada korku dendiğinde akla gelen ilk isimlerden olan Wes Cravenin sinema sektörüne attığı ilk adımlar porno filmler ile gerçekleşti. 1970’lerin porno yıldızlarından Marilyn Chambers‘in başrolünde oynadığı Together filminin yapım aşamasında yer alan Craven elbette çok geçmeden bu sektörden ayrıldı ve ilk filmi The Last House on the Left‘i (1972) çekti.

Muhtemelen mali kaynak arayışında olan Craven 1975 yılında The Fireworks Woman isimli bir başka cinsel temalı filmi çekti. Fakat tahminen mizahi sebeplerden ötürü genç yönetmen, filmde kendi ismi yerine Abe Snake takma adını kullanmıştır.

Craven‘in, Westminster Koleji’nde İngilizce dersleri verdiğini ve Clarkson Üniversitesi’nde sosyal bilimler profesörlüğü yaptığını da belirtelim.

Casablanca’nın Yönetmeni Michael Curtiz’in Kanlı Elleri

Michael-Curtiz-Casablanca

Hollywood klasik dönemlerde güvenlik açısından pek de etrafında olmak isteyeceğimiz bir yer değildi. Birbirinden gösterişli setler, devasa teçhizatlar ve ucuz işgücü arayışındaki yapımcıların buldukları herhangi bir eğitimi olmayan figüranlarla beraber sinema endüstrisi pek çok ölümlü iş kazasını da bu dönemde yaşamıştır. Ve bu kazalardan birine sebep olduğu iddia edilen Casablanca filminin yönetmeni Michael Curtiz, üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen kendini aklamayı başaramamıştır.

1928 yılına gidiyoruz. Curtiz‘in ilk dönem filmlerinden Noah’s Ark‘ın (Nuh Tufanı) setindeyiz. Pek de çaylak sayılmayacak yönetmenimize senaryo gereği gösterişli bir tufan gerekmektedir. Koreografiden sorumlu kişinin bunun için önerisi gerçek insanlar yerine maket kullanmaktır fakat Curtiz için bu yeteri kadar inandırıcı değildir. Bunun üzerine film setine devasa bir havuz kurulur ve içi tüm set alanını dolduracak kadar su ile doldurulur. Evet artık Curtiz‘in istediği “tufan” gerçekleşmiştir fakat film icabı değil! Seti su basmış ve onlarca figüran (ki bunlardan pek çoğu yüzme bilmiyordu) bu suyun içinde kalmıştır. Üzerlerindeki ağır kıyafetlerle hareket etme şansı bulamayan ve Curtiz‘in isteği üzerine tüm çekimler boyunca suda beklemekten bitkin düşen bu figüranlardan bir kısmı suda boğularak hayatlarını kaybetmiştir.

Elbette stüdyo olayın üstünü örtmek adına asla kesin rakamları paylaşmamıştır. Hatta söylenenlere göre sudan kurtulmaya başaran figüranlardan bir tanesi, ilerde Amerikan sinemasının en sevilen oyuncularından biri haline gelecek John Wayne‘dir!

Jeffrey Jones’un Cinsellik Suçundan Ceza Alması

Jeffrey-Jones-Sex-Offender-Cinsel-Suçlu-Hollywood-Sırları

Asıl çıkışını Ferris Bueller’s Day Off filmi ile yapmış ve Amadeus, The Devil’s Advocate ve Sleepy Hollow filmlerinde de rol almış Jeffrey Jones, 14 yaşındaki bir çocuğa para karşılığında çıplak poz verdirdiği için suçlu bulunmuştur. Suçlamalara itiraz etmeyen oyuncu, 5 yıllığına şartlı tahliye ile dışarıda gözetim altında tutulmuş ve bu sürede “cinsel suçlu” ünvanını gittiği her yere götürmek zorunda kalmıştır. Şartlı tahliyelerde mahkûmların vermesi gereken günlük raporlardan birkaçını da atlayan Jones, bu yüzden iki kere de tutuklanmıştır. Bu arada Hollywood’un pedofili sabıkalılarının ayrı bir listede incelenecek kadar çok sayıda ünlüyü içerdiğini de vurgulayalım!

Howard Hughes ve Ölümüne Neden Olduğu Pilotlar

Howard-Hughes-Filmloverss

Howard Hughes, obsesif kompülsif bozukluğu ile sinema sektöründe ve özel hayatında çalıştığı herkesi canından bezdirmiş ve buna rağmen döneminin en zengin kişilerinden olmayı başarmış bir iş insanı. Takıntılarının öyle büyük olduğu söylenir ki; gözetlendiğinden endişelendiği için evinin yakınlarındaki otelleri tek tek almaya başlayıp sonunda tüm Las Vegas’ı zimmetine geçirdiğine dair hikâyeler anlatılır Hughes hakkında.

Hughes iş insanı olmasının yanında havacı, film yönetmeni ve film yapımcısıydı. 1932 yılında vizyona sokabildiği havacılık temalı filmi Hell’s Angels ise yönetmenin kariyerinin hem dip hem de zirve noktası olarak tanımlanabilir. Hughes‘un hayatına odaklanan Martin Scorsese‘nin The Aviator filminde geçen “Büyük savaş bile bu kadar pahalıya mal olmadı.” repliğinde anlatıldığı gibi tüm zamanların en görkemli ve pahalı filmlerinden biridir Hell’s Angels.

1. Dünya Savaşını merkezine alan film temelde bir havacılık dramasıydı ve filmde Hughes isteği üzerine zorlu akrobasi hareketlerini yapacak gerçek pilotlar görev alacaktı. Böyle oldu da. Ta ki Hughes istekleri akıl dışı bir boyuta varıncaya kadar…

Hughes film boyunca pilotlardan seyircinin ilgisini çekecek ve sinema tarihine onun adını yazdıracak zorlu sahneler istedi. Bu sahneler arasında uçakların birbirinin üzerinde süzülüşü ve zemine yakın uçuşları da yer alıyordu. Bir noktadan sonra pilotlar korkarak teker teker setten ayrılmaya başladılar. Geriye kalan pilotlardan 3 tanesi bir sahnede havada çarpışarak hayatını kaybetti. Bunun üzerine elinde hiç pilotu kalmayan Hughes bizzat kendisi aldığı uçuş eğitimi ile filmin uçuş sahnelerinde rol almaya başladı. Böylece Hughes, içlerinde kafatasını da çatlatan bir kazayla beraber çeşitli aksaklıklara rağmen filmi kendi performansıyla tamamlamayı başardı.

Bruce Willis, Bill Murray’in Getir-Götür İşlerini Yapardı

Bruce-Willis-Bill-Murray-Filmloverss

Bruce Willis, Moonlighting (Mavi Ay) dizisiyle şöhret yolundaki yolculuğuna başlamadan önce Bill Murray‘in film setlerinde getir-götür işlerine bakardı. Willis‘in iş tanımı arasında Murray‘in soyunma odasında çerezlerini doldurmak olduğunu da belirtelim. Yıllar sonra Wes Anderson’un Moonrise Kingdom filminde bir araya gelen ikili anılarını tazelemek için “büyük bir şans” yakalamış gibi duruyor!

Bu arada oyuncunun en büyük çıkışı olarak nitelendirilebileceğimiz Die Hard serisindeki John McClane rolü sırasıyla Arnold Schwarzenegger, Sylvester Stallone, Burt Reynolds, Richard Gere, Harrison Ford ve Mel Gibson‘a teklif edilmiş. Tüm bu oyuncuların projede yer almak istememesi üzerine 7. aday olan Willis rolü kapmayı başarmış.

Hollywood’un The Wizard of Oz’un Dorothy’sini Tüketmesi

the-wizard-of-oz-oz-buyucusu-somewhere-over-the-rainbow-filmloverss

Parlayan flaşlar, süslü yemek masaları, alkışlar ve para şöhretin getirdiklerinden. Peki ya götürdükleri? The Wizard of Oz‘un Dorothy‘si Judy Garland Hollywood’un bir genç kızın hayatını nasıl mahvettiğinin en açık örneklerinden.

1939 yapımı  Victor Fleming filmi The Wizard of Oz ile bir anda kendini Hollywood’un ışıltılı dünyasının kalbinde kendine yer bulan, o dönem daha henüz 17 yaşında olan oyuncunun trajik hikâyesi de bu filmde birlikte başlamış oluyordu. Yapımcıların genç Judy’e yüklediği aşırı fiziksel ve mental yük daha ilk yıllarda oyuncuyu tükenme noktasında getirmişti. Her filmin çekim aşamasında ya çok zayıf ya da çok kilolu olduğu ve yeteri kadar güzel olmadığına dair aldığı eleştirilerle yemek düzeni tamamen bozulan oyuncu, MGM‘in kendisiyle imzaladığı oldukça manipülatif kontrat ile yıllarca bu firmaya hizmet etmek zorunda kaldı.

Çok geçmeden kendini alkol ve uyuşturucunun kollarında bulan Judy, 20’li yaşlarının sonunda geçirdiği histeri krizleriyle akıl hastanesine yatırılmıştır. Aşırı dozda ilaç alarak öldüğü 1969 yılına kadar pek çok kez intihara teşebbüs eden oyuncu Hollywood’un yıktığı hayatlardan bir tanesi olarak bu endüstrinin tarihine kara bir leke olarak kazınmıştır.

Hollywood Bulvarının İlk Yıldızı Stanley Kramer ve İnatçı Muhammed Ali

Hollywood-Walk-of-Fame-Şöhretler-Bulvarı-Stanley-Kramer-Filmloverss

Hollywood Bulvarı (Hollywood Walk of Fame) yani Hollywood Şöhret Yolu, 1958’den beri yaklaşık 2.500 şöhretin ismini sembolik bir “yıldız” amblemi ile taşıyan ve sürekli güncellenen bir anıt konumunda. Sinema ve televizyon camiasının yanı sıra pek çok ünlü sporcu ve şarkıcının da isimlerini ölümsüzleştiren bulvarda ilk yıldızıyla yer alan isim Judgment at Nuremberg, Inherit the Wind ve The Defiant Ones filmlerinin yönetmeni Stanley Kramer olmuştur. 28 Mart 1960 tarihinde yıldızını bulvara yerleştiren Kramer, bu geleneğin miladı olarak görülebilir.

Bu arada Hollywood Bulvarı hakkında bir diğer not; bu gelenekte tüm yıldızlar yere, kaldırımların üstünde yerleştirilir. Bunun tek istisnası ünlü boksör Muhammed Ali için konulan yıldızdır. Muhammed Ali, inancı gereği sahip olduğu ismin yerde konumlandırılmasına izin vermemiş ve yıldızını üstüne basılmaması için Kodak Theatre‘ın duvarına astırmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi