Otoriteye birçok açıdan yaklaşabilir, otoriteye karşı birçok şekilde mücadele verebilirsiniz. Birlikte yaşamak zorunda olunan bir otoritenin varlığı ise, insanın karakterinde büyük bir etki yaratabilir, hatta daha da ileri giderek, yıllar içinde gelişen karakterler bu mevcut otoriteye gösterilen tepki paralelinde şekillenir. What Happens In Vegas (2008) ve Extraordinary Measures (2010) gibi filmleriyle tanınan yönetmen Tom Vaughan’ın, oyuncu kadrosuyla öne çıkan son filmi İki Aşk Arasında – How To Make Love Like An Englishman, aile içi otoriteden yola çıkarak olağan bir romantik komedi örneği sunuyor.

Cambridge Üniversitesi’nde Romantik Edebiyat dersleri veren çapkın edebiyat profesörü Richard (Pierce Brosnan), öğrencilerinden biri olan Kate (Jessica Alba) ile ilişki yaşamaktadır. Richard Kate’in ablası Olivia (Salma Hayek) ile tanıştığı akşam, Kate’in hamile olduğunu öğrenir. Amerika’da iş bulan ve taşınmaya hazırlanan Kate ile gitmeyi kabul eden Richard, hayatında zorlu bir döneme girer.

İlginç bir şekilde İki Aşk Arasında, otoriteye karşı söylemlerle başlıyor. Otoriteye karşı geldiği için çevresi tarafından sevilen aşırı otoriter bir babanın güzellemesiyle açıldıktan sonra, Londra manzaralarıyla günümüze geçiş yapıyor. Bu açılış sahnesi ilginç, çünkü İki Aşk Arasında ilk bakışta bu tarz kapsamlı söylemleri temellendirebilecek bir yapıda durmuyor. Zaten bunu baba-oğul ilişkisinin dinamiklerinden öteye de götüremiyor. Buradan yola çıkarak kuşaklar arası çatışmaya yöneliyor ve üç kuşak arasında bağlantılar kuruyor. “Romantik edebiyat, günümüz gençlerinde nasıl bir etki bırakıyor?” sorusuyla da bu bağlamları somutlaştırmaya gayret ediyor. Çoğunlukla Lord Byron’dan yola çıkarak, romantik akımı yer yer filmin içine yedirmeye çalışarak farklı bir atmosfer yaratmaya niyetleniyor.

Kuşak çatışmasından beslenirken, coğrafyaların farklılıklarını da güldürü unsuru olarak kullanmak isteyen yönetmen Tom Vaughan, filmi çok yukarılara çıkarmayı başaramıyor. Güldürmek için çabalarken, işin romantizm kısmını da es geçtiği bölümler oluyor. Filmin bütünlüğünü sarsan bu hatalar, senaryoyu bölünmüş gibi gösteriyor.

Filmimiz, otorite çıkışına ve romantik edebiyat alıntılarına rağmen derin sularda yüzmüyor elbette. Soğuk İngiltere’den Kaliforniya’nın tropikal iklimine geçiş yapınca, işin eğlence kısmı daha ağır basıyor. Devamında basmakalıp bir romantik komedi olarak devam eden filmde, yenilikçi bir özellik bulmak imkansız denebilecek kadar zor. Keza, bütün eğlence ve komedi yükünü Pierce Brosnan’ın karakteri üstlenirken, bir yerden sonra Salma Hayek de ona eşlik etmeye başlıyor. Ancak; Pierce Brosnan, Salma Hayek ve Jessica Alba üçlüsü arasında tutmamış bir ilişki olduğu ilk andan itibaren göze çaprıyor. Salma Hayek rolünü çok yüzeysel oynarken, Jessica Alba ise artık olgun bir oyuncu olduğunu kanıtlama derdindeymiş gibi duruyor. Pierce Brosnan ise, üzerinden yıllar geçmiş olsa da, James Bond rolünden pek sıyrılamamış gibi duruyor. Özellikle filmin başlarındaki bar sahnesinde o meşhur Bond repliğini tekrarlayacakmış gibi bir izlenim bırakıyor. Tabii, film içerisinde kendi sınırlarını aştığını ve abartılı jestlerini sergileyebildiği sahneler de var. Bununla beraber, Malcolm McDowell’ın karakterinin bir süreliğine filme renk kattığını söylemeden geçmek de olmaz.

Oyuncu kadrosunun yarattığı etkiyle, izleyenleri sinemaya çekmeyi amaçlayan İki Aşk Arasında, fazlasıyla sıradan ve türünün kalıplaşmış hamlelerini kullanan bir çizgide ilerliyor. Yer yer ırkçı ve stereotipleri hedef alan şakalarla güldürmeyi amaçlayan film, ne yazık ki vasatın üstüne çıkamıyor.

Otoriteye birçok açıdan yaklaşabilir, otoriteye karşı birçok şekilde mücadele verebilirsiniz. Birlikte yaşamak zorunda olunan bir otoritenin varlığı ise, insanın karakterinde büyük bir etki yaratabilir, hatta daha da ileri giderek, yıllar içinde gelişen karakterler bu mevcut otoriteye gösterilen tepki paralelinde şekillenir. What Happens In Vegas (2008) ve Extraordinary Measures (2010) gibi filmleriyle tanınan yönetmen Tom Vaughan’ın, oyuncu kadrosuyla öne çıkan son filmi İki Aşk Arasında - How To Make Love Like An Englishman, aile içi otoriteden yola çıkarak olağan bir romantik komedi örneği sunuyor. Cambridge Üniversitesi’nde Romantik Edebiyat dersleri veren çapkın edebiyat profesörü Richard (Pierce Brosnan), öğrencilerinden biri olan Kate (Jessica Alba) ile ilişki yaşamaktadır. Richard Kate’in ablası Olivia (Salma Hayek) ile tanıştığı akşam, Kate’in hamile olduğunu öğrenir. Amerika’da iş bulan ve taşınmaya hazırlanan Kate ile gitmeyi kabul eden Richard, hayatında zorlu bir döneme girer. İlginç bir şekilde İki Aşk Arasında, otoriteye karşı söylemlerle başlıyor. Otoriteye karşı geldiği için çevresi tarafından sevilen aşırı otoriter bir babanın güzellemesiyle açıldıktan sonra, Londra manzaralarıyla günümüze geçiş yapıyor. Bu açılış sahnesi ilginç, çünkü İki Aşk Arasında ilk bakışta bu tarz kapsamlı söylemleri temellendirebilecek bir yapıda durmuyor. Zaten bunu baba-oğul ilişkisinin dinamiklerinden öteye de götüremiyor. Buradan yola çıkarak kuşaklar arası çatışmaya yöneliyor ve üç kuşak arasında bağlantılar kuruyor. “Romantik edebiyat, günümüz gençlerinde nasıl bir etki bırakıyor?” sorusuyla da bu bağlamları somutlaştırmaya gayret ediyor. Çoğunlukla Lord Byron'dan yola çıkarak, romantik akımı yer yer filmin içine yedirmeye çalışarak farklı bir atmosfer yaratmaya niyetleniyor. Kuşak çatışmasından beslenirken, coğrafyaların farklılıklarını da güldürü unsuru olarak kullanmak isteyen yönetmen Tom Vaughan, filmi çok yukarılara çıkarmayı başaramıyor. Güldürmek için çabalarken, işin romantizm kısmını da es geçtiği bölümler oluyor. Filmin bütünlüğünü sarsan bu hatalar, senaryoyu bölünmüş gibi gösteriyor. Filmimiz, otorite çıkışına ve romantik edebiyat alıntılarına rağmen derin sularda yüzmüyor elbette. Soğuk İngiltere’den Kaliforniya’nın tropikal iklimine geçiş yapınca, işin eğlence kısmı daha ağır basıyor. Devamında basmakalıp bir romantik komedi olarak devam eden filmde, yenilikçi bir özellik bulmak imkansız denebilecek kadar zor. Keza, bütün eğlence ve komedi yükünü Pierce Brosnan’ın karakteri üstlenirken, bir yerden sonra Salma Hayek de ona eşlik etmeye başlıyor. Ancak; Pierce Brosnan, Salma Hayek ve Jessica Alba üçlüsü arasında tutmamış bir ilişki olduğu ilk andan itibaren göze çaprıyor. Salma Hayek rolünü çok yüzeysel oynarken, Jessica Alba ise artık olgun bir oyuncu olduğunu kanıtlama derdindeymiş gibi duruyor. Pierce Brosnan ise, üzerinden yıllar geçmiş olsa da, James Bond rolünden pek sıyrılamamış gibi duruyor. Özellikle filmin başlarındaki bar sahnesinde o meşhur Bond repliğini tekrarlayacakmış gibi bir izlenim bırakıyor. Tabii, film içerisinde kendi sınırlarını aştığını ve abartılı jestlerini sergileyebildiği sahneler de var. Bununla beraber, Malcolm McDowell’ın karakterinin bir süreliğine filme renk kattığını söylemeden geçmek de olmaz. Oyuncu kadrosunun yarattığı etkiyle, izleyenleri sinemaya çekmeyi amaçlayan İki Aşk Arasında, fazlasıyla sıradan ve türünün kalıplaşmış hamlelerini kullanan bir çizgide ilerliyor. Yer yer ırkçı ve stereotipleri hedef alan şakalarla güldürmeyi amaçlayan film, ne yazık ki vasatın üstüne çıkamıyor.

Yazar Puanı

Puan - 44%

44%

44

Oyuncu kadrosunun yarattığı etkiyle, izleyenleri sinemaya çekmeyi amaçlayan İki Aşk Arasında, fazlasıyla sıradan ve türünün kalıplaşmış hamlelerini kullanan bir çizgide ilerliyor.

Kullanıcı Puanları: 3.85 ( 1 votes)
44
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi