Kendini; “Çocukluğundan beri çektiği her türlü acıya ve haksızlığa karşın ‘iyi’ kalmaya direnen bir insanın dramı” olarak tanımlayan İçimdeki İnsan, İrfan Yalçın’ın Fareyi Öldürmek isimli romanından beyazperdeye uyarlanan bir yapım. Filmin yönetmen koltuğunda oturan Aydın Sayman’ı, Janjan ve Sır Çocukları filmlerinden hatırlamanız mümkün. Vedat Erincin, Suavi Eren, Füsun Demirel, Şebnem Bozoklu ve Macit Koper gibi isimleri buluşturan filmin çekimleri Afyon’da gerçekleştirilmiş. Özünde, bir taşra hikayesi anlatma amacında olan İçimdeki İnsan, birçok edebiyat uyarlamasının düştüğü tuzağa düşüyor. Üstünkörü yazılmış diyalogları ve derinliksiz bir biçimde oluşturulan karakterleriyle, başarılı bir anlatım oluşturamıyor. Filmin senaryosunda yer alan eksikliklere ve mantıksal hatalara eklemlenen zayıf oyunculuklar ise, İçimdeki İnsan’ın sinemasal değerini iyice azaltıyor.

Filmin ilerleyen bölümlerinde gazeteci-yazar olduğunu öğreneceğimiz Nuri (Suavi Eren), babasından kalan bir tarlayı satmak için doğup büyüdüğü taşra kentine geri gelir. Birkaç günlüğüne otele yerleşen Nuri şehirde gezinirken, eski arkadaşı Sabri (Vedat Erincin)’ye rastlar ve iş çıkışı onunla buluşmak için sözleşir. Sabri tapu dairesinde çalışan, kendi halinde bir memurdur. Aynı gün, iş yerinde psikolojik bir travma geçiren Sabri, yerde bulunan tamir çantasının (?) içinden eline geçirdiği ağır bir nesne ile şefinin kafasını parçalar. Durumun haberini alan Nuri, arkadaşını ziyaret etme amacıyla mahkeme binasına gelir ve Sabri’nin niye böyle bir cinayet işlediğini öğrenmek ister. Sabri ise ona, “Ben şefi değil, bir fareyi öldürdüm” diye yanıt verir. Nuri bu olaylardan sonra İstanbul’a dönmeye hazırlanırken, Sabri’nin hapishanede intihar ettiği haberini alır. Tüm bu yaşananlar üzerine, Sabri’nin işlediği cinayetin ve intiharının altında yatan gerçekleri ortaya çıkartmaya çalışır. Nuri’nin dinlediği her hikaye, iki arkadaşın ortak geçmişlerini birbirlerine yaklaştırırken; Nuri’nin de kendi geçmişiyle yüzleşmesini sağlayacaktır.

İçimdeki İnsan’ın hikayesi aslında, insan varoluşunun temellerine dayanan, iyilik-kötülük, insan olmak gibi kavramları sorgulayan bir yapıya sahip. Bu sebeple hikayenin özü varoluşçu felsefeye bağlanırken, mekan olarak seçilen taşra ve Sabri karakterinin Çehov hikayelerindeki karakterlerle olan benzerliği de, bu varoluşçu yapıyı destekler nitelikte. Aynı Çehov hikayelerindeki karakterler gibi ‘eylemsiz’ bir karakter Sabri de. Büyük acılar yaşasa da hepsini içine gömmüş, sineye çekmiş; insanları seven, yaşamı seven, kimseye karşı kötü bir niyeti olmayan Sabri, salt saf duygularla hareket eden, sessiz, sakin, kendine ait küçük dünyasında geçinip giden bir adam. İçten içe yanan bir kor taşıyor ve bu koru harlayan bir fare, onu sürekli rahatsız ediyor. Geçmişini, korkularını, kötücül tarafını betimleyen bu farenin, durmadan Sabri’nin içini kemirmesi ise, karakterin geçireceği dönüşümün habercisi oluyor. Hikayenin ana metaforu olan fare, insan varoluşunun karanlık dehlizlerinin bir yansıması aslında. Bu sebepten; kendisini uzak tutmaya çalıştığı fare ile karşılaşınca, onu yok etmek adına, farkında olmadan bir insanı öldürüyor. Tam da bu noktada, Sabri’nin hikayesinin bir insanlık dramı olmaktan çok, kendini deliliğe vuran trajedinin ta kendisi olduğunu söyleyebiliriz.

Güçlü bir hikayesi olmasına rağmen, bu hikayenin hakkını hiçbir şekilde teslim edememiş olan İçimdeki İnsan, Sabri dışındaki karakterlerinin hemen hemen hepsini üstünkörü bir biçimde dramatize ediyor. Özellikle Nuri karakteriyle ilgili detayların boş bırakılması, Sabri’nin ağabeyinin anlattığı hikaye dışında kalan hikayelerin sığ ve basit bir biçimde oluşturulması, senaryodaki mantık hatalarının gözümüze gözümüze çarpan varlığı, birkaç isim dışında geri kalan oyuncuların amatör nitelikteki oyunculukları, İçimdeki İnsan’ı bir sinema filminden ziyade TV filmi olmaya daha çok yaklaştırıyor.

Filmin, görüntü yönetmenliği koltuğunda oturan Eyüp Boz’un yakaladığı bazı kadrajlar dışında, pek bir artısı yok. Ne yazık ki bir filmin güçlü ve sağlam bir hikayeye sahip olması, onun sanatsal değerini tek başına belirlemiyor. Sinema gibi görsellik üzerine kurulu olan bir sanatın ise senaryo, sinematografi, yönetmenlik, oyunculuk, ışık, ses gibi dengelerin hepsini başarılı bir biçimde ve hakkını vererek teslim etmesi gerekiyor. İçimdeki İnsan ise, bu sacayaklarının üzerinde durma başarısını film boyunca gösteremiyor.

Kendini; “Çocukluğundan beri çektiği her türlü acıya ve haksızlığa karşın 'iyi' kalmaya direnen bir insanın dramı” olarak tanımlayan İçimdeki İnsan, İrfan Yalçın’ın ‘Fareyi Öldürmek’ isimli romanından beyazperdeye uyarlanan bir yapım. Filmin yönetmen koltuğunda oturan Aydın Sayman’ı, Janjan ve Sır Çocukları filmlerinden hatırlamanız mümkün. Vedat Erincin, Suavi Eren, Füsun Demirel, Şebnem Bozoklu ve Macit Koper gibi isimleri buluşturan filmin çekimleri Afyon’da gerçekleştirilmiş. Özünde, bir taşra hikayesi anlatma amacında olan İçimdeki İnsan, birçok edebiyat uyarlamasının düştüğü tuzağa düşüyor. Üstünkörü yazılmış diyalogları ve derinliksiz bir biçimde oluşturulan karakterleriyle, başarılı bir anlatım oluşturamıyor. Filmin senaryosunda yer alan eksikliklere ve mantıksal hatalara eklemlenen zayıf oyunculuklar ise, İçimdeki İnsan’ın sinemasal değerini iyice azaltıyor. Filmin ilerleyen bölümlerinde gazeteci-yazar olduğunu öğreneceğimiz Nuri (Suavi Eren), babasından kalan bir tarlayı satmak için doğup büyüdüğü taşra kentine geri gelir. Birkaç günlüğüne otele yerleşen Nuri şehirde gezinirken, eski arkadaşı Sabri (Vedat Erincin)’ye rastlar ve iş çıkışı onunla buluşmak için sözleşir. Sabri tapu dairesinde çalışan, kendi halinde bir memurdur. Aynı gün, iş yerinde psikolojik bir travma geçiren Sabri, yerde bulunan tamir çantasının (?) içinden eline geçirdiği ağır bir nesne ile şefinin kafasını parçalar. Durumun haberini alan Nuri, arkadaşını ziyaret etme amacıyla mahkeme binasına gelir ve Sabri’nin niye böyle bir cinayet işlediğini öğrenmek ister. Sabri ise ona, “Ben şefi değil, bir fareyi öldürdüm” diye yanıt verir. Nuri bu olaylardan sonra İstanbul’a dönmeye hazırlanırken, Sabri’nin hapishanede intihar ettiği haberini alır. Tüm bu yaşananlar üzerine, Sabri’nin işlediği cinayetin ve intiharının altında yatan gerçekleri ortaya çıkartmaya çalışır. Nuri’nin dinlediği her hikaye, iki arkadaşın ortak geçmişlerini birbirlerine yaklaştırırken; Nuri’nin de kendi geçmişiyle yüzleşmesini sağlayacaktır. İçimdeki İnsan’ın hikayesi aslında, insan varoluşunun temellerine dayanan, iyilik-kötülük, insan olmak gibi kavramları sorgulayan bir yapıya sahip. Bu sebeple hikayenin özü varoluşçu felsefeye bağlanırken, mekan olarak seçilen taşra ve Sabri karakterinin Çehov hikayelerindeki karakterlerle olan benzerliği de, bu varoluşçu yapıyı destekler nitelikte. Aynı Çehov hikayelerindeki karakterler gibi ‘eylemsiz’ bir karakter Sabri de. Büyük acılar yaşasa da hepsini içine gömmüş, sineye çekmiş; insanları seven, yaşamı seven, kimseye karşı kötü bir niyeti olmayan Sabri, salt saf duygularla hareket eden, sessiz, sakin, kendine ait küçük dünyasında geçinip giden bir adam. İçten içe yanan bir kor taşıyor ve bu koru harlayan bir fare, onu sürekli rahatsız ediyor. Geçmişini, korkularını, kötücül tarafını betimleyen bu farenin, durmadan Sabri’nin içini kemirmesi ise, karakterin geçireceği dönüşümün habercisi oluyor. Hikayenin ana metaforu olan fare, insan varoluşunun karanlık dehlizlerinin bir yansıması aslında. Bu sebepten; kendisini uzak tutmaya çalıştığı fare ile karşılaşınca, onu yok etmek adına, farkında olmadan bir insanı öldürüyor. Tam da bu noktada, Sabri’nin hikayesinin bir insanlık dramı olmaktan çok, kendini deliliğe vuran trajedinin ta kendisi olduğunu söyleyebiliriz. Güçlü bir hikayesi olmasına rağmen, bu hikayenin hakkını hiçbir şekilde teslim edememiş olan İçimdeki İnsan, Sabri dışındaki karakterlerinin hemen hemen hepsini üstünkörü bir biçimde dramatize ediyor. Özellikle Nuri karakteriyle ilgili detayların boş bırakılması, Sabri’nin ağabeyinin anlattığı hikaye dışında kalan hikayelerin sığ ve basit bir biçimde oluşturulması, senaryodaki mantık hatalarının gözümüze gözümüze çarpan varlığı, birkaç isim dışında geri kalan oyuncuların amatör nitelikteki oyunculukları, İçimdeki İnsan’ı bir sinema filminden ziyade TV filmi olmaya daha çok yaklaştırıyor. Filmin,…

Yazar Puanı

Puan - 35%

35%

35

Filmin senaryosunda yer alan eksikliklere ve mantıksal hatalara eklemlenen zayıf oyunculuklar, İçimdeki İnsan’ın sinemasal değerini iyice azaltıyor.

Kullanıcı Puanları: 1.74 ( 4 votes)
35
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi