Dr. Gregory House, son dönemlerde televizyon ekranlarının demirbaşı haline gelmiş tıp dünyasını başka bir pencereden sunan House M.D. dizisinin başkahramanı. 70’lerde M.A.S.H.’in, 90’larda ise ER’ın –hatta günümüz uyarlaması Doktorlar’ın bile- topluma yansıtmaya çalıştığı “doktor” imajının yeni ve yegane örneği. Diziler sayesinde -sanki mükemmele ulaşmayı başarmış gibi- gözümüze gözümüze sokulan sağlık sektörüne karşı dayanma noktamız. Kördüğüm olmuş tıbbi vakalara tanı koyabilecek tek kişi olmanın verdiği haz ve kibirle tıp dünyasının dahi çocuğu; bir o kadar da haddinden fazla özgüveniyle kaba ve sarkastik. Etrafını çevreleyen insanlarla -nefes alan her canlıyla da diyebiliriz- arasına yıkılması zor bir duvar ören, davranışlarıyla kendini toplumdan hatta kendini kendinden bile soyutlayan, dilinin kemiği olmayan yalnız bir kurt. Üstelik tıbbi vakalara duyulan ilginin bile artma sebebi. Peki, içinde güven duygusuna dair en ufak bir kırıntı bile barındırmayan ve mizantrop olarak nitelendirebileceğimiz House’un, bir dizi karakterinden daha fazlası olduğunu kabullenmek kimi zaman neden bu kadar zor? Dahası Vicodin bağımlısı bir doktorun, televizyon ekranının tek yönlü aynası olması neden bu kadar önemli?

House M.D. ve Yalanlar Üzerine Kurulu Gerçek Dünya

David Shore’un dokunuşlarıyla 2004 yılında hayat bulan House M.D.’in pek çok açıdan ilgimizi çektiğini söyleyebiliriz. Listenin en başında Dr. House’u Hugh Laurie’den daha iyi canlandırabilecek bir oyuncunun olmadığına inanmamız bile geliyor olabilir. Ruhsal açıdan yaşadığı dengesizliklerin zihnine yansıması ve bu sebeple baş etmek zorunda olduğu her olayı; tıbbi, fizyolojik ve psikolojik sebeplere dayandırarak çözmeye çalıştığı bir gizem, yeni parçasını bulduğu bir yapboz olarak değerlendirmesi bizi de olayın içine çekiyor fark etmeden. Şu bir gerçek ki sır perdesini aralamayı seviyoruz; belki güvenimizi tazelemek, belki yeni arayışlar içine girmek, belki de bulunduğumuz ortamdan veya bir önceki günün aynısını yaşamaktan sıkıldığımızı kendimize itiraf etmek adına bir gizemi çözmeyi seviyoruz. İşte House M.D.’i sorgulamadan dünyamıza kabul etmemizin en önemli sebebi de bu; dışarıda yüzleşmekten korktuğumuz şeylerin üstesinden Dr. House aracılığıyla gelme çabası.

İnsanlar doğası gereği –seviyesi durumdan duruma, kişiden kişiye değişse de- içlerinde bir kaygı taşır ve bu kaygı kimi zaman yalnızlıkla kimi zamansa savunmasızlık ile ortaya çıkar. Bu kaygıyla başa çıkabilmenin yolu da kendimize göre bir savunma mekanizması oluşturmaktan geçer. Olaylara ve kişilere karşı önce alçakgönüllü olmak ama bir yandan da daha güçlü olmaya karar vermek, aynı zamanda duygusal açıdan kendini güvence altına almaya hatta mümkünse bir cam fanusta yaşamaya çalışmak ve en nihayetinde belki isteyerek belki istemeyerek geri çekilmek. Nitekim Dr. House’un kendini herkesten ve her şeyden soyutlaması, yalnızlığı en yakın arkadaşı kabul etmesi, baba figürüne ve Tanrı/din kavramlarına karşı hayatına bizzat istediği gibi yön vermesi, zihninde bir oyun haline dönüştürdüğü metaforları, yarattığı savunma mekanizmasının birer halkası aslında.

Kendinden başka hiçbir otoriter gücü kabullenmemesi ve olabildiğince az insanla aynı havayı soluyarak hayatı bir bilmeceyi çözmekle eşdeğer tutması House’un neden duygularıyla değil de gerçeklerle hareket ettiğinin başka bir göstergesi. Belki de bu yüzden çıkarımlarını yalanlar üzerinden yapıyordur, hiç kimseye güvenmiyordur. Belki de bu yüzden kimliğinin bir parçası haline getirdiği “Herkes yalan söyler (Everybody lies).” mottosuyla gerçekleri yüzümüze bir kez daha çarpması ilgimizi çekiyor ve kalbimizi kazanıyordur. House M.D.’in pek çok diziden farklı olduğunu, o kibirin altında muazzam bir zekanın yattığını düşünmemdeki en büyük etmen de bu; çünkü Pollyanna’nın dünyasında yaşamadığımı bir kez daha hatırlatıyor ne yazık ki bana.

House’un karakterini göz önünde bulundurunca, bir sonraki adımı düşünmeden hareket etmesi kadar doğal bir şey yok. Kahramanlığı bir semptom olarak görmesi, kahramanlığın altında da hep başka bir gerçeği araması, bu sebeple bireyin benliğinde var olamayacağını düşünmesi House’un neden arkadaşlarına veya birlikte çalıştığı kişilere, sınırlarını zorlayacak derecede, psikolojik bir baskı uyguladığının açıklaması bir bakıma. Bunun bazı zamanlarda işe yaradığını da kabul etmek gerek. Her ne kadar davranışlarını ve bu yolda izlediği tutumu beğenmeseler bile Forman’dan Cuddy’ye House’un sınırlarını geçmekte zorlanan herkesin bir noktada onun doğruluğunu kabullendiğini görüyoruz; çünkü House’un da söylediği gibi “Gerçekler yalanlar ile başlar.”

Ekranlarda yer aldığı sekiz sene boyunca House M.D.’in bu denli sevilmesinin belki de en önemli sebebi, Dr. Gregory House karakterinin başından sonuna dek başka yollara sapmadan ilerlemesi kanımca. Zira House’un karakter portresinin altında çok fazla renk var ve bu renklerin kullanımı o kadar özverili bir şekilde hayata geçirilmiş ki kibirli doktorumuzun hiçbir hareketinden dolayı çıkmaz sokağa girmiyoruz. Bir başka deyişle, yaşamanın ölmek anlamına geldiği final bölümü “Everybody Dies” olabilecek en iyi House M.D. finali olarak çıktı karşımıza ve tam da istediğimiz gibi House’un toplum normlarına ayak uyduran ‘daha iyi bir insan’a dönüşmesine şahit olmadık. Elbette ki House’un da bazı noktalarda aşama kaydettiğini söyleyebiliriz; Cuddy ile olan inişli çıkışlı ilişkisi ve çok fazla dillendirmese de Wilson ile olan dostluğu göz ardı edilmemeli. Ancak dizi finalini yaptığında bile gülümsemem için bir sebep vardı; House hala rahatsız etmeyecek türden Sherlock-vari düşünce yapısına sahip, hala umursamaz ve dış dünyaya kayıtsız, hala hırçın ve kibirliydi ki en büyük temennim de buydu açık konuşmak gerekirse. Çünkü House’u House yapan tüm bu karakteristik özelliklerin bileşimiydi, kendi kimliğiydi.

Her ne olursa olsun House’un da derinlerde bir yerde kalbi olduğuna inandım hep. Nitekim gerek baba figürünün içinde açtığı yaralar, gerek bacağından dolayı yaşadığı dinmek bilmeyen ızdırap, gerek takıntı haline dönüştürdüğü tanı koyma macerası, gerekse dünyaya ve insanlığa karşı gerçekçi yaklaşımı içimizdeki benliğin birer yansıması. Belki de gerçekten acıdan doğar insan, kim bilir.

https://www.youtube.com/watch?v=Md1j2s34MHY

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi