https://vimeo.com/124832956

Yönetmenliğini Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu’nun üstlendiği “Kuzey – Bakur” filminin, pazar günü saat 16.00’da gerçekleşmesi beklenen gösteriminin yasal bahanelerle iptal edilmesi ile başlayan süreç; bugün İKSV tarafından düzenlenen toplantı sonucu yeni bir yola girdi. Sadece filmin gösterimine engel olan yasanın keyfi uygulanması değil; bu süreçte festivale gösterilen tepkilerden, yönetmenler ve festivalin aldığı kararlara dek tartışılması gereken birçok konu su yüzüne çıktı. Tartışılması gereken diyoruz çünkü, günden güne ülkede nefes almamızı engelleyen sansür uygulamalarının sonucunda ister istemez oto sansür mekanizmalarımızı oluşturduğumuzu görmek, ne kadar vahim bir durumla karşı karşıya olduğumuzu bize hatırlatıyor. Çünkü bu filmin bir benzerini daha önce görmüştük.

18 Şubat 2015’te yürürlüğe giren “Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”in 15. maddesi gereği festivallerde gösterilecek Türkiye’de üretilen filmlerin kayıt tescil belgesi almış olması zorunluluğunun pek de “zorunluluk” olmadığı söylenebilir. Ne TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bugüne kadar bu yasanın takipçisi olduğu ne de ülkedeki festivallerin büyük bir kısmının, filmleri bu yasaya göre değerlendirmediği biliniyor. Festivallerin bu tercihi, bir sanat eserinin izleyici ile buluşmasına yönelik bir hamle olarak görülebilirken işin devlet boyutunda bu yasanın bir sansür aracına dönüştüğü söylenebilir. Zira bugün Kuzey – Bakur filmi için hatırlatılan bu yasanın diğer filmler için uygulanmamış olması, akıllara başka nedenler getiriyor. Nitekim bugün; Ulusal Yarışma Jüri Başkanı Zeki Demirkubuz’un da ifade ettiği gibi seçim döneminin yaklaşıyor olması ve her seçim döneminde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin aynı popülist politikayı benimsemesi, bu nedenlerin başında geliyor. Çözüm sürecine imza attığını her defasında yineleyen hükümetin her alanda çözümsüzlüğü tercih etmesi, aynı zihniyetin tanıdık bir uygulamasından başka bir şey değil. Nitekim, İKSV’nin düzenlediği basın toplantısının hemen ardından TC Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yapılan açıklama, filmin gösterilmemesi adına başvurulan yöntemin ne denli ucuz ve asıl niyeti örtemeyecek derecede saçma olduğunu gözler önüne sermeye yetiyor.

Alınan karar sonucu festivale yönelik tepkiler ise olayın başka bir boyutunu ortaya çıkardı maalesef ki. Altın Portakal Uluslararası Film Festivali’nde benzer bir sürecin çok kötü yönetildiğine şahit olduk. O dönem festival yönetimi; gecenin bir yarısı açıklama yaparak ve iddialara göre yönetmenleri alenen tehdit ederek sansüre boyun eğmekle kalmamış, bizzat uygulayıcısı olmuştu. İKSV’nin olayın hemen ertesi günü; jüri başkanları ile bir araya gelerek bir açıklama yapacağını duyurmasına karşın ortaya konan tepkilerin ve çağrıların bir kısmı, haklı ya da haksız olmaktan öte genel resmi görmeden yapıldı. Elbette sansüre karşı taviz verilmemesi ve bu konuda birlik olunması gerekiyor. Fakat festival yönetiminin, eser sahiplerinin ve emekçilerinin birlikte ulaşacakları bir karara –inanmak istediğimiz bu- saygı göstermek yerine tepkilerden korkup, kısa zaman diliminde fevri çıkışlar yaparak yukarıda bahsi geçen popülizme benzer tavırlar içerisinde yer alan kişi ve kurumlar, ister istemez karşı durdukları bu politikanın ekmeğine yağ sürmüş oldular.

Son olarak İstanbul Film Festivali’nin bugün yaptığı basın toplantısı, bazı soruları cevaplandırdığı gibi kafamızda yeni sorular ve sorunlar da yarattı. Festival eğer her türlü baskıya rağmen filmin gösterimini gerçekleştirseydi, elbette ki daha demokratik bir yaklaşım gösterecekti. Festivalin bu konudaki endişesi ise bu gösterimin kolluk kuvvetleri tarafından durdurulması ve basılması ihtimaliydi. Her ne kadar Gezi sürecinden itibaren hak ve özgürlüklerimiz adına polisle karşı karşıya getirilmeye alışık olsak da festivalin yükümlülüklerini düşünecek olduğumuzda, İKSV’yi aşan bir sürecin parçası olduğumuzu görebiliriz.

Biz, sansürün her türlüsüne karşı olan ve yayınlarıyla da bunu desteklemeye çalışan bir ekip olarak, bugün gelinen noktada kaybedenin yine sinemamız ve bununla paralel olarak sinemaseverler olduğunu düşünüyoruz. Sansür belasının ebediyen yaşamlarımızdan silinmesi için önemli olan anlık bilgilere dayalı, dezenformasyon ortamı içerisinde üretilen argümanlar değil; sinema sanatına hizmet etmeye çalışan, tartışma becerisine ve sağduyuya sahip bireylerin bir araya gelmesi ile çözülebilir.

Utku Ögetürk – Batu Anadolu

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi