Şimdiye kadar bir belgesel ve bir de uzun metraj çeken Mike Cahill, yazımıza konu olan son filmi I Origins (Kök) filminin oldukça ilgi uyandırıcı tanıtımıyla da birlikte tanınan ve ilgiyle takip edilmeye başlanan bir yönetmene dönüştü. Bu filmindeki daha yazımın başında özellikle belirtmek istediğim ayrıntıysa ilk filmi olan Boxers and Ballerinas belgeselini birlikte çektiği ve Another Earth filminde başrolü verdiği Brit Marling’in bu filmde de hatırı sayılı bir role sahip olması. Açıkçası ben sinemada bu tür ikili ilişkileri oldukça önemseyen ve de destekleyen biriyim ve bu ayrıntı beni oldukça sevindirdi, ama aynı şeyi film için söylemek pek de mümkün değil.

İlk olarak şunu söylemeliyim ki I Origins, tanıtımı sonucunda insanların zihninde oluşan bilimkurgu türüyle hiçbir alakası olmayan bir yapım. Hikaye klasik bilim din çatışması ve niyeyse inatla olur olmadık her bölüme sokuşturulan romantik bölümlerle, oldukça basit bir sonuca ve de söyleme ulaşıyor. Aslında başarılı bir şekilde irdelenebilse oldukça başarılı bir sonuca varabilecek bir alt metin söz konusu ama bu tamamen görmezden gelinmiş. Film bir şeyleri irdelemek yerine internette güzel sözler başlıklarıyla paylaşılan, sözde bir aydınlatma sağlatması beklenen afili cümleleri kullanarak aşırı yüzeysel bir yaklaşımı kendisine seçiyor.

Filmin bana kalırsa en iyi bölümleri bilimsel hikayelerin olduğu yerler ama yönetmen buraları aşk hikayesinin yanında çok basit görmüş olacak ki oldukça kısa tutmuş. Aslında oyunculuk, kurgu ve müzik kullanımı konusunda belli bir başarı söz konusu yani en nihayetinde I Origins kendini izletmeyi başarıyor ama hepsi bu kadar mı? Hikayenin devamlılığını sağlamak için; hadi ilk seferde hoş bir mizansenle kotarılmış, ikincide çok göze batmamış ama artık üç ve daha fazlasında gerçeklikten uzaklaşan komik tesadüflere ne demeli?

Bir kere hikayedeki her kahraman çok klişe bir şekilde yaratılmış. Kimin neye nasıl tepki vereceğini o karakter daha sahneye girer girmez anlayabiliyorsunuz. Özellikle Michael Pitt’in canlandırdığı Doktor Ian karakteri ancak bu kadar düz ve itici derecesinden klişe olabilirdi. Karakterlerin tavırlarının yanında giyim tarzı ve düşünce yapısı öylesine basit ve taklitçi tasarlanmış ki “Cahill böyle bir baş karakterin olmasına nasıl izin vermiş?” diye düşünmeden edemiyor insan.

Karakterlerin dışında yönetmenin bazı konulara yaklaşımında da oldukça büyük sıkıntılar var. Filmin sonlarındaki Hindistan sahneleri öylesine oryantalist bir bakış açısıyla oluşturulmuş ki gerçeklik (Kimin gerçekliği?) denen şey itibarsızlaştırılmış veya umarsızca kullanılmış. Filmin Amerika’daki bölümünde her karakterin iyi kötü ruhsal derinliğiyle ilgili bir şeyler söylenirken Hindistan’daki karakterler niyeyse bir insan gibi değil de bir deney faresi gibi resmedilmiş. Ayrıca herkesin sular seller gibi İngilizce konuşmasına da diyecek bir şey bulamıyorum.

I Origins için söylenebilecek en olumlu şey yaratılan hikayenin potansiyeli. Film gerçekten çok iyi olabilirmiş. Evet belli bir standart yakalanmış ama bu potansiyelin kullanılmayan tüm o derinlikli bölümlerini düşününce ortaya gerçekten çok iyi bir şey çıkabilirdi.

Açıkçası film beklediğimden kötü çıktı. Bundaki en büyük etmen filmin kafa karıştıran tanıtım stratejisi elbette. Film bilim kurgu değildi, gözler üzerinden anlatılmaya çalışılan hikaye basit din-bilim sohbetlerinden öteye gidemeyen cıvık romantizmle doldurulmuştu, ve baş karakter çok fazla klişeydi. Yine de belli sahnelerde yeni şeylerin denenmiş olması umut verici. Mike Cahill’in filmografisindeki zayıf filmlerden biri olacak bir yapım. Umarım yönetmen yeni şeyler deneme cesaretini güçlendirerek hikayelerdeki gerçek, derinlikli potansiyellere odaklanma konusunda biraz kafa yorar. Çünkü böyle bir filmi her hangi bir yönetmen de çeker. Bizim beklediğimiz sıradan bir film değil, bir Mike Cahill filmi.

Şimdiye kadar bir belgesel ve bir de uzun metraj çeken Mike Cahill, yazımıza konu olan son filmi I Origins (Kök) filminin oldukça ilgi uyandırıcı tanıtımıyla da birlikte tanınan ve ilgiyle takip edilmeye başlanan bir yönetmene dönüştü. Bu filmindeki daha yazımın başında özellikle belirtmek istediğim ayrıntıysa ilk filmi olan Boxers and Ballerinas belgeselini birlikte çektiği ve Another Earth filminde başrolü verdiği Brit Marling’in bu filmde de hatırı sayılı bir role sahip olması. Açıkçası ben sinemada bu tür ikili ilişkileri oldukça önemseyen ve de destekleyen biriyim ve bu ayrıntı beni oldukça sevindirdi, ama aynı şeyi film için söylemek pek de mümkün değil. İlk olarak şunu söylemeliyim ki I Origins, tanıtımı sonucunda insanların zihninde oluşan bilimkurgu türüyle hiçbir alakası olmayan bir yapım. Hikaye klasik bilim din çatışması ve niyeyse inatla olur olmadık her bölüme sokuşturulan romantik bölümlerle, oldukça basit bir sonuca ve de söyleme ulaşıyor. Aslında başarılı bir şekilde irdelenebilse oldukça başarılı bir sonuca varabilecek bir alt metin söz konusu ama bu tamamen görmezden gelinmiş. Film bir şeyleri irdelemek yerine internette güzel sözler başlıklarıyla paylaşılan, sözde bir aydınlatma sağlatması beklenen afili cümleleri kullanarak aşırı yüzeysel bir yaklaşımı kendisine seçiyor. Filmin bana kalırsa en iyi bölümleri bilimsel hikayelerin olduğu yerler ama yönetmen buraları aşk hikayesinin yanında çok basit görmüş olacak ki oldukça kısa tutmuş. Aslında oyunculuk, kurgu ve müzik kullanımı konusunda belli bir başarı söz konusu yani en nihayetinde I Origins kendini izletmeyi başarıyor ama hepsi bu kadar mı? Hikayenin devamlılığını sağlamak için; hadi ilk seferde hoş bir mizansenle kotarılmış, ikincide çok göze batmamış ama artık üç ve daha fazlasında gerçeklikten uzaklaşan komik tesadüflere ne demeli? Bir kere hikayedeki her kahraman çok klişe bir şekilde yaratılmış. Kimin neye nasıl tepki vereceğini o karakter daha sahneye girer girmez anlayabiliyorsunuz. Özellikle Michael Pitt’in canlandırdığı Doktor Ian karakteri ancak bu kadar düz ve itici derecesinden klişe olabilirdi. Karakterlerin tavırlarının yanında giyim tarzı ve düşünce yapısı öylesine basit ve taklitçi tasarlanmış ki “Cahill böyle bir baş karakterin olmasına nasıl izin vermiş?” diye düşünmeden edemiyor insan. Karakterlerin dışında yönetmenin bazı konulara yaklaşımında da oldukça büyük sıkıntılar var. Filmin sonlarındaki Hindistan sahneleri öylesine oryantalist bir bakış açısıyla oluşturulmuş ki gerçeklik (Kimin gerçekliği?) denen şey itibarsızlaştırılmış veya umarsızca kullanılmış. Filmin Amerika’daki bölümünde her karakterin iyi kötü ruhsal derinliğiyle ilgili bir şeyler söylenirken Hindistan’daki karakterler niyeyse bir insan gibi değil de bir deney faresi gibi resmedilmiş. Ayrıca herkesin sular seller gibi İngilizce konuşmasına da diyecek bir şey bulamıyorum. I Origins için söylenebilecek en olumlu şey yaratılan hikayenin potansiyeli. Film gerçekten çok iyi olabilirmiş. Evet belli bir standart yakalanmış ama bu potansiyelin kullanılmayan tüm o derinlikli bölümlerini düşününce ortaya gerçekten çok iyi bir şey çıkabilirdi. Açıkçası film beklediğimden kötü çıktı. Bundaki en büyük etmen filmin kafa karıştıran tanıtım stratejisi elbette. Film bilim kurgu değildi, gözler üzerinden anlatılmaya çalışılan hikaye basit din-bilim sohbetlerinden öteye gidemeyen cıvık romantizmle doldurulmuştu, ve baş karakter çok fazla klişeydi. Yine de belli sahnelerde yeni şeylerin denenmiş olması umut verici. Mike Cahill’in filmografisindeki zayıf filmlerden biri olacak bir yapım. Umarım yönetmen yeni şeyler deneme cesaretini güçlendirerek hikayelerdeki gerçek, derinlikli potansiyellere…
Puan - 63 / 100

6.3

I Origins için söylenebilecek en olumlu şey yaratılan hikayenin potansiyeli, film gerçekten çok iyi olabilirmiş.

Kullanıcı Puanları: 3.27 ( 11 votes)
6
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi