1981 yılında Stockholm’de doğan ve aldığı Sinema-TV eğitiminin ardından kariyerine çeşitli televizyon projeleriyle devam eden Ertan Velimatti Alagöz’ün 2009 yılında kardeşiyle beraber yazıp yönettiği Peşpeşe filminin ardından yaptığı ve ilk solo projesi olan İçimdeki Balık, sinemamızın karakter odaklı filmlerinin son halkalarından.

Annesinin kendisine hamileyken kullandığı bazı ilaçlar yüzünden sol eli yüzgeci andıran Barış, otuzlu yaşların sonuna gelmiş bir deniz biyologudur. Uzun yıllar üniversitede çalıştıktan sonra, babasının ölümüyle birlikte onun akvaryum dükkanının sorumluluğunu üstlenmek zorunda hissetmiştir kendisini. Ruhsal düzeyde problemli bir karakter olan Barış, kışları karanlık ve depresifken yazları da aydınlık ve manik bir ruh haline bürünür. Tanıştığı hipnoterapi uzmanı Cengiz ve ardından serbest dalış denemeleri yapan aktivist dalgıç Deniz ile ilişkileri, Barış’ın hayatında önemli kırılmalara sebep olacaktır.

Karakterinin mevsimsel değişen ruh haliyle beraber kış ve yaz olarak iki bölümden oluşan İçimdeki Balık, depresif dönemdeki halini gayet düzgün bir şekilde yansıtmayı başarabilmiş. Soğuk renkler, basık ortamlar ve iç karartan mekanlarla Barış’ın ruh haline girebiliyorsunuz. Hipnoz yöntemiyle geçmişiyle yüzleştiği dakikalarda da bu değişken ruh halini sağlam temellere oturtmayı başarıyor film. Fakat gelmesini beklediği ve geldiğinde mutlu olduğu dönemde filmin ihtiyaç duyduğu patlama bir türlü gerçekleşmiyor. İçine girdiğiniz beklentinin de karşılanmayışı film sonunda bir hayal kırıklığına sebep oluyor. Bir biyolog olan ve kendi elindeki problemden yola çıkarak küçük deneyler ve araştırmalar yapan Barış’ın bu çabaları filme daha güzel yedirilebilirmiş. Filmin olumlu taraflarına gelecek olursak, özellikle filmin ikinci yarısından itibaren deniz etrafında şekillenen olaylarda doğadan beslenme konusunda hayli başarılı olunmuş. Görüntü yönetmenliğini Jarkko T. Laine’in üstlendiği film, filmde rol de alan ve su altı sporlarıyla uğraşan Okan Avcı’nın gerçekleştirdiği su altı çekimleriyle dikkat çekiyor. Barış ve Deniz’in denizde seviştikleri ve suyun altından çekilen sahne, sinemamızın en stilize sevişme sahnelerinden biri. Film vaat ettiği bilim ve aşk konularında beklenileni tam olarak veremese de, özellikle finaliyle insanın içini ısıtmayı başaran, pozitif bir yapıya sahip.

Sinemamızın, uzun zamandır karakter yaratma konusunda yaşadığı sıkıntıları aşmaya başladığını göryoruz fakat bu noktada da hikaye ve senaryo bazında kayıplar göze batıyor. İlk film olarak değerlendirildiğinde gelecek projelerinin çok daha sağlam oluşturulacağına inandığım Ertan Alagöz’ün İçimdeki Balık filmi, yazı ve denizi sevenlerin hoşuna gidebilecek bir film.

1981 yılında Stockholm’de doğan ve aldığı Sinema-TV eğitiminin ardından kariyerine çeşitli televizyon projeleriyle devam eden Ertan Velimatti Alagöz’ün 2009 yılında kardeşiyle beraber yazıp yönettiği Peşpeşe filminin ardından yaptığı ve ilk solo projesi olan İçimdeki Balık, sinemamızın karakter odaklı filmlerinin son halkalarından. Annesinin kendisine hamileyken kullandığı bazı ilaçlar yüzünden sol eli yüzgeci andıran Barış, otuzlu yaşların sonuna gelmiş bir deniz biyologudur. Uzun yıllar üniversitede çalıştıktan sonra, babasının ölümüyle birlikte onun akvaryum dükkanının sorumluluğunu üstlenmek zorunda hissetmiştir kendisini. Ruhsal düzeyde problemli bir karakter olan Barış, kışları karanlık ve depresifken yazları da aydınlık ve manik bir ruh haline bürünür. Tanıştığı hipnoterapi uzmanı Cengiz ve ardından serbest dalış denemeleri yapan aktivist dalgıç Deniz ile ilişkileri, Barış’ın hayatında önemli kırılmalara sebep olacaktır. Karakterinin mevsimsel değişen ruh haliyle beraber kış ve yaz olarak iki bölümden oluşan İçimdeki Balık, depresif dönemdeki halini gayet düzgün bir şekilde yansıtmayı başarabilmiş. Soğuk renkler, basık ortamlar ve iç karartan mekanlarla Barış'ın ruh haline girebiliyorsunuz. Hipnoz yöntemiyle geçmişiyle yüzleştiği dakikalarda da bu değişken ruh halini sağlam temellere oturtmayı başarıyor film. Fakat gelmesini beklediği ve geldiğinde mutlu olduğu dönemde filmin ihtiyaç duyduğu patlama bir türlü gerçekleşmiyor. İçine girdiğiniz beklentinin de karşılanmayışı film sonunda bir hayal kırıklığına sebep oluyor. Bir biyolog olan ve kendi elindeki problemden yola çıkarak küçük deneyler ve araştırmalar yapan Barış'ın bu çabaları filme daha güzel yedirilebilirmiş. Filmin olumlu taraflarına gelecek olursak, özellikle filmin ikinci yarısından itibaren deniz etrafında şekillenen olaylarda doğadan beslenme konusunda hayli başarılı olunmuş. Görüntü yönetmenliğini Jarkko T. Laine'in üstlendiği film, filmde rol de alan ve su altı sporlarıyla uğraşan Okan Avcı'nın gerçekleştirdiği su altı çekimleriyle dikkat çekiyor. Barış ve Deniz'in denizde seviştikleri ve suyun altından çekilen sahne, sinemamızın en stilize sevişme sahnelerinden biri. Film vaat ettiği bilim ve aşk konularında beklenileni tam olarak veremese de, özellikle finaliyle insanın içini ısıtmayı başaran, pozitif bir yapıya sahip. Sinemamızın, uzun zamandır karakter yaratma konusunda yaşadığı sıkıntıları aşmaya başladığını göryoruz fakat bu noktada da hikaye ve senaryo bazında kayıplar göze batıyor. İlk film olarak değerlendirildiğinde gelecek projelerinin çok daha sağlam oluşturulacağına inandığım Ertan Alagöz'ün İçimdeki Balık filmi, yazı ve denizi sevenlerin hoşuna gidebilecek bir film.

Yazar Puanı

Puan - 64%

64%

İlk film olarak değerlendirildiğinde gelecek projelerinin çok daha sağlam oluşturulacağına inandığım Ertan Alagöz'ün İçimdeki Balık filmi, yazı ve denizi sevenlerin hoşuna gidebilecek bir film.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
64
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi