Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 1 [1] => 14 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Romantik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/romantik/ ) )
Mutlu Bir Yaz
Hon Dansade En Sommar
1951 - Arne Mattsson
103
İsveç
Senaryo Per Olof Ekström, Volodja Semitjov, Olle Hellbom, Arne Mattsson
Oyuncular Edvin Adolphson, Ulla Jacobsson, John Elfström

Hon dansade en sommar

Per Olof Ekström’ün 1949’da kaleme aldığı Sommardansen (Summer Dance) romanından uyarlama Arne Mattsson imzalı 1951 yapımı bir İsveç filmi; Hon dansade en sommar.

Mattsson’ın erken dönemi komedi filmleriyle anılsa da en büyük başarısı klasikleşmiş bir dram örneği olan bu filmdi. Bu filmle, 2. Uluslar Arası Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı ülkesi adına ilk kez almıştı. Aynı zamanda 1952 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışsa da En İyi Müzik Ödülü’yle yetinmişti. Şimdilerde pek hatırlanmasa da döneminde estirdiği fırtına sadece bu ödüllerle sınırlı değildi. Mattsson bu filmle büyük tartışmalara yol açmıştı. Film, Bergman imzalı 1953 yapımı Summer with Monica ile birlikte o dönem İsveçliler için “özgür âşıklar” imajını yaratmak amacıyla çekilmişti. Dolayısıyla filmden ziyade çıplak bir sahne konuşuldu. Günümüz sinemasının alenen kullanmaktan çekinmediği ve bugünün sinema seyircisi için bu kadar büyütülmesi gülünç olabilecek kadar kısa bir sahne, döneminin ahlak algısı sebebiyle oldukça abartılmıştı. Tartışmaların bir sebebi daha vardı. Esas kötü adam karakteri bir rahip üzerinden tasvir ediliyordu. Böyle bir filmin 50li yıllarda ortaya çıktığı düşünülürse tabuları yıkmak için oldukça cesur bir adım atılmış. Ama ne yazık ki film birçok ülkede sansürlenmekten hatta yasaklanmaktan kurtulamamış.

Göran bütün bir yazı amcasının çiftliğinde geçirecektir. Kerstin ise o köyde yaşayan çiftçi kızlarından biridir. İlk görüşte âşık olurlar ama hepsi bununla sınırlı kalmaz. Konuyu bu şekilde özet geçtikten sonra filmi sekanslara bölerek inceleyelim.

Film, kalabalık bir cenaze töreninde vaaz veren bir rahiple açılır. Rahip, İsa’nın günahkârları taşa bağlayıp denize atmak gerektiği yönündeki sözüne atıfta bulunarak İncil’den bir alıntı yapar (Markos 9: 42). O sırada Göran nefes nefese ve ağlayarak cenazeye katılır. Rahip ahlaksızlığın, sapkınlığın ve bencilliğin bedelleri üzerine vaazlar verirken kötücül bakışlarıyla Göran’ı hedef gösterir.  Göran daha fazla dayanamaz ve koşarak uzaklaşır. Bir iskelede durur. Kafasından geçenlerden anlarız ki bu başlangıç aslında bir sonun tasviridir. Göran sudaki yansımasına bakar ve aniden baba evinde arkadaşlarıyla mezuniyetini kutladıkları sahneye geçeriz.

Babası yazı geçirmesi için Göran’ın amcasının çiftliğine gönderir. Gelir gelmez evde Kerstin’le karşılaşır. Yönetmen ilk görüşte aşk tasviri üzerinde çok durmaz sahne birbirlerinden etkilendiklerini belirten kısa bir bakışma anıyla kararır.

İnsanların bir arada mutlu yaşadıkları, tarlalarda birlikte çalıştıkları, birbirlerine yardım ettikleri, birbirlerini sevip saydıkları bir köydür burası… Tabii bu manzara uzun sürmez. Köyün gençleri yine her zamanki gibi okula gittikleri bir gün kapıdan çevrilir, okula alınmazlar. Gerekçe ise oranın artık yeni gelen rahibe ait olmasıdır. Gençler itiraz eder, hatta rahibin arabasının önünü keser ve restleşirler. Bu sorunu Göran’ın amcası eski ahırını çocuklara emanet ederek çözer.  

Gençler hep birlikte ahırı restore ederler. Gün içerisinde hem tarla işleriyle, hem okul restorasyonuyla ilgilenirken bir yandan da şarkı söyler, dans ederler. Tabii herkes bu kadar pozitif değildir. Bu durumdan hoşlanmayan tutucu kesimler rahibin sert vaazlarından etkilenirler. Aralarında Kerstin’in akrabaları da vardır.

Göran ile Kerstin’in yollarının sürekli kesişmesi, aralarındaki küçük tatlı çekişmeler, gizli buluşmalar, kıskançlık krizleri rahibin gözünden kaçmaz ve onu harekete geçirir. Rahip sadece vaazlarla yetinmez, ailelerin aklına da girer. Göran’ın amcasının karısı ve Kerstin’in yanında kaldığı akrabası olan safça bir adam bu dolduruşa gelir. Ve kötücül plânlarını işlemek için fırsat kollarlar.

Göran içinde bulunduğu durumdan hoşlanmaz, işler ona oldukça ağır gelir ve köyde canı çok sıkılır. Kerstin ise tam tersi, çalışkan ve mutludur.  Masumca bir flört başlar aralarında… Ama kamera bu sırada çevrelerindeki insanların tepkilerini de süzer. Göran çevrenin tepkisini fark edince amcasına açılır. İnsanların bu kadar kötücül fikirlere sahip olmasına şaşkınlığını ve üzgünlüğünü belirtir. Buna rağmen bir ömrü burada nasıl geçirdiğini sorar… Amcasının cevabı basittir. O oraya aittir. Göran başkalarından izin alarak aşk yaşamanın çılgınlık olduğunu düşünür.

Bir sonraki sahne, kahramanın yani Göran’ın anlatılıcılığı üstlenmesiyle devam eder. Ahır, köyün gençleri tarafından elden geçirilirken Göran’ın gözleri Kerstin’i arar ama o gelmemiştir. Köy Enstitüleri’ni andıran bir tabloyla devam eder sahneler. Dans eden öğrenciler, okullarını inşa eden kızlar, erkekler…  Bir tiyatro oyunu düzenlemeye karar verirler. Yine birinci ağızdan çapkınlıklarını dinlediğimiz Göran, Kerstin gelmeyince “yumuşak dudaklı köylü kız” olarak tasvir ettiği Slyvia’yla dans etmeye başlar. Akordeon ve klarnetin nefis uyumu sürerken Kerstin girer sahneye. Göran’ın bir başka kızla dans ettiğini uzaktan seyreder. Çok geçmeden Göran da fark eder Kerstin’i, partnerinden özür dileyerek onun yanına koşar. Onu gördüğüne çocuklar gibi sevinir. Kerstin’se müziğin sesine geldiğini söyleyerek ağırdan satar kendini. Göran dansa davet eder onu, bir iki tatlı itirazdan sonra Kerstin de kendini bırakır aşkın kollarına. Diğer partnerin öylece ortada kalması ve kıskanması mizahi bir anlatımla süslenir. Bu sekans bir müzikalin gereklerini fazlasıyla karşılar.

Yengesi, gençliğini yaşayamadığından ve şimdiyse hiçbir şeyden zevk almadığından kıskanç ve kindar bakışlarla süzer Göran’ı ve diğerlerini. Bu mutluluğun bozulması için Papazla işbirliği yapacak kadar katıdır yüreği. Yuvarlak bir masada iş görüştükleri bir akşam papaz da masadadır. Evlenmeden karşı cinsle yakınlaşmak, müzik dinlemek, dans etmek vs gibi şeyler ahlaksızca, dinsizlere yakışır şeylerdir gibisinden vaazlar vermeye başlar. Göran’ın tavrı nettir, Hrıstiyanlar gençlere tolerans gösteremez mi? Papaza göre yaşama özgü, eğlenceli ve en önemlisi aşk gibi şeyler ayaktakımı işidir. Ona göre evlilik kutsaldır. Ona göre sapkınlığın mutlaka bir bedeli vardır.

Göran, Kerstin’i de tiyatro oyununda oynamak için ikna eder.  Ama papazın söylemleri yüzünden Kerstin tedirgindir. Ailesi ve çevresinin tepkilerinden çekinir. Göran ise bu kadar masum bir istek için bu kadar kural olmasını kabullenemez ve bu duruma direnir. Bir gün amcasının bacağı kırılır ve tüm işlerle Göran ilgilenmeye başlar. Yine sıradan bir gün tarlada çalışmaya giderken şehirden arkadaşları ve Marianne çıkagelir. Göran, arkadaşlarına burada mutlu olduğunu söyler. Marianne ise bu mutluluğun sebebini aşkla açıklar. Göran bu durumu yalanlamaz. O sırada Kerstin önlerinden geçer. Marianne onu kıskanır ve köylü olmasını küçümser. Onları bir arada gören Kerstin ise Göran’ı kıskanır ve onun aşkı birçok kadında aradığını zanneder. Bu nedenle provalara katılmaz. Göran, onu yeniden ikna etmeye geldiğinde hatalarından ve ilişkilerinden konuşurlar. Sekans, iki aşığın öpüşmesiyle kapanır.

Aralarındaki sorunlar çözülür ve sonunda doludizgin yaşarlar aşklarını. Bir ağacın altında, diz dize, şiirsel bir romantizmle baş başa kalırız. Bu sahne leziz aşk replikleri ve doğa tasvirleriyle bezenir. Huzur dolu bir günden sonra Göran, Kerstin’i motorla eve götürür. Tam ayrılacakları sırada arzularını daha fazla dizginleyemeyen Kerstin, Göran’ı bir samanlığa çeker.  Tüm korkularını, endişelerini unutarak sarılıp öpüşürler. Ancak aileden biri çok geçmeden bu mutluluğu yarıda keser. Bu gerginlik ve sözde “ahlaksızlık” bölgede de duyulur. Yengesi bu durumun devamında işlerin tehlikeli bir boyuta ulaşacağı konusunda Göran’ı uyarır. Göran ise sahte sofuların kararlarıyla hareket etmeyeceğini haykırır. Günümüzde hala devam eden bir sorunla yüzleşiriz; insani değerler yerine dini getiriler “utanç” kavramını tanımlar.

Onlara göre yaşadıkları büyük bir aşktır. Ama küçük dünyalarında küçük düşünen insanlara bunu anlatmak bir o kadar zordur. Göran’ın babası da bunu anlamayacak kadar taşlaşmıştır. Oğlunu bir yatırım olarak görür, ne onu ne geleceğini bu küçük yere ve Kerstin’le bağdaştıramaz. Hikâyenin bu kısmı Yeşilçam’a defalarca ilham olmuştur herhalde…

Kısa bir ayrılıktan sonra tekrar kavuşan âşıklar göl kenarına giderler. Orada onlara engel olabilecek hiçbir güç yoktur ve doğa ana bu aşka kucak açar. Çok tartışılan çıplaklık bu sahnede belirir. Sonradan birer klasik olacak replikler kavuşma anını taçlandırır. Sahneden geriye kalan Kerstin’in Göran’a fısıldadığı “Beni unutma…” repliğidir.

O akşam, Kerstin’in tutucu akrabalarından biri, Papaz’ın yönlendirmesiyle gençlerin elleriyle restore ettiği okulu yakar. Bu sahne köy enstitülerinin yok edilme hikâyesini anımsatır. Okul, adamın; “Yangın ve lanet sizin üzerinize olsun!” nidalarıyla kül olurken, her nerede ve hangi çağda olursak olalım, tabuların insan hayatını tehlikeye atabilecek kadar güçlü olabileceğine bir kez daha şahit oluruz.

Yangın sahnesi tiyatro oyunu sekansına bağlanır. Tüm engellere rağmen tiyatro oyunu oynanır. Göran ve Kerstin de engelleri yok sayıp aşklarına sımsıkı sarılmışlardır. İki sevgili oyun bittikten sonra motora atlayıp yola düşerler. Aşk sarhoşu olmuşlardır, bir anlık dikkatsizlik onları yoldan çıkarır. Kerstin, yine yıllar sonra Yeşilçam’a malzeme olacak; “Burası çok soğuk, burası çok karanlık. Benimle kal.” replikleriyle Göran’ın kucağında can verir. Aynen belirttiğim gibi bu şekilde; hızlıca yaşanır her şey.

Ve tekrar ilk sekanstaki cenaze törenine döneriz. Papaz’ın konuşmasını yine dinler, Göran’ın kaçışını yine izleriz. Tek farkla… Anlarız ki katıldığımız Kerstin’in cenazesidir. Kapanış yapılmadan hemen önce Göran’ın amcası –ki filmde iyi niyetini bir an olsun kaybetmeyen tek kişidir- Kerstin’in mezarı başına gelip o unutulmayacak cenaze konuşmasını yapar:

Hayatta tek gerçek şey; iki insanın birbirine âşık olmasıdır…  

Film, iskelede oturmuş Kerstin’i düşünen Göran’ın görüntüsüyle son bulur. Görüntüye ise Kerstin’in sesi eşlik eder: “Göran, beni unutma.”

Bugünün standartlarında ne Ekström’ün Summer Dance romanı, ne Mattson’ın romandan uyarladığı bu film ne de Bergman’ın Monica’sı salt seksist olarak nitelendirilemez. Bergman’ı da değerlendirmeye tabii tutuyorum çünkü bu iki film arasında göze batan fark; Mattsson’ın Hitchcockvari bir gerilim tarzıyla hikâyesini süslemiş olması sadece. Zamanında “ahlaksız” ve “suça tahrik” olduğu gerekçesiyle sansürlenmesine sebep olanlara en güzel cevabı toplu oylama yoluyla filme Altın Ayı Ödülü kazandıran seyircisi vermiş zaten. Kim ne derse desin, döneminin en cesur işlerinden biri bu film. Büyük ölçüde amacına ulaşarak gerek kendi ülkesinde gerek yayınlandığı diğer ülkelerde “cinsellik” kavramı üzerine birçok tabunun yıkımına önayak olmuştur. 1952 yılında İngiliz Film Sansür Kurulu tarafından sertifika çıkarılarak sansürü kaldırılan film; unutulmaz karakterleri, karakterlere hayat veren başarılı oyuncuları ve yıllar geçse de eskimeyecek hikâyesiyle evrensel bir başyapıt.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol