“Beş polis aldıkları bir telefon sonrası kendilerini Lovecraftvari bir cehennemde bulurlar.” Bu fikir üzerinden Can Evrenol’un aynı adlı kendi kısa filminden uzun metraja dönüştürdüğü Baskın, ucuz cin filmleri arasında kaybolan Türk sinemasında bir milat olarak karşımıza çıkmıştı. Yönetmenliği, atmosferi ve müzikleri güçlü, bol kanlı bir cehennem senfonisi olan Baskın, Freudyen şemalara uyan karakter tahlilleriyle de dünya sinemasının korku örnekleriyle yarışabilecek tek Türk korku filmi olarak sinemamız adına bir kapı açmıştı. Baskın’ın Türkiye’den çok yurt dışında ve daha underground film festivallerinde ilgi görmesinin –istismar sinemasına yakın bir ‘gore’ anlatım benimsemesi sebebiyle- Evrenol’un ikinci uzun metrajında İngilizce korku filmi çekmesine ön ayak olduğunu söyleyebiliriz. Evrenol yine uçuk, delişmen, sinefil fikirlerini korkutucu olduğu kadar ‘fun house’ kafasıyla birleştiren keyifli bir geceyarısı çılgınlığına imza atıyor. Baskın ile konu/atmosfer bakımından John Carpenter – Clive Barker arası tuhaf bir dünya yaratan yönetmen, Housewife’ta ise açılış sekansından itibaren atmosferin ve renklerin çiğliğiyle Dario Argento - Lucio Fulci topraklarında geziniyor. Holly (Clementine Poidatz)’nin ailesinin katledildiğine tanık olduğu çocukluk travması üzerinden fantazmagorya dalgalanmalarına, cinselliğe, aileye ve karabasanlara dair klostrofobik bir atmosfer tasarlayan film, özellikle ikinci yarıdaki ULM tarikatı sahnesinden itibaren astral seyahat yolculuklarının, rüya içinde rüyaların devreye girdiği katmanlı kurgunun ve kıyametin resmedilişinin gerçekleştiği bir fanteziye doğru evriliyor. Evrenol, 70’lerin İtalyan korku filmlerindeki gibi yoğun erotizm içeren sahnelerde Poidatz’ın cesurluğundan güç alırken bu atmosferi ‘gotik’ ve ‘giallo’ etkileriyle harmanlıyor. Poidatz’ın epey Charlotte Gainsbourg’u –bilhassa Antichrist’taki halini- anımsatan fiziksel aurası ve David Sakurai (Bruce O’Hara)’nin siyah giyinimli, deri eldivenli, karizmatik, gizemli tarikat lideri portresi karakterleri yeterince ilgi çekici kılıyor. Housewife: Sadece Rüyaların ve Sen Yerli korku filmi yönetmenlerinin formülize, gişe odaklı, hepsi birbirini andıran yapıtlarının arasında adeta ‘ben bu ülke sinemasına ait değilim’ diye bağıran Baskın ve Housewife, hem Toronto’nun meşhur ‘Midnight Madness’ izleyicisi hem de Sitges’in coşkulu kitlesi tarafından heyecanla karşılanan, Eli Roth ve Xavier Gens gibi yönetmenlerin övgülerini dile getirdiği filmler. Evrenol’un kafasındaki çılgın fikirleri beyazperdeye aktarırken işinin ehli bir sanat/makyaj ekibiyle çalışması, atmosfer yaratımına maksimum önem vermesi ve kanın dozajı konusunda elini hiç korkak alıştırmaması bu başarıda en önemli faktörler. Housewife için doğum sekansında Rosemary’s Baby ya da kıyamet tasvirinde The Mist benzetmeleri yapanlar elbet olacaktır fakat Evrenol’un kısa filmlerini de takip edenler bu sahnelerin esas öykündüğü yerin To My Mother and Father (2010) olduğunu anlayacaktır. To My Mother and Father’da çocuğun taktığı maske Housewife’da Sakurai’nin yüzüne geçirdiği maskeyi andırırken ya da her iki filmde de hamile anne karakterler arasında çağrışımlar yaptırırken, kısa filmde beş saniye süren Lovecraftvari sahne ise burada işin içine kıyamet alametleri ve tablo eklenerek daha prodüksiyonlu haliyle kotarılmış gözüküyor. Housewife’ın Filmekimi gösteriminden sonra farklı ülkelere mensup oyuncuların İngilizcelerine yönelik gelen eleştiriler ise anca Türkiye’de yaşanabilecek bir durum, zira Türkiye’de herkes ‘İngilizce uzmanı’ kesilmeyi çok sevdiği için arada böyle tuhaf çıkarımlar yapılabiliyor. Evrenol’un burada kurduğu yapı 70’ler İtalyan korku sinemasının B-filmleri ayarında ve bu tarz filmlerde kullanılan dilin çoğu zaman ucuz olduğu unutulmamalı. Kaldı ki, Fransız aktris Clementine Poidatz şu sıralar National Geographic’in popüler dizisi Mars’ta, Danimarkalı-Japon aktör David Sakurai ise Iron Fist dizisinin ardından Fantastic Beasts 2 filminin kadrosunda yer alan uluslararası oyuncular. Dolayısıyla…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

70

Housewife, 70’lerin İtalyan korku filmlerindeki gibi yoğun erotizm içeren sekanslarını gotik ve giallo etkileriyle harmanlarken astral seyahat, rüyalar, bilinçaltı, yaratıklar, cadılar ve kıyamet alametleri arasında yeni bir Can Evrenol çılgınlığını müjdeliyor.

Kullanıcı Puanları: 2.49 ( 6 votes)
70

“Beş polis aldıkları bir telefon sonrası kendilerini Lovecraftvari bir cehennemde bulurlar.” Bu fikir üzerinden Can Evrenol’un aynı adlı kendi kısa filminden uzun metraja dönüştürdüğü Baskın, ucuz cin filmleri arasında kaybolan Türk sinemasında bir milat olarak karşımıza çıkmıştı. Yönetmenliği, atmosferi ve müzikleri güçlü, bol kanlı bir cehennem senfonisi olan Baskın, Freudyen şemalara uyan karakter tahlilleriyle de dünya sinemasının korku örnekleriyle yarışabilecek tek Türk korku filmi olarak sinemamız adına bir kapı açmıştı. Baskın’ın Türkiye’den çok yurt dışında ve daha underground film festivallerinde ilgi görmesinin –istismar sinemasına yakın bir ‘gore’ anlatım benimsemesi sebebiyle- Evrenol’un ikinci uzun metrajında İngilizce korku filmi çekmesine ön ayak olduğunu söyleyebiliriz.

Evrenol yine uçuk, delişmen, sinefil fikirlerini korkutucu olduğu kadar ‘fun house’ kafasıyla birleştiren keyifli bir geceyarısı çılgınlığına imza atıyor. Baskın ile konu/atmosfer bakımından John Carpenter – Clive Barker arası tuhaf bir dünya yaratan yönetmen, Housewife’ta ise açılış sekansından itibaren atmosferin ve renklerin çiğliğiyle Dario Argento – Lucio Fulci topraklarında geziniyor. Holly (Clementine Poidatz)’nin ailesinin katledildiğine tanık olduğu çocukluk travması üzerinden fantazmagorya dalgalanmalarına, cinselliğe, aileye ve karabasanlara dair klostrofobik bir atmosfer tasarlayan film, özellikle ikinci yarıdaki ULM tarikatı sahnesinden itibaren astral seyahat yolculuklarının, rüya içinde rüyaların devreye girdiği katmanlı kurgunun ve kıyametin resmedilişinin gerçekleştiği bir fanteziye doğru evriliyor. Evrenol, 70’lerin İtalyan korku filmlerindeki gibi yoğun erotizm içeren sahnelerde Poidatz’ın cesurluğundan güç alırken bu atmosferi ‘gotik’ ve ‘giallo’ etkileriyle harmanlıyor. Poidatz’ın epey Charlotte Gainsbourg’u –bilhassa Antichrist’taki halini- anımsatan fiziksel aurası ve David Sakurai (Bruce O’Hara)’nin siyah giyinimli, deri eldivenli, karizmatik, gizemli tarikat lideri portresi karakterleri yeterince ilgi çekici kılıyor.

Housewife: Sadece Rüyaların ve Sen

Yerli korku filmi yönetmenlerinin formülize, gişe odaklı, hepsi birbirini andıran yapıtlarının arasında adeta ‘ben bu ülke sinemasına ait değilim’ diye bağıran Baskın ve Housewife, hem Toronto’nun meşhur ‘Midnight Madness’ izleyicisi hem de Sitges’in coşkulu kitlesi tarafından heyecanla karşılanan, Eli Roth ve Xavier Gens gibi yönetmenlerin övgülerini dile getirdiği filmler. Evrenol’un kafasındaki çılgın fikirleri beyazperdeye aktarırken işinin ehli bir sanat/makyaj ekibiyle çalışması, atmosfer yaratımına maksimum önem vermesi ve kanın dozajı konusunda elini hiç korkak alıştırmaması bu başarıda en önemli faktörler. Housewife için doğum sekansında Rosemary’s Baby ya da kıyamet tasvirinde The Mist benzetmeleri yapanlar elbet olacaktır fakat Evrenol’un kısa filmlerini de takip edenler bu sahnelerin esas öykündüğü yerin To My Mother and Father (2010) olduğunu anlayacaktır. To My Mother and Father’da çocuğun taktığı maske Housewife’da Sakurai’nin yüzüne geçirdiği maskeyi andırırken ya da her iki filmde de hamile anne karakterler arasında çağrışımlar yaptırırken, kısa filmde beş saniye süren Lovecraftvari sahne ise burada işin içine kıyamet alametleri ve tablo eklenerek daha prodüksiyonlu haliyle kotarılmış gözüküyor.

Housewife’ın Filmekimi gösteriminden sonra farklı ülkelere mensup oyuncuların İngilizcelerine yönelik gelen eleştiriler ise anca Türkiye’de yaşanabilecek bir durum, zira Türkiye’de herkes ‘İngilizce uzmanı’ kesilmeyi çok sevdiği için arada böyle tuhaf çıkarımlar yapılabiliyor. Evrenol’un burada kurduğu yapı 70’ler İtalyan korku sinemasının B-filmleri ayarında ve bu tarz filmlerde kullanılan dilin çoğu zaman ucuz olduğu unutulmamalı. Kaldı ki, Fransız aktris Clementine Poidatz şu sıralar National Geographic’in popüler dizisi Mars’ta, Danimarkalı-Japon aktör David Sakurai ise Iron Fist dizisinin ardından Fantastic Beasts 2 filminin kadrosunda yer alan uluslararası oyuncular. Dolayısıyla bu konuda belki sadece Ali Aksöz için eleştiri getirilebilir fakat Aksöz’ün filmdeki karakterinin zaten yabancı değil, Türk olması durumu tutarlı kılıyor. Yan rollerde Defne Halman bir anne korku figürü olarak filmin en akılda kalıcı karakteri olmayı başarırken, Alicia Kapudağ ise hem seksüel hem ‘gore’ sekanslarda Poidatz’ın cesurluğuna eşlik ediyor. ULM sahnelerindeki kısa Can Bonomo ‘cameo’su ise filmin gülümseten detaylarından olarak göze çarpıyor.

Housewife, 70’lerin İtalyan korku filmlerindeki gibi yoğun erotizm içeren sekanslarını gotik ve giallo etkileriyle harmanlarken astral seyahat, rüyalar, bilinçaltı, yaratıklar, cadılar ve kıyamet alametleri arasında yeni bir Can Evrenol çılgınlığını müjdeliyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi