Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa

Merakla beklediğimiz birçok filmi, farklı kategori başlıkları altında bir araya getiren !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Film Festivali, 14. yaşını kutladığı 2015 yılında artık sadece Türkiye’nin değil Dünya’nın da sayılı film festivalleri arasına girmeye hazırlanıyor. Durum böyle olunca, 42 ülkeden 115 filmin gösterileceği !f 2015 süresince seyredeceğimiz filmleri de özenle seçmemiz gerekiyor.

Biz de festival programı açıklanır açıklanmaz elimize kağıt kalemi aldık, bir yandan kitapçık üzerinden filmleri işaretlerken bir yandan da filmlerle ilgili kısa kısa notlar almaya başladık. Bunun sonucunda sizlerin de işine yarayabileceğini düşündüğümüz 25 filmlik bir öneri listesi hazırladık. 

Hazırlayanlar: Batu Anadolu, Utku Ögetürk

!f 2015: 25 Film Önerisi

99 Homes

Amerika’nın emlak krizinin tam ortasında, krizin yüzbinlerce kurbanından bir ailenin hikayesine tanığız. İpotekli evlerinin ödemelerinde geciken Dennis ve ailesi günün birinde emlakçı Rick Carver tarafından, polis eşliğinde kapıya koyulmuş bulurlar kendilerini. Rick Carver buz gibi, güce ve paraya duyduğu arzuyla şeytanı anımsatan biri. 99 Ev’in ev tahliye sahneleri Rahmani’nin en kalp kıran sahnelerine taş çıkaracak güçte: kâr amacındaki Amerika’nın istatistiklerinin ardındaki insanların can çekişmelerine bakakalıyoruz. Dennis önce ailesine küçük bir motelde başlarını sokacak bir yer buluyor, sonra evini geri alma umuduyla Rick Carver’ın iş teklifini kabul ediyor. Bahrani bir kez daha kendi hayatlarından mahrum bırakılan insanların yanı başında yürümeye amansız bir davet çıkarıyor. Bir adamın çaresizliği, ailesine sevgisi ve çok yanlış kararları üzerinden, yaşadığımız yerin cehennemle ortak noktalarına işaret ediyor. Böyle bir dünyada nasıl oluyor da hâlâ ruhlarımıza tutunabiliyoruz?

Neden izlenmeli? Bir kez daha Amerikan rüyasının perde arkasında yatan bir drama odaklanan Ramin Bahrani’nin Andrew Garfield ile Michael Shannon’ı karşı karşıya getiren oyuncu tercihleri bile heyecan verici.

[youtube width=”600″ height=”350″ video_id=”WnNEjYGkdHA”]

A Girl Walks Home Alone At Night

Yeraltında olana dair merak değişik kültürleri her zaman büyüleye gelmiştir. İran’ın ilk vampir/western filmi olarak lanse edilen Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız bizi hayalî yeraltı kenti Bad City’nin karanlık ve tenha köşelerine davet ediyor. Ölümsüzlüğünün keyfini çıkaran Kız bu terkedilmiş kentin kasvetli sokaklarında gezinmekte, av peşinde koşmaktadır. Drakula kostümlü Arash’la karşılaşması romantik kıpırtılar başlatacaktır. Büyüleyici siyah-beyaz görüntülerin ve psikedelik müziklerin eşliğinde muhteşem bir soundtrack ile uzun süre akıllara kazınması muhtemel atmosferik ve distopik bir dünyanın kapıları açılır. Ana Lily Amirpour, bu ilk filminde tekinsizi tasvir edişiyle ve vampir sinemasına getirdiği taze solukla en heyecan verici yeni nesil sinemacılardan biri olarak hafızalarda yer ediyor.

Neden izlenmeli?  Hollywood’un klişe vampir hikayelerinden sıyrılıp, ölümsüzlüğü İran’da deneyimlemek kulağa heyecan verici geliyor. 

[youtube width=”600″ height=”350″ video_id=”mbqfXcXWhuA”]

Big Eyes

Margaret Keane, koca gözlü sahipsiz yüzlerin ressamı. 60’larda bir dönem sansasyon yaratan ve Andy Warhol’a ilham verdiği iddia edilen resimlerin… Resimlerin sanatsal değeri ve Pop Art üzerindeki etkisi tartışmalı, ancak sanatın kopyalanıp kitlelere ucuza satılmasının önünü açtığı kesin. Bu pazarlama yöntemi, karısının resimlerini satabilmek için elinden geleni ardına koymayan, hatta onları kendisi resmetmiş gibi bile yapan kocasının icadı. Geçtiğimiz yüzyılın muhtemelen en büyük sahtekarlıklarından birinin hikayesi. Ama ondan daha ciddi başka bir mesele çanak tutmasa, göze alınamayacak türden bir sahtekarlık bu: Kadının sömürüsü. Amy Adams sanatçı ruhlu fakat mütevazi ve naif, bağımsız ruhlu fakat çağının edilgenliğini aşamamış bu karakteri nefis canlandırmış. Yönetmen Tim Burton da çok sevdiği sanatçıya hürmetini sunmuş. Tıpkı Ed Wood’da yaptığı gibi. Ve yine tıpkı Ed Wood’u sanki onun kamerasından çekmesi gibi, bu filmi de tatlı ve gerçekçi bir mütevaziliğin içine hapsolmuş, yardım bekleyen iri gözlerle çekmiş.

Neden izlenmeli? Tim Burton’ı çok sevmemizi sağlayan bir filmi seyretmeyeli ne kadar da uzun zaman oldu. Kendisiyle, barışma vaktimiz geldi de geçiyor bile. 

[youtube width=”600″ height=”350″ video_id=”Nmkiu-V5M5k”]

Birdman

Iñárritu filmlerinin ortak tek bir özelliği varsa, o da yoğunluk olmalı. Duygusal, entelektüel ya da hicivsel… Allahtan hepsi bir arada değil! Birdman’e gelince, oyunculuğuna mı, teatral tarzına mı, dokümanter kamerasına mı bakalım karar vermek zor. Batman’in Michael Keaton’ı, en çok Birdman rolüyle hatırlanan Riggman adlı bir oyuncuyu canlandırıyor. Yönettiği ve oynadığı kısa tiyatro oyununun maddi, manevi, kimliksel, mesleksel her derdine deva olabilmesini umut ediyor. Lakin süreç aklının sınırlarını zorlayan bir deneyime dönüşüyor. Kameranın sürekli takibi, Riggman’in her nefes alışını ya da alamayışını duymamıza neden oluyor. Sanki Michael Keaton’ın hayatından gerçek anlar çalar gibi… Öte yandan dışavurumlar fantastik olsa da fantezi bir noktadan sonra sadece metafor olmaktan çıkıyor. Sonuçta filmi duygusal olmaktan çok düşünsel yapan da bunlar. Iñárritu şöhret dünyasının derin ve yoğun bir hicvini yapmış ve bunu sahnelemiş. Sonra da üşenmemiş, bu oyun içindeki oyunu, kamerayı gözümüze sokarak filme almış. Nasıl mı yapmış? Adı Iñárritu olan bir icatla.

Neden izlenmeli? Sadece Michael Keaton’ı yeniden büyüleyici bir rol de seyretmek yeterli olacaksa bile; Iñárritu’nun ellerinde sinemasal bir şölene dönüşen Birdman’i seyretmek için çok fazla neden var.

[youtube width=”600″ height=”350″ video_id=”on98GlQjGok”]

Cavalo Dinheiro

Pedro Costa bugüne kadar yaptığı filmlerle sinemada çok az kişinin elde edebileceği bir yere sahip dersek çok abartmış olmayız herhalde. Lizbon’un gecekondu mahallesi Fontainhas’ta 1994 yılından beri Cape Verdeli göçmenlerle birlikte çektiği her film sadece biçimin yeniden icat edildiği sinema şaheserleri değil, ölümün ve yaşamın içinden geçen birer yolculuk aynı zamanda. Kemikler’den Gençler Yürüyor’a uzanan üçleme, yok olma sürecindeki bir mahallenin ve onun insanlarının zarifçe boyanmış ve ustaca resmedilmiş sinematografik arşivleri. At Parası, Gençler Yürüyor’dan hatırladığımız Ventura’nın, karanlık bir bodrumun uzun koridorunda yürümesiyle başlar. Bedeni uzun süre duvarların küflerine maruz kalmış olan Ventura’nın elleri bir sinir rahatsızlığından ötürü hiç durmadan titremektedir. Dışarıdaysa bir devrim olmaktadır. Ventura’nın sayıklamaları ve iç dünyasıyla sarmalanan At Parası, büyüleyici ve minimalist anlatımıyla hem ışığın hem de karanlığın içinden geçtiği bir yol(culuk) filmi.

Neden izlenmeli? Geçen yıl Sight & Sound dergisinin 2014’ün en iyileri listesinde yer alarak dikkatleri çeken film, Portekiz’in en usta yönetmenlerinden Pedro Costa’nın en iyi yaptığı iş olan “minimalist dokunuş”lardan nasibini almışa benziyor.

[youtube width=”600″ height=”350″ video_id=”8wm13EugiDA”]

Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi