Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi filmini izledikten sonra İran sinemasının ünlü yönetmeni Mecid Mecidi’nin kendi sinemasal bakış açısının prodüksiyonel anlamda genişletilmiş haliyle karşılaştım diyebilirim. İran sinemasının en azından bir zamanlar ‘çocuk’ dünyasına yönelmiş hali gerçek ve fantastik dünyanın kapılarını bize bir hayli açmıştı. Mecidi’nin öne çıkan filmleri de büyüklerin dünyası içinde sıkışıp kalmış çocuk kimliği üzerine daha çok. Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi filmini izlerken de aynı şeyi hissettim. Büyüklerin ezici dünyasında sıkışıp kalmış bir çocuk Muhammed!

Yönetmenin çocuk tarafında kalmasının çeşitli sebepleri vardır diye düşünüyorum. Peygamber hassasiyeti, dokunulmazlığı, resmedilememesi başlı başına bir sebep. Bu sebeple, İslamiyeti temsil eden tek film Çağrı olarak kaldı uzun yıllar boyunca. Akad’ın hakkını vermek lazım o hassas dengeleri gözeterek, insanların taa yüreklerini saracak duyarlılıkta bir ‘peygamber’ filmi çekmeyi başarmıştı. Ama Mecidi hem cesur hem de alternatif bir şey sunuyor İslam alemine. Devamını getirip getirmeyeceğini bilmiyoruz ama Muhammed’in 12 yaşına kadarki hali bize anlatılan. Mecidi’nin bakışıyla işin peygamberlik kısmını çıkarırsak elimizde bir ‘mucize çocuk’ durumu kalıyor. Sünni ve Şii kaynaklarından faydalandığını söyleyen Mecidi, filmde farkında olarak ya da olmayarak baskın bir Şii algısı yaratıyor. Yani çocuk Muhammed’in hayatı, algısı ve şekillenmesinde Hazreti İbrahim öğretileriyle Şii etkisinin fazlaca olduğu vurgusu ön planda.

O yılların Arabistan’ına baktığımızda Yahudiler’in Musa’nın yerine geçecek yeni peygambere hoş bakmamaları ve hatta onu ortadan kaldırmak istediklerine dair uzun bir çaba anlatılıyor. Geri kalan, yani ticari faaliyetleri elinde tutan bir kesim ise peygamber gelirse Mekke’deki putların yok olacağı ve kimsenin onlara tapınmak için gelmeyeceğinden kaygılanıyor! Yani ‘görünmez’ bir varlığın kendilerine maddi bir şey katamayacağından. Muhammed bu kaotik ortamda gayet gizli saklı, annesine hasret, süt annesinin gözetiminde bir hayat sürüyor. Beden olarak gördüğümüz Muhammed’in yüzü hiçbir şekilde kameranın önüne düşmüyor; (sadece çok küçükken bir sahnede parmaklarının arasından gözlerini görüyoruz) konuşmuyor. Söyledikleri altyazıyla veriliyor. Ama bu halde bile izlemeden filmi ‘haram’ sayıp reddeden ülkeler oldu. Bizde de birtakım denetlemelerden, izlemelerden geçerek vizyonda!

Mecidi’nin bakış açısı Hz. Muhammed’in hayatındaki mucizeleri sinemanın gücüyle bir kez daha aktarmak üzerine kurulu. Sinema dilini uhreviyat üstüne ve herkesi kucaklamaya çalışan bir duygusallıkta kurduğu daha filmin ilk karelerinden kendisini hissettiriyor. Bir anlamda filmin peygamberin çocukluğuna ilişkin iyi ve bilgilendirici detayları yakaladığını düşünüyorum. Mesela putperestlerin insanları kurban edeceği sahnede Muhammed’in mucizesini konuşturup, denizden karaya balık yağdırmasının çok bilinen bir şey olmadığı aşikar. O sahnede Musa’nın denizi yarıp insanları geçirmesi sahnesi akla geliyor ki, bu algı yönetiminde Musa peygamberle ilgili yapılan filmlerin etkisini yok sayamayız. Mesela Muhammed yeni doğmuş kızını öldürmek isteyen babaya sözleriyle öyle güzel bir ders veriyor ki… Mucizeye gerek yok. Burada sadece vicdan ve sevgi duygularını geçiriyor yönetmen bize. Mecidi mucizevi ve sade mesajları filmin içine gayet yerli yerinde yerleştiriyor. Hint besteci A.R. Rahman’ın sürekli bastıran müzikleri de seyirciyi o duygusal atmosfere çağıran başka bir misyon üstleniyor.

Muhammed’in hayatını anlatarak islamofobiye dur demek istediğini açıklayan Mecidi, filmin genel mesajını da barış, kardeşlik ve hoşgörü mesajları çerçevesinde kurmaya dikkat etmiş. Hristiyan rahibin peygamber hakkında Ebu Talib’e söyledikleri, görür görmez onun peygamber olacağına inandığını belirttiği övgüler de filme ulvi bir mesaj katıyor.

Mecidi kendi tarzını Hollywood kalıplarında yeniden yeşertiyor ve iyi bir sonuca ulaşıyor. Kendi adıma gayet fantastik bir hikaye izledim diyebilirim. Ve bundan da keyif aldım. Mecidi iki yıllık araştırmanın ve üç yıllık bir çekimin ardından filmi bitirmiş; ortaya iyi ve naif mesajlarla dolu bir film çıkmış. O yüzden yüzü görünüyor, görünmüyor tartışmalarından çok bu basit ama etkili mesajları tekrardan hafızaya almalı insanlar…

Hz. Muhammed: Allah'ın Elçisi filmini izledikten sonra İran sinemasının ünlü yönetmeni Mecid Mecidi’nin kendi sinemasal bakış açısının prodüksiyonel anlamda genişletilmiş haliyle karşılaştım diyebilirim. İran sinemasının en azından bir zamanlar ‘çocuk’ dünyasına yönelmiş hali gerçek ve fantastik dünyanın kapılarını bize bir hayli açmıştı. Mecidi’nin öne çıkan filmleri de büyüklerin dünyası içinde sıkışıp kalmış çocuk kimliği üzerine daha çok. Hz. Muhammed: Allah’ın Elçisi filmini izlerken de aynı şeyi hissettim. Büyüklerin ezici dünyasında sıkışıp kalmış bir çocuk Muhammed! Yönetmenin çocuk tarafında kalmasının çeşitli sebepleri vardır diye düşünüyorum. Peygamber hassasiyeti, dokunulmazlığı, resmedilememesi başlı başına bir sebep. Bu sebeple, İslamiyeti temsil eden tek film Çağrı olarak kaldı uzun yıllar boyunca. Akad’ın hakkını vermek lazım o hassas dengeleri gözeterek, insanların taa yüreklerini saracak duyarlılıkta bir ‘peygamber’ filmi çekmeyi başarmıştı. Ama Mecidi hem cesur hem de alternatif bir şey sunuyor İslam alemine. Devamını getirip getirmeyeceğini bilmiyoruz ama Muhammed’in 12 yaşına kadarki hali bize anlatılan. Mecidi’nin bakışıyla işin peygamberlik kısmını çıkarırsak elimizde bir ‘mucize çocuk’ durumu kalıyor. Sünni ve Şii kaynaklarından faydalandığını söyleyen Mecidi, filmde farkında olarak ya da olmayarak baskın bir Şii algısı yaratıyor. Yani çocuk Muhammed’in hayatı, algısı ve şekillenmesinde Hazreti İbrahim öğretileriyle Şii etkisinin fazlaca olduğu vurgusu ön planda. O yılların Arabistan’ına baktığımızda Yahudiler’in Musa’nın yerine geçecek yeni peygambere hoş bakmamaları ve hatta onu ortadan kaldırmak istediklerine dair uzun bir çaba anlatılıyor. Geri kalan, yani ticari faaliyetleri elinde tutan bir kesim ise peygamber gelirse Mekke’deki putların yok olacağı ve kimsenin onlara tapınmak için gelmeyeceğinden kaygılanıyor! Yani ‘görünmez’ bir varlığın kendilerine maddi bir şey katamayacağından. Muhammed bu kaotik ortamda gayet gizli saklı, annesine hasret, süt annesinin gözetiminde bir hayat sürüyor. Beden olarak gördüğümüz Muhammed’in yüzü hiçbir şekilde kameranın önüne düşmüyor; (sadece çok küçükken bir sahnede parmaklarının arasından gözlerini görüyoruz) konuşmuyor. Söyledikleri altyazıyla veriliyor. Ama bu halde bile izlemeden filmi ‘haram’ sayıp reddeden ülkeler oldu. Bizde de birtakım denetlemelerden, izlemelerden geçerek vizyonda! Mecidi’nin bakış açısı Hz. Muhammed’in hayatındaki mucizeleri sinemanın gücüyle bir kez daha aktarmak üzerine kurulu. Sinema dilini uhreviyat üstüne ve herkesi kucaklamaya çalışan bir duygusallıkta kurduğu daha filmin ilk karelerinden kendisini hissettiriyor. Bir anlamda filmin peygamberin çocukluğuna ilişkin iyi ve bilgilendirici detayları yakaladığını düşünüyorum. Mesela putperestlerin insanları kurban edeceği sahnede Muhammed’in mucizesini konuşturup, denizden karaya balık yağdırmasının çok bilinen bir şey olmadığı aşikar. O sahnede Musa’nın denizi yarıp insanları geçirmesi sahnesi akla geliyor ki, bu algı yönetiminde Musa peygamberle ilgili yapılan filmlerin etkisini yok sayamayız. Mesela Muhammed yeni doğmuş kızını öldürmek isteyen babaya sözleriyle öyle güzel bir ders veriyor ki… Mucizeye gerek yok. Burada sadece vicdan ve sevgi duygularını geçiriyor yönetmen bize. Mecidi mucizevi ve sade mesajları filmin içine gayet yerli yerinde yerleştiriyor. Hint besteci A.R. Rahman’ın sürekli bastıran müzikleri de seyirciyi o duygusal atmosfere çağıran başka bir misyon üstleniyor. Muhammed’in hayatını anlatarak islamofobiye dur demek istediğini açıklayan Mecidi, filmin genel mesajını da barış, kardeşlik ve hoşgörü mesajları çerçevesinde kurmaya dikkat etmiş. Hristiyan rahibin peygamber hakkında Ebu Talib’e söyledikleri, görür görmez onun peygamber olacağına inandığını belirttiği övgüler de filme ulvi bir mesaj katıyor. Mecidi kendi tarzını Hollywood kalıplarında yeniden yeşertiyor ve iyi bir sonuca ulaşıyor.…

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

68

Mecidi iki yıllık araştırmanın ve üç yıllık bir çekimin ardından filmi bitirmiş; ortaya iyi ve naif mesajlarla dolu bir film çıkmış. O yüzden yüzü görünüyor, görünmüyor tartışmalarından çok bu basit ama etkili mesajları tekrardan hafızaya almalı insanlar…

Kullanıcı Puanları: 3.7 ( 77 votes)
68
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi