Her gün aynı günü tekrardan yaşayan insanların hayatları şiirlere veya filmlere konu olabilir mi? Umur Turagay’ın yönettiği, Pınar Bulut’un kaleminden çıkan İkimizin Yerine oldukça sıradan, hatta fazla sıradan bir hayattan bahsetmesine rağmen Garip akımı temsilcilerinin savunduğu üzere bazen sıradan hikayelerin de şiirlere konu olabileceğini kanıtlarcasına izleyicisini allak bullak ediyor ve bunu yaparken Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat’ın adımlarını takip ederek var olan bütün kuralları yıkmayı hedefliyor.

Serenay Sarıkaya’nın 18 yaşında güçlü bir kadın olmanın eşiğinde olan Çiçek’i canladırırken sergilediği performans göz doldururken Nejat İşler’in Doğan öğretmen performansı gölgede kalıyor. Çiçek, 18 yaşında yeni basacak olan, annesi Ülkü (Zerrin Tekindor) tarafından ince ince kurulmuş bir hayatı çizilmiş sınırlar dışına çıkmadan, sorgulamadan yaşayan, hayat içerisinde pasif bir role sahip bir genç kız. Belirlenen bazı sınırların dışına çıkmasa da Çiçek, tıpkı filmdeki diğer kadın karakterler gibi güçlü ve kendi ayaklarının üzerinde durmayı hedefliyor. Kurallara, özellikle derimizin altında yerleşmiş ataerkil kültüre aykırı bir şekilde canı istediğinde ‘erkek gibi’ küfür ediyor, içki içiyor, sigara içiyor ve hatta erkekleri çıkarları doğrultusunda kullanıyor.

İkimizin Yerine: Artık Şarkı Dinlemek Değil, Şarkı Söylemek İstiyorum

Hamile olduğu için ya da sevdiği adamla ilişkiye girdiği için değil de ona gerçekten aşık olduğu için evlenmeyi tercih eden Sevil (Merve Çağıran), ilişkilerini açıkça yaşamayı tercih eden ve bundan utanmayan Ceylan (Aslı Bekiroğlu) ve kimin ne dediğini umursamayan Çiçek, alıştığımız kuralları yıkarak kadınların da ilişkiler konusunda bazı fikirlerinin olabileceğini ve en az erkekler kadar özgür olabileceklerini gösteriyor. Cesur hareketleri ile ilgi çeken film, ilk kez ilişkiye giren Çiçek’in her sabah aynı şekilde yediği yumurtasının ilk kez patlak bir şekilde gelmesini kendisinin beklediği ve umduğu, hayat şarkısını söylemeye başlayacağı mucizevi değişikliklerin habercisi olarak göstermekten çekinmiyor ve bu olayı halı altına gizlice süpürmektense Çiçek’in kırmızı fularının öğretmeninde kaldığını söylemesi ile anlamayanlar için bir kez daha vurguluyor.

Başkalarının istekleri ve hayatları arasında bir hayat yaşamaya çalışan Çiçek (Serenay Sarıkaya)’in ailesinin yanını en kötü yer olarak betimlemesi de aileyi her şeyin temeli olarak kabul eden toplumumuz için filmin kuralları yıkmayı hedef edinmiş tavrının bir örneği. Film, Zerrin Tekindor’un dikkat çekici performansı ile betimlediği kızına karşı sevgisi olmayan, ama öyle tatlı bir kavgadan veya geçici bir sebepten ötürü değil de gerçekten olmayan bir anne ile sadece kalbi kırılan ama sonunda mutlaka annesini affedebileceğini bildiğimiz bir kızın aksine annesini tamamen silen Çiçek’e yer vererek cesur bir tavır ile alışıla geldik kuralları bir bir yıkmaya devam ediyor. Film bu tavrınının baskın ve kontrol sahibi olarak görmeye alıştığımız erkeklere kadınların gölgesinde kalmış, onların kontrolünde yaşayan Murat (İştar Göksever), Doğan (Nejat İşler) ve Kudret (Özgür Emre Yıldırım) karakterleri aracılığı ile yol vererek altını çiziyor.

Kadınlara karşı cesur tutumu ile ilgi çeken film, hikayesini anlatırken kullandığı oldukça yakın çekimler ile filmin klostrofobik yapısını destekleyerek duygu yükünü arttırsa da kuru kalmaktan kaçamıyor ve heyecanını yok etmesine engel olamıyor. Bizleri yeterince heyecanlandıramayan kamera hareketlerinin yanı sıra, başarılı olarak betimlenmekten uzak ve hatta başarısızlıkları ile filmi neredeyse fantastik türüne sokan özel efektleri ile ile film bizleri hayal kırıklığına uğratıyor ve hızlı bir tempo ile giriş yapsa da ortalarına doğru türünün tek düze özelliklerini yansıtmaktan ve tahmin edilebilir hale gelmekten kaçamıyor. Film süresince sürpriz ve çok şaşırtıcı sona adım adım hazırlansak da onunla karşılaştığımızda beklentilerimiz karşılanamıyor. Buna rağmen kuralları yıkmaya meyilli tavrının bir örneği olarak belirsiz bir son ile bizlerin gönüllerini kazanıyor. Türünün çok mutlu ya da çok mutsuz bir şekilde bitirmeye alıştığımız örneklerinin aksine hayat gibi bizlere her istediğimizi vermiyor ve bizleri kafamızda soru işaretleri ile bir sinema salonunda öylece bırakmaktan çekinmiyor ve damaklarımızda tatlı acı bir tat bırakıyor.

Her gün aynı günü tekrardan yaşayan insanların hayatları şiirlere veya filmlere konu olabilir mi? Umur Turagay’ın yönettiği, Pınar Bulut’un kaleminden çıkan İkimizin Yerine oldukça sıradan, hatta fazla sıradan bir hayattan bahsetmesine rağmen Garip akımı temsilcilerinin savunduğu üzere bazen sıradan hikayelerin de şiirlere konu olabileceğini kanıtlarcasına izleyicisini allak bullak ediyor ve bunu yaparken Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat’ın adımlarını takip ederek var olan bütün kuralları yıkmayı hedefliyor. Serenay Sarıkaya’nın 18 yaşında güçlü bir kadın olmanın eşiğinde olan Çiçek’i canladırırken sergilediği performans göz doldururken Nejat İşler’in Doğan öğretmen performansı gölgede kalıyor. Çiçek, 18 yaşında yeni basacak olan, annesi Ülkü (Zerrin Tekindor) tarafından ince ince kurulmuş bir hayatı çizilmiş sınırlar dışına çıkmadan, sorgulamadan yaşayan, hayat içerisinde pasif bir role sahip bir genç kız. Belirlenen bazı sınırların dışına çıkmasa da Çiçek, tıpkı filmdeki diğer kadın karakterler gibi güçlü ve kendi ayaklarının üzerinde durmayı hedefliyor. Kurallara, özellikle derimizin altında yerleşmiş ataerkil kültüre aykırı bir şekilde canı istediğinde ‘erkek gibi’ küfür ediyor, içki içiyor, sigara içiyor ve hatta erkekleri çıkarları doğrultusunda kullanıyor. İkimizin Yerine: Artık Şarkı Dinlemek Değil, Şarkı Söylemek İstiyorum Hamile olduğu için ya da sevdiği adamla ilişkiye girdiği için değil de ona gerçekten aşık olduğu için evlenmeyi tercih eden Sevil (Merve Çağıran), ilişkilerini açıkça yaşamayı tercih eden ve bundan utanmayan Ceylan (Aslı Bekiroğlu) ve kimin ne dediğini umursamayan Çiçek, alıştığımız kuralları yıkarak kadınların da ilişkiler konusunda bazı fikirlerinin olabileceğini ve en az erkekler kadar özgür olabileceklerini gösteriyor. Cesur hareketleri ile ilgi çeken film, ilk kez ilişkiye giren Çiçek’in her sabah aynı şekilde yediği yumurtasının ilk kez patlak bir şekilde gelmesini kendisinin beklediği ve umduğu, hayat şarkısını söylemeye başlayacağı mucizevi değişikliklerin habercisi olarak göstermekten çekinmiyor ve bu olayı halı altına gizlice süpürmektense Çiçek’in kırmızı fularının öğretmeninde kaldığını söylemesi ile anlamayanlar için bir kez daha vurguluyor. Başkalarının istekleri ve hayatları arasında bir hayat yaşamaya çalışan Çiçek (Serenay Sarıkaya)’in ailesinin yanını en kötü yer olarak betimlemesi de aileyi her şeyin temeli olarak kabul eden toplumumuz için filmin kuralları yıkmayı hedef edinmiş tavrının bir örneği. Film, Zerrin Tekindor’un dikkat çekici performansı ile betimlediği kızına karşı sevgisi olmayan, ama öyle tatlı bir kavgadan veya geçici bir sebepten ötürü değil de gerçekten olmayan bir anne ile sadece kalbi kırılan ama sonunda mutlaka annesini affedebileceğini bildiğimiz bir kızın aksine annesini tamamen silen Çiçek’e yer vererek cesur bir tavır ile alışıla geldik kuralları bir bir yıkmaya devam ediyor. Film bu tavrınının baskın ve kontrol sahibi olarak görmeye alıştığımız erkeklere kadınların gölgesinde kalmış, onların kontrolünde yaşayan Murat (İştar Göksever), Doğan (Nejat İşler) ve Kudret (Özgür Emre Yıldırım) karakterleri aracılığı ile yol vererek altını çiziyor. Kadınlara karşı cesur tutumu ile ilgi çeken film, hikayesini anlatırken kullandığı oldukça yakın çekimler ile filmin klostrofobik yapısını destekleyerek duygu yükünü arttırsa da kuru kalmaktan kaçamıyor ve heyecanını yok etmesine engel olamıyor. Bizleri yeterince heyecanlandıramayan kamera hareketlerinin yanı sıra, başarılı olarak betimlenmekten uzak ve hatta başarısızlıkları ile filmi neredeyse fantastik türüne sokan özel efektleri ile ile film bizleri hayal kırıklığına uğratıyor ve hızlı bir tempo ile giriş yapsa da ortalarına doğru türünün tek düze özelliklerini…

Yazar Puanı

Puan

60

Umur Turagay’ın yönettiği, Pınar Bulut’un kaleminden çıkan İkimizin Yerine oldukça sıradan, hatta fazla sıradan bir hayattan bahsetmesine rağmen Garip akımı temsilcilerinin savunduğu üzere bazen sıradan hikayelerin de şiirlere konu olabileceğini kanıtlarcasına izleyicisini allak bullak ediyor ve bunu yaparken Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat’ın adımlarını takip ederek var olan bütün kuralları yıkmayı hedefliyor.

Kullanıcı Puanları: 2.59 ( 9 votes)
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi